evolet

1 /
melagrana melagrana
01.01.2009 23:06
gelişini dört gözle beklediğim, sözlük semalarında daha yazar olmadan boy göstermeye başlamış, diyecekleri dediklerinden çok olan..

şimdilik; "hoşgelmiş altıncı nesil yazar"..

(bkz: can)

23.02.2009 13:43 ~ 13:46
memory card olarak kullandığım insan. bazen "ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar"* diye triplere giresim geliyor, yok, mümkün değil! bu kadın biliyor karakutum nerde; şak diye gösterecek, biliyorum! uyuz oluyorum.

07.06.2009 12:38 ~ 09.06.2009 00:44
"başımı pelage'nin* dizine koysam bile, saçımı okşamayacak gibi hissediyorum" dedim.
"artık söz sarhoş etmiyor beni, ne başkasınınki, ne kendiminki*" dedim.
"pançak pançak şiirler tükürsem* bile gitmiyor o düğüm boğazımdan" dedim.
"oysa içimden gemiler de geçmişti*" dedim.
"gri bir demir gibi hissetsem de ensemde ebemkuşağını, her akşam bir kadeh armagnac içsem de**, sırtımda taşısam da çarmıhımı*, kötülüğe teslim olmak fikrinden büyük bir ferahlık duysam da*, her şey benim olmuş olsa da gene, dönmüş olsam da gecelerime, trenlerime, insanlarıma*, 'gemi batıyor!' yazıyor olsa da o mektupta*, kumların* üzerine basıp geçmiş olsam da; ne kalır* geride?" dedim.
"ben boynumdaki hamayılla birlikte*-ki yüreğim, başkası değil*- on yıldır iyiyim, iyiyim" dedim.
aynada yüzümü gördüm, adeta yeşil..

"sonsuza kadar sürmeyecek ya*" dedi.

oturduk birlikte irene* için ağladık.

bu sebatkar dirilişlere bir türlü alışamadım*.

21.07.2009 21:34
halımın varisi.

02.08.2009 17:25 ~ 18.08.2009 17:40
veda için erken. veda gereksiz. ama gerekli. son söz bekler insan bazen. bir şehir bırakılırken, bir süreç biterken.. kısacası bir şeyler biterken işte.
eşya, şey'in çoğuludur aslında, eşyalar diye bir şey yoktur. değil mi evolet?
hem gaste okunmaz, gazete okunur. ama gazete sevmem, gaste severim ben.
yani yolcu denmez her gidene.
bana demezsin sen bi'şey. "bi'şey olmaz." di mi?
eşyanın ruhu kalacak burada, halı kalacak burada. ben yine bordo sandalyemde. sen oturacaksın yere, benim dikkatimi dağıtacak bir bilgisayar olmayacak. gastelikteki külleri süpürdüğümü ben hatırlamazken hatırlayacak, benim sözlerimi taşıyacaksın. yırtık kağıtlar bırakacağım ellerine. az zaman kaldı. yapacak ne çok iş ve ne az zaman.
çıkarken bu kapıdan, bu sigara dumanı ile sararmış kapıdan, sen içerde kalacaksın.
ben ağlamadan ağlayacaksın. "ağlamadan, dillerim dolaşmadan, yumruğum çözülmeden gecenin karşısında."
üçyol'dan uğurla beni. gelme bornova'ya. sevmem ben bornova'yı.
"gitmeler bir tek bizi eksiltir, ve inancı.. güzellik hiç durmadan uzaklaşır, gökyüzü kararır. dünyayı kim sarar biz böyle kirliyken.." derken sen, ben gireceğim araya; "gidersen inancımı bırak git.."
tüm izleri izninle siliyorum. mumun üzerindeki parmak izlerini de, telefonuma asılı balığın üzerindeki lekeleri de..
kalmadı artık değil mi o kırmızı mühürlerden?
şimdi yanımdasın. bomboş odaya bakıyoruz. kolileri kapıya taşısana.. hadi..
bir dahaki gelişinde ben yine burada olacağım. ama kimse görmeyecek.

biterken; "a sunday smile" çal!

14.08.2009 13:34
"..
demek, diyordu turgut, kendi kendine, bugüne kadar gereğinden fazla vermişim. almadıkları bir sürü turgut vermişim onlara. bu kadarıyla da idare edilebilirmiş. eski turgutlara acıdı. yalnız ben yaşamışım o turgutları demek. ben, bir sürü turgut'u kendime sakladığımı sanıyordum. gene de fazla gelmiş onlara verdiğim. ben de anlamamışım onları: ne onları, ne de onların beni nasıl anladığını görmemişim aslında. verdiğimle ilgilenmişim yalnız. ne kadar kolay bağışlıyorlar kusurlarımı: dolayısıyla kendilerini. neden birlikte yaşıyoruz? bir anlam aramamalı. anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur. insan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa. çok fazla da üzülmüyordu. duyuların zayıflıyor mu oğlum turgut? içindeki o tarifsiz, kuvvetli duygu, başka duyguları körleştiriyor mu? insanlar! neden kaybolup gitmeme seyirci kalıyorsunuz? benden ne kötülük gördünüz? insanlar, duygusuz bir telaşla kaçışıyordu. çok zayıfladım insanlar! belki de kaçmak istediğim bir işe farkına varmadan sürüklüyorsunuz beni. oysa, ne kadar korkuyordum beni tutmanızdan. ne kadar tutucu görünüyordunuz. ne hileleriniz vardı. ne kadar zayıf bağlarla bir arada tutuyormuşsunuz toplumu. benim ayrılmama seyirci kalmanız ne kadar dehşet verici. sonra, durum artık saklanamayacak şiddet kazanınca, şaşırmış görüneceksiniz. sahte bir şaşkınlık göstereceksiniz. sizi hesaba katıp yola çıkanları büyük hayal kırıklığına uğratıyorsunuz. ne diyeyim? siz beni tanımıyorsanız, ben de sizi hiç bilmiyorum. buna da üzülmüyorsunuz. daha beter olun!
.."

buydu.
ve belki de bu;

".. insanlar arasında alışılmış yollar dışında bir anlaşma aracı bulunamaz mıydı? bulunamazdı. o zaman, daima kaybedeceklerdi. hele beni bütünüyle kaybediyorlardı. kitapları, kötü kapaklar içinde, acemice çizilmiş resimlerle dolu kağıt yığınları olarak kalmaya mahkumdu. benden gerektiği kadar yararlanmasını bilmiyorlardı. bir başka yol bulunabilseydi, beni konuşturmayı bilselerdi.."

27.09.2009 20:36
"tamam özledim tamam. mutlu musun!"

03.01.2010 16:03 ~ 16.01.2010 15:56
hakkında yazmaya/yazmakta hiç bu kadar zorlanmamıştım sanırım. geçen, telefonda konuşuyoruz, aramızda şöyle bir diyalog geçti:

"melagrana: yahu realist ol azcık..
evolet: terörist mi?
melagrana: realist ulan!"

gerçekle bağı işte bu kadar. terörist!

değişiminin farkındayım. bu değişimleri uzaktan uzağa izlemek ise garip. garip, şu sıralar en çok kullanıdğımız kelime, birbirimiz karşısında. çeşitli anlamlarla. kah namımıza kerem derler, kah üç kuruş uzatırlar, kah anlamaz geçer giderler yanımızdan. ama garip işte. hep öyleydi belki. ama göstermezdik. transparan yalnızlıkları sıyırıp etimizden, demirlerle çıkardık sokaklara.

ve şimdi sokaklara dökülme vaktidir. vakit tamam. bu kadar beklemek yeter. odasına asacağımız disko topunun siparişini ilk fırsatta vereceğim. ve sonra peruk ve kırmızı ojeler ve sonra..

insanın içinde demirden bir çekirdek var, biliyorum. benimki -sanırım bir kemik torbası olduğumdan- pek hareket etmiyor*, rahatım. fakat onunki otoban damarlarda rahatça hareket ediyor. o çekirdek kaburgasının altında sıkışmıştı. sarsıldı. ve şimdi, oyun -yeniden- başladı.

ey insanlar! koruyun kendinizi! bu kadın tehlikeli! tehlikeli oyunlar oynuyor! geceleri, karanlıklarda!

ben bu kadını böyle sevdim.

şişman kadın sahneye çıkmadan perde kapanır mı sandınız?

28.01.2010 23:16 ~ 06.06.2010 03:06
"166 alo masal hattı"***

25.04.2010 eki;

* önbilgi *
ben sıkıldım bu kadın hakkında yazmaktan. baktım, 10 giri olmuş. edite kuvvet, bu giriyi genişletmeye karar verdim.
* önbilgi bitti *

"zamanlama mükemmel!"

28.05.2010

"kitlemi karşıla sebastian!" repliğini duyamayacak olsam da gerilim efektini 800 km öteden duyuyorum.
küfretme. çok ayıp. cık cık cık.. hiç yakışıyor mu senin gibi hanım bir kıza?

15.12.2010

yılın son günlerini yaşarken, bir metis ajandası vaktinde daha beraberiz. bu sefer smemo ama! "all red!" ehe!

dönüşüyor her şey. dünya dönüyor dönüyor dönüyor.. gelirken eminim bir depresyon getireceksin diyen, yüzü olmayan sesler geliyor aklıma. yüzleri yok, hatırlamıyorum. sadece ses. zaman zaman anlamsız. kafamın sessizliğinden olsa gerek, net sesler. karanlık.

"gerçekten hiç gerek yok." evet. yeni cümlemiz belki. gerek yok.

sakince biterken çok şey, sessiz kalmayı yeğlerken çok zamanın aksine; tüm iyi dileklerim yeni hayatının başlayacağı yeni yılla, seninle.. farketmeyeceksin bu giriyi uzun zaman biliyorum. ama iyi dileklerim olacak hep yanında..

salute!

16.03.11/öğretmen okulları kuruluş yıldönümü

kaçıncı şahitliğin bu? kaçıncı defa imzan var yine gidişimde? hep dururken sen, benim duramayışımı kaçıncı kez kabulleneceksin?

izmir'den ayrılışım, istanbul'dan ayrılışım, "askerlik" olarak nitelediğin yokluğum ardından; şimdi bir ömre vedam.

edindiğimi bağışıklık olarak nitelendirebilirsin. köksüzlük olarak da. gitmenin olmadığı bir dünya düşleyemiyor oluşum garip gelse de; bu böyle.

"ellerimi kirletmeden" yaşamak istedim. "utandırmadan aşkı" yaşamak istedim. yapamadım. ben yenildim. bildim. deplasman galibi olarak yazsın tarih bizi diyerek gidiyorum. hani kendi evimizde yenildik ama belki deplasmanda çakarız. hem burdan izlenmez o maç, yenilsek de bilmezler. biz söylemezsek bilmezler. susalım mı?

ben bir seni özlerim özlersem.
amuda kalkan imam amuda kalkan imam
gönüllerin bir numarası zirvelerin olmazsa olmazı. ayar verdiğimizde bizi kollayan, karnımız acıktığımızda bizi doyuran insan. tam bir şefkatli omuz, tam bir zıpçıktı. sözünü de tutmuş geldiği gibi, o halde bana da sözümü yerine getirmek düşer. gelişinin şerefine tam 4 dua okucam. üç kulhuvallah bir elam okucam. başka bilmiyorum idare et kuzum.
van den budenmayer van den budenmayer
itü sözlük izmir camiası olarak yazar olmadan önce tanıma şerefine eriştiğimiz ve evet giri sayısı ile katıldığı zirve sayıları aynı orantıda olan yazar. gerçi bana kıl kapar ama ben kendisini pek severim*. valla.
sayenizde sayenizde
şimdi buradan tam şuanda kalbine öpücük, saçlarına kızıl güller gönderiyorum.
kabul etsin lütfen.
efkar dağıtan ve insanın içindeki közlere isim takan cümleleri var.
bana bir nick bulun bana bir nick bulun
her ay izmir'de bir zirve ayarlamazsa rahat edemeyen organizatör. izmir'de olmayan yazarları da çatlatma kapasitesine sahip bu şekilde. "23 nisan'da yap o zirveyi abla valla bak o zaman gelicem söz." dersen eğer 23 nisan'a bile bir zirve sıkıştırabilir sorun değil onun için.
theseus descoteaux theseus descoteaux
sen var ya harbi mübarek insansın demek istediğim, derim de niye istemekle kalayım lan? kardeşini susturduğun ama beni susturamazsın*. bir gün ben de seni kendi zirvemde konuk eder miyim ki be evolet? ederim ya neden olmasın di mi. öğretsene nasıl yapıyosun bu işleri? ehe eğlenceli hatun lan işte, çok uzattım.
evolet evolet
"... saçımın tek bir telini bile şimdi daha iyi tanıyor değilim ve kendime eskiye oranla tek bir adım bile yaklaşamadım. arkamdan hep meçhul bir kadın izledi beni, bir başka meçhul kadınla birleşmek üzere... " * dedi durdu yıllarca kendi kendine..

altı yıldır içindeki o "bir başka meçhul kadınla" yaşamaya alıştı.. göndermek istedi başaramadı.. bütün olmak istedi yine olmadı.. atamadı, satamadı.. sessiz kaldı ama konuştu aslında.. gitti ama kaldı aynı zamanda.. en derin uykusunda bile açıktı gözleri.. en şen kahkasında bile içi hep ıslaktı..
görmedi kimse, duymadı, bilemedi..
evolet evolet
"eşindin kaşındın da ne oldu???
gelişin gibi ani olmadı mı gidişin delikanlı geçinen kukla!!
bu kadarsınız işte.. bu kadarcık.. orada burada ahkam kesmekle olunmuyor adam.. söylediklerinin arkasında durup, karıya kıza yamanmamakla olunuyor.. ha senin gibilerden adam olurmu bilmiyorum, sanmıyorum..
allah yolunuzu izinizi açık etsin.. allahı olmayan da bi' siktirsin gitsin.. "

demek istiyor kendini bir bok zannedenlere!!!!
gitana gitana
nickaltı girilerini çok sıkılarak okusam da, bazı insanlar için duygularını ifade etmen gerekir. ancak böyle olursa anlaşılacağına inanırsın.

sanırım evolet'i tanımlamak biraz zor. en yüzeysel tanımla bağra böğre basılası bi insan denilebilir belki. onunla geçirdiğiniz 3-4 saat içerisinde duyguların en dibinde nasıl yaşandığına şahit olabilmek mümkün çünkü. kadere küfretmek de, kahkaha atarken boğulmak da çok normal. bu yüzden ki; artık anlamlandı bu harf dizilişi benim için. hüznün yakışmadığı özel insanlardan...
1 /