evrensel ahlak kuralları

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR
1
myrmidon
dünyanın her yerinde geçerli olan ahlak kurallarıdır. yalan söylemek, hırsızlık, adam öldürmek, vs. kötüdür. yardım etmek, affetmek, vs. iyidir. yazılı bir kaynağa gerek duyulmadan uyulan ve karşı gelinmesi halinde yaptırımları da yargı ve kolluk yoluyla değil toplumsal tepkiyle uygulanan kurallardır.
sisyphus
evrensel ahlak kuralları yoktur diyenlerden bazıları:


* epikuros, aristippos (en yüksek iyi hazdır derler, dolayısıyla hedonisttirler)

* hobbes ( "bu iyidir demek, ben bunu istiyorum demektir" der...)

* stirner (ahlak görüşü bakımından egoist olsa da felsefi bakış açısı biraz anarşizme kayar)

* nietzsche ("güçlü insan ahlaklı olandır" der...)

* sartre (oluşturduğu varoluşçulukta insanın kendi özünü belirlemesi buna en iyi kanıttır)



evrensel ahlak kuralları vardır diyenlerden bazıları:


* hume, bentham, mill (hemen hemen bütün faydacılar)

* platon, aristo, farabi, kant, spinoza ...
lostpray
içgüdülerimizi yok edip, yerine koyduğumuz şeylerdir. mağaradan çıktığımızdan beri devamlı değişen kafa karıştırıcı kurallar bütünü. içgüdüsel olarak sahip olduğumuz tek ahlaki oldu çocuk cinsel istismarıdır, oda her hayvanda olduğu gibi. ama gel gelelim insan onuda yapıyor, hayvandan iğrenç bir canlı olduğunu saklama telaşesi, anayasa, evrensel ahlak kuralları, din komedi dans üçlüsüdür...
hımmdemekkineymiş
daha doğmadan üzerimize biçilmiş ve otomatik bir sistemle adeta bilince işlenir biçimde oluşturulmuş kurallardır. ne varki birini öldürme , bir başkasının malını rızası olmadan ve habersiz alıkoyma yani hırsızlık , bir başkasının malını rızası dışında zorla cebren alma gasp, kişiyle rızası dışında cinsel birliktelik yani tecavüz, ahlak kurallarının yanı sıra yazılı kurallar olarak da hayatımızda vardır zira bunları yaparsanız cezai yaptırımlara maruz kalırsınız. (cezai yaptırım almadan bunu yapmış olan bir çok yavşak olsa dahi..)
yazılı olmayan ancak tü kaka diye öğretilen ahlak kavramlarımız vardır ki ; dedikodu yapmak, hak yemek vs.. bunların direk cezai bir yaptırımı olmasa dahi ahlaksızlıktır. buraya kadar iyi hoş ancak işin garibi tamamen kişinin kendi sorumluluğunda olan bir takım durumlar varki bunlar nasıl ahlak kavramını olusturmuş, öğretilmiş hatta ezberletilmiş bu ezberi bozanlarıda -banane dememeden yargılamamıza sebep bir takım kurallarda var.. şaşılacak şeyki iki kişinin kendi rızasıyla bilikte olması ahlak kurallarınıda geçiyor yasaya girip zina olarak da adlanıyor ve cezai yaptırım uygulanıyor. yada toplumda yaşadığı hayat şeklinden ötürü yaftalanabiliyor.
ve yine ne gariptirki konu ahlak olunca ilk aklımıza gelende cinsellik ve ortada bir ahlaksızlık (!) varsa -daha çok kadın oluyor. zira diğer insani durumlar evrensel ahlak kurallarının yanı sıra hali hazırda hukuk kuralı olarakda hayatımızda zaten var.. ancak kimin geliştirdiğini ve neye göre nasıl geliştirdiğini ve ezberlettiğini bilemediğim bu kurallar silsilesinde genelde kadınlar üzerinde işliyor.. bir kadın biriyle yatıp kalkınca, ahlaklı kişilerce ahlaksız (bu ahlaklı insanlara göre bir sıfat değil ama) yekten orospu olurken bunu yapan adam hic bir evrensel ahlak kuralı tarafından yargılanmıyor.yani evrensel ahlak kurallarında dahi erkek egemen bir zihniyeti benimsemekteyken ve buna ahlak derken , bir başkasına zarar vermediği sürece kişinin yaşadığı herşeyin kendini bağladığını unuturak, yaftalamayla en büyük ahlaksızlığı bir çok demde yaşıyoruz. her gün bu çok ahlaklı tavrımızla başkarının bize göre pis hayatlarında kendimizi temize çekiyoruz; konuşarak, anlatarak yadırgayarak.bu yüzden evrensel ahlak kurallarının bir hükmü kalmıyor. çünkü yaratılmış bir takım kurallar var belki ama zaten biz işimize geleni ve başkası için olduğu zaman kurcalıyoruz bu kuralları.
yani bu kurallar evrensel falan değil aksine bir o kadar kişisel.
serafin
uyulması gereken genel geçer kuralları ifade eder. bu kurallar kişinin ne yapması ve de ne yapmaması gerektiğini belirler. hukuk kurallarından farklı olarak toplumda kendiliğinden ortaya çıkarlar ve bireyleri bu şekilde davranmaya zorlarlar. ancak tüm toplumlarda tüm zamanlarda geçerli olan normlar bulmak hemen hemen olanaksız gibidir. felsefe kişi vicdanı karşısında evrensel ahlak yasalarının olup olmadığını konu edinir. ancak bu konuda filozoflar da farklı görüşlere sahiptirler.

i ) evrensel ahlak yasaları yoktur : evrensel bir ahlak yasasının olmadığını ileri süren akımlar, haz ahlakı, fayda ahlakı, bencilik, anarşizm, hiççilik ve varoluşçuluk olarak özetlenebilir.

bencilik (egoizm): insanın eylemlerini belirleyen duygu ben sevgisidir. hobbes’e göre insanların davranışlarını da tıpkı hayvanlar gibi içgüdüler yönetmektedir ki ; bu içgüdüler “kendini sevme” ve “kendini koruma” dır.

anarşizm : ahlak da tıpkı diğer baskıcı kurumlar gibi insanı daha kolay yönetmek için uydurulmuş kurallar sistemidir. başta devlet olmak üzere bu ve benzeri her türlü baskıcı kurumlara karşı olan anarşizm, bireyin sınırsız özgürlüğünü savunur. anarşizmin kurucusu proudhon (19 yy) tüm bu baskı unsurlarının temel nedeni olarak gördüğü mülkiyeti hırsızlık olarak tanımlar. bakunin insanı kısıtlayan devlet ve benzeri kurumların yıkılmasını ister. stirner’e göre; ahlaksal değerler bir soyutlamadır ve insanın da tıpkı bitki ve hayvanlar gibi kendine düşen bir görevi yoktur.

hiççilik (nihilizm); akıl yerine istenci, toplum yerine de bireyi koyan felsefe akımıdır. nietzsche’ye (19 yy) göre iki tür insan ve iki tür toplumsal sınıf vardır: halk ve seçkinler. din ve ahlak kuralları halk için geçerlidir. zaten halkın da işlevi seçkin sınıfın oluşumuna elverişli bir ortam yaratmaktır. seçkin sınıfın bireyleri için din ve kimi filozofların öne sürdüğü ahlaki değerler miskinlikten ve acizlikten başka bir şey değildir. oysa bu sınıfın uyması gereken ahlaki kurallarını dehalar üstün insanlar, en yüce iyiyi yani “güç”ü kullanarak belirleyeceklerdir.

varoluşçuluk (egzistansiyalizm): sartre’ye göre insan kendini nasıl yaparsa öyledir. bir çiçek yada bir böcek kendini kendi yapmaz. çünkü onların bir özleri bir de varlıkları vardır.burada öz varoluştan önce gelir. çiçek, çiçek özüne uyarak çiçek olur. ancak insan farklıdır. insanda var oluş özden önce gelir. insan önce vardır ve sonra ancak öyle ya da böyledir. çünkü o özünü kendi yaratır, yani kendini kendi yapar. everende kendi varlığını kendi yaratan tek varlık insandır. nasıl mı? “ dünyada acı çekerek, savaşarak yavaş yavaş kendini belirler. bu belirleme hiç bitmez, sürer gider.” bu nedenle kişi kendini tanımalı, benliğini kazanarak her türlü baskıdan kurtulmalı ve özgürleşmelidir. yoksa toplum içinde eriyip giderek yok olacaktır.

ii ) evrensel ahlak yasaları vardır : evrensel ahlak yasalarının bulunduğunu öne süren düşünürler bunu öznel (subjektif) özelliklerin belirlediğini söyleyenler ve nesnel (objektif) özelliklerin belirlediğini söyleyenler olmak üzere iki grupta toplanabilirler.

subjektif özellikler belirler : evrensel ahlak yasalarıları insandan, onun özel yaşamından kaynaklanır. bu konuda görüş ileri sürenler sezgici bergson ile faydacı milli örnek vermek mümkündür.

objektif özellikler belirler : evrensel ahlak yasaları insandan bağımsız olarak vardır. ahlak yasalarını belirleyen insan yaşamı değil , insan yaşamını belirleyen evrensel ahlak yasalarıdır.

sokrates : ahlaksal eylemlerimizin amacı mutluluktur. ahlaki mutluluğa erişmek ise ancak bilgi ile mümkündür. bilgi insanları doğru eylemelere, bilgisizlik ise yanlış eylemlere götürür. bilgidir ki insan ancak mutlu, ahlaklı ve erdemli yapar.

platon : bir eylemin iyi yada kötü olması onun iyi ideasına uygunluğu ile anlaşılır. yani bir eylem iyi ideasına uygunsa iyi uygun değilse kötü dür. bunu bu dünyanın bilgisi ile anlamak ve değerlendirmek mümkün değildir. onun için her insan idealar evrenine yönelmeli ve onu kavramalıdır. (filodoks x filozof )

spinoza (17 yy – hollanda) panteist (evren-kozmoz tanrıdır) bir düşünürdür. kozmos mutlak olarak özgürdür, bu nedenle onu hiçbir şey etkilemez. ancak insan başka şeylerin özellikle de tutkuların etkisindedir. tutkular insanı güçsüz, edilgin ve köle yaparlar. insan ancak aklı ile tutkularını aşabilir. aklın uygun gördüğü yaşam biçimi de bilgiyle gerçekleşir. bilgi bizi tanrıya ulaştırarak özgürleştirir. bilginin vardığı yer evrensel yani tanrısal olan yasadır. tanrısal yasaya uygun olan iyi, uygun olmayan ise kötüdür.

kant (18. yy – almanya) ona göre ahlaksal eylemin amacı mutluluk olamaz , çünkü mutluluk subjektif bir kavramdır. yani kişiye göre değişir. ve nitekim ondan önceki filozoflar mutluluk için farklı şeyler söylemişlerdir: kimine göre erdem, kimine göre iyi bir başlkasına göre de doğaya uygun yaşama olmuştur. oysa ahlak yasası herkes için aynı olmalı ve aynı kalmalıdır. kant’a göre de bu iyi niyet (iyiyi isteme) dir, ödevdir.

ödev, her çeşit duygudan öte kesin bir buyruktur. ahlak yasasına kesin boyun eğiştir., bu da aklı olan herkes için evrensel bir kuraldır. koşula bağlı olan davranışlar ahlaksal değildir.
kutsalsız
evrensel ahlak kuralları dediğimizde, "evrensel" kelimesinden kasıt bütün insanların kabul ettiği ahlak yasası da olabilir, kimse kabul etmese de insanların inançlarından bağımsız bir şekilde tüm çağlar için doğru olan ahlak yasası da olabilir. iki anlamda da kullanılıyor genelde. mesela kant'ın kategorik imperatifi (herkesi bağlayan temel ahlaki ilke: "ancak herkesin izlediği bir kural olmasını isteyeceğin kurallara göre hareket et") ya da eflatunun iyi ideası, yaşayan hiçbir insan uygulamasa da evrensel ahlak yasalarıdır onlara göre... ama mesela hume bunu kabul etmez, evrensel dediğin şey, tüm insanlarca kabul edilmelidir, herkes hemfikir değilse o ilke evrensel değildir der (bu durumda mesela mantık evrenseldir). kant ve eflatuna göre evrensel yasa objektif olmalı, hume'a göre ise insanların fikirbirliği (intersübjektivite) yeterli.

birinci anlamda, yani kant ve eflatunun anladığı şekilde bir evrensel ahlak yasası yoktur bence. çünkü ahlak yasası "-meli, -malı"lardan bahseder (öldürmemelisin, yalan söylememelisin, gibi). peki o evrensel ahlak yasası için delil ne olabilir? her ne olursa olsun "-dir, -dır"lı bir önerme olucaktır bu delil (yani bir tespit olucaktır). ama hume'a göre (ve ben de aynen katılıyorum) dir, dır'lardan, meli, malı'lar çıkarsanamaz. yani mantıken, tespit yargısından normatif yargı çıkarılamaz. öyle bir mantıksal adım yok. "adam açlıktan ölücek", "sen çok zenginsin"; öyleyse "adama yardım etmelisin"... üçüncü önerme ilk ikisini hiçbir mantık kuralına göre takip etmez. bu yüzden, asla, ilk anlamda bir evrensel ahlak yasası ortaya konamaz.

ikinci anlamda bir evrensel ahlak yasasının olmadığını sadece etrafımıza bakarak görüyoruz zaten. ama açıkçası bütün insanların fikirbirliğine vardıkları bir ilke (ve tabii ki bütün zamanlarda) bulunabilse bile, bu ahlaki ilkenin yanlış olması ihtimali yine yok mu? yani belki de herkes hemfikirdir bir ilkenin ahlaki olduğuna ama aslında yanılıyorlardır, o ilke ahlak dışıdır? bu mümkün mü? kant ya da eflatun gibi düşünenler için bu gayet mümkün tabii... ama, düşünelim, gerçekten tüm zamanlarda herkesin kabul ettiği çok temel bir ahlaki ilke bulunsa (mesela evrimin sonucu olarak), kim buna itiraz edecek, yanlış olduğunu iddia edecek ki? bi kişi bile çıksa, zaten ilkenin evrenselliği bozulmuş olur. fikirbirliğine dayanan yaklaşımın sorunu bence pratikte öyle bir genelgeçer ilkenin varlığının imkansız olması. ama olsaydı, ben ona evrensel ahlak yasası derdim. evrensel olduğu için bağlayıcılığı olduğunu kabul etmezdim ama herkes o yasanın bağlayıcı olduğunu hissettiği için evrensel olduğunu kabul ederdim.
1
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak ücretsizdir ve yalnızca saniyeler alır. hemen üye olun:

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın