evlilik

126 /
acarabi acarabi
tam 40 yıllık evliyim ancak, evlilik müessesesinin günümüzde geçerliliğini yitirdiğini ve yakın gelecekte evlilik kurumunun kalkacağını, en azından gözden geçirileceğini düşünüyorum.
özel notos: insan doğası, yaradılışı gereği tek eşliliğe uygun değildir. miras ve neseb sorunlarını aşacak bir sistem bulunduğu anda bu müessese, dolayısıyla tek eşli yaşam tarihe karışacaktır.
purge me purge me
hazır sol frame'de (bkz: bir komünist ile akplinin aşkı) gibi bir başlık görmüşken ve "efkar mode on" iken ufak bir ekleme yapayım şu konuda evlenme yaşını çoktan geçmiş biri olarak. çünkü burası daha uygun olur yazmak için. sitemim genel.

böyle; akpli-komünist, anaplı-shp'li, fenerli-cimbomlu, hürremci-şehzade mustafacı (ortaçağ instelacıları için bu) türünde; bir konuda, fikirde, ideolojide, şunda bunda taban tabana zıt görüşü olan aşklar hakkında genel düşüncem bile (bkz: gol olur) hadi yumuşatim, "neden gol olmasın?" dır. (bu arada, bu zıtlıkların çoğunu da zaman içinde oluşturan ve salt doğru kabul eden yine kolektif bilinç, toplum, toplumsal kültürel gelişimde olan ayrılıklar, dönemsel gelişmeler vs vs. gibi etkenler bakın, oraya dikkat edin. hürrem örneğini espri olsun da torba dolsun diye vermedim gece gece keyfim kaçıkken. gökten inen kurallar veya fizik yasaları değil yani bu kanun gibi gördüğünüz zıtlıkların çoğu. büyük düşünün).

(bkz: let s go)

önce aileleri sallayıp koşmak lazım uzaklara. o zor. abd-avrupa'da olsak belki daha kolaydı.
bu kültürel mirasla daha zor bizim gibi bireyciliği geriye atıp, aileyi, sülaleyi, hemşoluğu, kan kardeşliği, aşiret bağını, vatanın yılmaz bütünlüğü ve halayı falan ön plana alan doğu kültürü diye genelleyebileceğim olguda. (bkz: bireycilik)

vicdan falan derken ilk bayramda koşar herkes el öpmeye. sosyopat ya da askb değilseniz bu vicdan denilen duygu, default olarak yüklü geliyor zaten insana. hadi bayramı seyranı da geçtim. bir telefon gelir allah korusun, "annen hasta, baban şöyle böyle"... e yine aileye dönüş-irtibat kaçınılmaz olur. aile ile bağ, kesin olarak kopmaz. babanızı gördüğünüz yerde öldürecek kadar sevmeyin, bilmem ne borcu için size ulaşabilirler ya da bir yasal durumda sizi bulurlar. kan, önemli bir bağ olarak kesinlik arz eder insanlık tarihinde. ergen tribinize benzemez o iş. (yaptım, ondan biliyom). "ailem önemli diil tıııma mııı aşqımmm" dedim. yav he diyorum şimdi o halime.) çekirdek aile sürekli olacaktır bir şekilde. yorar bu da ilişkiyi. ilişki yorulur. ilişkilerinde yorulması var. canlı gibi düşünün, sahiden bak.

çekirdek ailenin ilişkiye etkisi başlarda 100'se, bu rakam yaşlandıkça azalır. bu ve benzeri faktörler yüzünden ikinci baharlar daha az ateşli ama daha sağlam olabiliyor hatta. kısıtlamalar azalıyor yıllar geçtikçe. bilgisayar oyunu gibiymiş be. neyse..

sonracıııma, kavga olacak, o şart. dünyada var olan bütün kriterlerdeki bütün özellikleriniz tam olarak uyuşsaydı bile kavgadan kaçış yoktu meraklanmayın. tartışmadan kaçış yok. kaldı ki, acayip bariz farklılıklarınız var konuştuğumuz örnekte, e kesin olarak, daha çok kavga demek bu. "dinlemedim bizimkileri zamanında senle oldum" der biri, kuleyi yıkar. o laf ağır olur. "neleri feda ettiğim insanın dediğine bak" dersiniz, yeniden uzlaşma olsa dahi bazı sözler iz bırakır.

izler de zamanla; soru işareti dolu bir beyin eşliğinde, mecburiyetten, artık sevilmeyen birisi ile yaşama zorunluluğunu ya da aldatarak uzaklaşmayı getirir. ikisi de bok. iki çeşidini de yaptım, denedim şükür. bir ruhsuz kolay yetişmiyor işte nabarsınız.

kaldı ki, makarna sosunu benim yaptığım gibi yapmayan biri ile bile yaşamakta zorlanır olacak kadar bıkmışım artık tezat karakter özelliklerinden ve alışkanlıklardan. zaman ve biraz fazla ilişki denemesi yıpranmayı getirmiş, tahammül eşiğimi düşürmüş feci. demem o ki, kusura bakmayın büyüklenmeyi de sevdiğim olur ama bu kez büyüklük taslayrak söylemiyorum, tamamen kızgın bir tonlama ile diyorum :

canlanım siz hepiniz (bkz: bok var gibi) evleniyorsunuz pat diye ya. hiç alınmayın. bunu öğrenmem için bayaa zaman geçmesi gerekti, size de kızamam işte bu noktada. kendim yapma olasılığım olan bir şeyi, yapmadığım için bir şekilde kazançlı çıktıktan sonra etrafa ahkam kesen adamlar gibi hissederim, adil olmaz o. mantıklı adamız şimdi efem yer yer ibneliklerimiz olsa da. (bkz: mantık) iyidir.

lan bu ne telaş yaa. 17 yaşında bile böyle azgınca evlenme isteği yoktu bende. (hayal kurulan yaşlardır ya hani) (evlenip kurtulayım bu evden, sivmiyormm ailemi, kimse anlamıyor bini ühühü yaşları)

evleniyorlar, ürüyorlar anında. güya herkes batıcılığı benimsemiş. en azından benim büyüdüğüm çevreler böyleydi. hepsi seküler tiplerdir. iddiaları oydu. concon da boldur kolej tayfasından kalan, halk çocuğu metalci de. batı da batı derdi bunlar. bireyin gücü derdi. kariyer derdi. derdi yani. hooop 23'te koydu kucağa çocuğu yüzde 50'si amk. ben daha, "ne içerdik olm ya, okul wc'si sifonuna şarap sokmuştuk haftasonundan, pazartesi ne bombaydı sınıfın yarası zom olup şarkı söyledik ahaha" anılarını dün yaşamış gibi hissederken, baktım adamlar kucaklarında çocuk, "sorumluluk zor purge'cuğum" akoruyla çalıyor. "bir yerden sonra çeki düzen vermek gerek hocam" diye akıl saçıyor bana, daha dün "evden kaçsak mı hı" diyen adam. hmm ok diyip, amk böyle hızlı değişimlerin diyip uzaklaşıyor insan. tutarsızlık irite ediyor tutarsız biri olmama rağmen. çözemedim onu.

abicim gerçekten, yarrak var gibi evleniyor herkes anlık duygularla.

sevişmeden evlenen bile var ya. ben ki, aşk-meşk-hoşlanma sandığımız çoğu duygunun, aslında seks yapmak arzusundan gelen şaşkınlık hali ile dahi olabiliceğini, bu kasılma halinin düşüncelerimizi yanlış yönlendirebileceğini, yattıktan sonra "naptım lan ben, çok edebiyat parçaladık, bela olacak şimdi tüh" dediğim ama yatmadan önce uzun zaman sevebileceğimi düşündüğüm hocalarımızla keşfetmiş insanım. adam ya da kadın gidiyor; 3 gün aynı evde yaşamadığı, sinemada elini tutma harici dokunmadığı, o seks baskısı ve kasılma sayesinde kendini asla doğru ifade edemediği bir ilişkide evlilik kararı alıyor. buna da süper diyor. kafanızı sevsinler sizin.

(şu son yarrak kelimesi için ilk kez pardon diyeceğim public olarak. normalde, küfürlü konuşan bir insanım ve bunun için hiç sallamadığım sözlük tüzel kişiliğine ya da fertlerine açıklama yapmam. yapmayı güçsüzlük sayarım. yine de alışkanlıktan ötürü; gerekmedikçe, alternatif varsa, göze sokarcasına, her cümlede zorlama küfür eden ergenler gibi olmayı avamlık bulduğumdan, doz ayarlamasına girerim. girilerimi tekrar okuyup göndere basmadan önce ; anlık ruh halim ile o an yazdığımın, o an ruh hali bambaşka olan kişiye saçma geleceğini öğrendim çünkü sonradan. fakat bu son kullandığım "yarrak" lafını cidden sinirle yazdım. bunu vurgulamak istiyorum bilhassa. bu gereksiz paragrafı da bunun için uzattım şu an. kolay kolay da sinirlenmem ama gerildim bir an hocalar, tanışıp 3 ay sonra cart diye "evlenelim mi ışkımm" diyen çiftleri hayal edince. okumuşu da aynı cahili de. damat pijamasına ayrı, gelin kafasına bohçasına ayrı uçtuklarım yaa.)

yav sonradan, tek çocuklu dul anneler ordusu diye başlıklar açılıyor işte başka sözlüklerde, ona da kızıyorsunuz. yok efendim "kadını aşağıladınız, et parçası gördünüz" bla bla. klişe havalar.. e bırakın da taşağımızı geçelim ya da sırtlanlığımızı yapalım bari lan.

öte yandan utancımdan ve aynı haltı yeme potansiyelimden ötürü, eleştiremiyorum çok fazla evlilik konusunda acele edeni. "bizim aşkımız çok başka sen anlamazsın" dese kalırım lök diye. haklısın demem gerekir. çünkü evet, aşk genellemelere sığmayacak kadar tekildir.
(bkz: aşk genellenemez) her ikili ilişki, o ana kadar toplumca kabul edilen her kuralın köküne dinamit koyup patlatma olasılığı taşır. taşır taşımasna da, bu da 40 değil 4000000 yılda bir olur be. bunu dedik diye coşmayın hemen len. "bizim aşkımız da böyle nev-i şahsına münhasır işte sevgilim" diye ekran başında okurken sarılmayın birbirinize evlilik kumkumaları sizi.. ki şuraya kadar yazdığımı okuyan varsa zaten beni siksinler sdlfdkllkjfk.

benim vardığım sonuç, en az 2-3 yıl ilişki bazında tutulması gerekliymiş aşkın. (yaş ilerledikçe bu süre tecrübe bolluğu nedeniyle azalabilir, sorun yok). çıtırlar kesinlikle kapıyı 3 yıldan açsın yine de. bu sürede de, en az (bakın en az) 1 yıl aynı çatıda yaşanacak. benim sevgilim lahana yerse şu şekilde sıçar tespitine kadar her detay bilinecek bu zaman zarfında o kişi hakkında.
3-5 sağlam kavga da çıkabilir bu aralarda tabi. bunları da sevgi yenecek. aşkın gücü mücü galip gelecek. işte o zaman o evlilik, gerçek anlamıyla (bkz: evlilik) olur.

hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde kötü günde, bir ömür hopbidi hopbidi yapacağıma yemin ederim ritüelindeki yemini karşılamış olur. yoksa çatırdama olasılığı fazla. çatırdamazsa bile, üstteki cümlelerimden birinde yazdığım gibi; birbirini "artık" sevmeyen iki kişinin zorunlu birlikteliğine dönüşüyor o evlilik. o zorunlu beraberliklerde de, modern zamanlarda, taraflardan biri ya da hepsi sanala kaçıyor en kolay teselli o diye. nude atıyorlar bana. erkekler daha rahat ve salak olduğu için wc'ye gidip oradan çaktırmadan kalp atabiliyor birisine. salaklık kısmımız şundan. telefonu banyoda unutup, maçın sesini duyup, gol oldu diye boxerı zor çekip salona koşuyoruz ve ekran açık halde yakalanıyoruz.

sonsuz olasılıklı paralel evrende, şu ana kadar evlilik kararı almış olsaydı, pardon uygulasaydı, en az 7-8 ciddi ilişkisi ile evlenmiş olacak olan, bir yerlerde 8 farklı hayatı daha olan bekar adam bildirdi.

özet: zart diye evlenmeyin. bi durun lan.
wulfgar wulfgar
normal ilişki dinamiklerinden aşırı derecede farklı dinamiklere sahip müessese. ben açık gönüllülükle hayatımda şu ana kadar aldığım en doğru birkaç karardan biri olduğunu söyleyebilirim. fakat evlenmeyi tavsiye eder miyim? açık konuşmak gerekirse "evet evlenin" diyemiyorum arkadaşlar.

nikahın üzerinden bir süre geçtikten, ortam durulduktan sonra neler olup bittiğinin farkına vardığınız bir an var. o anı şöyle tasvir edebilirim;

gözlerinizi açıyorsunuz, elleriniz direksiyonda, kafanız feci güzel ve tam o anda otobanda ters yönde sürdüğünüzü ve üzerinize gelen 2 tırın arasından silme geçtiğinizi fark ediyorsunuz.

şanslıysanız silme geçiyorsunuz, evliliğin dinamiklerine cevap verebilecek şekilde gelişmiş bir ilişkiniz ve ileri düzeyde uyum sağlayabildiğiniz bir partneriniz varsa kazasız atlatabiliyorsunuz. fakat maalesef çevremde gözlemeyebildiğim ilişkiler evliliği atlatabilecek kadar sağlam görünmüyor gözüme. yakın çevremde dahi ardı ardına gerçekleşen boşanmalar da bu gözlemlerimi destekliyor.

bizden önceki nesillerin evliliğe (ve de boşanmaya) dair algıları ile yeni neslin algıları aşırı derecede farklı. artık boşanan kadına kötü gözle bakılmaması, kadın hakları konusunda toplumsal bilincin artması, kadınların iş gücüne aktif katılımı ve dolayısıyla ekonomik özgürlükleri konusunda daha güçlü bir pozisyonda olmaları gibi etkenler, annelerimizin, ninelerimizin sahip olmak zorunda kaldığı zihniyeti yıktı geçti. artık kimse kendisini mutsuz bir birlikteliğe katlanmak zorunda hissetmiyor. ben şahsen bunu son derece olumlu bir durum olarak karşılıyorum. sonuçta evlilik kutsal ve korunması gereken bir müessese değil gözümde.

toksisiteden uzak ve mutlu bir ilişki içerisindeyseniz başarılı yürütme ihtimaliniz az değil, fakat öyle değilse "ama aşırı derecede seviyorum" şeklinde kontralamaya çalışmayın, zira sevgi asla ve asla tek başına yeterli değil, sorun çözmeye de herhangi bir katkısı yok, bunu katı bir şekilde belleyin arkadaşlar.

umarım hepiniz partnerlerinizle omuz omuza birbirinizi devamlı ileriye taşıyabileceğiniz ilişkiler yaşarsınız. çünkü o vakit tadından yenmiyor.
polia polia
evlilik, iki kişiyken daha da yalnız hissetmektir.


bi milattır, öncesi ve sonrası vardır.


ben yerine biz denmesi gereken kurumdur.


birbirine aynı evde değememektir.


tembelliktir.


takım ruhu gerektirir.


uyuşmazlıklar ve gizli olayların vuku bulduğu yerdir.


partnerinin etinden sütünden faydalanılan yerdir.


evlilik, ciddi bir müessesedir.

harmonai harmonai
uzun zamandır zihinlere yerleşmiş, kadınlar her zaman bunu ister kanısının aksine gözlemlerimin olduğu kurum. neden bilmiyorum ama büyük bir çoğunluk, herhangi bir kadının bir adamı hayatına almasıyla birlikte, acilen beyazlar içinde, pembe panjurlu bir evde, teki kayıp çorapları toparlamayı hayal ettiğine inanıyorlar. bir kadının hayatını devam ettirmek için herhangi biriyle neden nikahlanmak istediğini mantıklı bir şekilde irdelersek böyle olmadığını anlamak daha kolay olacak.

kendi ayakları üzerinde durabilen, birçok şeyi sizsiz gerçekleştirmiş birinin atacağınız bir imzaya ihtiyacı olacağını sanmıyorum. kaldı ki gönül bağını bir tarafa atarsak, evlilik karşılıklı yasal hakları korumak üzerine tasarlanmış bir sözleşme ve maddi olarak başkasına bağımlı olmayan bireyler için genelde pek de karlı görünmüyor. herkes beni kafalamaya çalışıyor diye gezenlerin de burma bilezik pazarlığında baskın olan taraflarla çift olmasını da evrenin nanik yapma şekli olarak algılıyorum ddjdjdjd özüne gelirsek; tercihen aşkla, hiç olmadı sevgiyle yapılanı hariç mantıklı olmayan bağlanma şekli. en azından birine ayak bağı olmayacak kadar duruş sahibi insanlar böyle yapıyor. arkadaş ortamlarında ayak bağı olacak insanların bununla ilgili ahkam kesmesine kıs kıs gülüyorum.
126 /