ezel

184 /
yazan yöneten yazan yöneten
zamanında yazım aşamasındayken fazlaca flashback kullandığı için birçok yapımcı tarafından "bizim millet anlamaz" diyerek reddedilen dizidir. senaristleri kerem deren ve pınar bulut projeyi yayınlatmak için onlarca kapıdan geri çevrilmişlerdir ama nihayetinde kerem çatay hayata geçirmiştir iyi ki de yapmıştır.

benim aklımdan hiç çıkmayan sahnesi biraz kıyıda köşede kalmış ama çok incelikli bir sahnedir. dayı ile kızı azad'ın ilk karşılaştıkları sahne.


spoiler

dayı, kızını korumak için yıllarca kendinden uzak başka ülkelerde tutmuştur. kızı ise bu yüzden babasına düşman olmuştur. babasıyla karşılaşacağı günü ve o gün neler söyleyeceğini planlayıp durmuştur:

"kaç kere yaptım bu konuşmayı biliyor musun? kaç kere geçtim böyle karşına? kaç kere?
teşekkür etmeye geldim sana. sağol. iyi ki yoktun yanımda. çok çağırdım seni, çok yalvardım sana, çok bekledim seni... hep bekledim gelip sarılacaksın diye. iyi ki gelmedin. çünkü şimdi hiçbir şey hissetmiyorum. çünkü şimdi sen benim ailem değilsin..."

karşılaştıkları sahneyi ise anlatmak zor. burçin terzioğlu'nun şahane oyunculuğuyla izleyin:



"teşekkür etmeye geldim merak etme. çok çağırdım seni. çok yalvardım sana. iyi ki, iyi ki gelmedin... niye gelmedin? niye?"

spoiler


bu sahne tam bir gerçekliktir. bunu bulup yazmak her senaristin harcı değildir. yaşayan bilir, ölesiye kızgın ve kırgın olduğunuz birini acıdan geberecek kadar özleyebilirsiniz. görseniz söyleyeceğiniz her şeyi unutursunuz. bağırınıza bir kere daha basmak için ömrünüzü verirsiniz.
toshiro toshiro
ilk 5-10 bölüm sonra izlemeyi bırakmıştım. dizi kötü olduğu ya da beğenmediğim için değil ha. ben dizi izleyemiyorum; bir bölüm bittikten sonra diğer bölüm için bir hafta bekleyemiyorum. bence başarılı bir diziydi. zira türk sinema ve televizyon tarihinin en başarılı aktörlerinden tuncel kurtiz ve haluk bilginer'in oynadığı bir yapım kötü olamaz. müziği, senaryosu vb. kötü olsa dahi sadece bu adamlar için dahi izlenebilir bir diziydi.

dizi bittikten sonra yutuptan rasgele bazı sahnelerini açıp izledim ki hala da izler, arkasına da "ben bu diziyi niye izlemedim ya" diye de hayıflanırım kendime zaman zaman. ben diziyi bıraktığımda kenan diye birisi yoktu dizide. onu yutupta izlediğim sahneler, bölümler sonrasında tanıdım, anladım. hay anlamaz olaydım. ramiz, kenan ve selma'nın ilk tanışmalarından birbirlerinden nefretle ayrılışlarına kadar 6 saatlik bir bölümü izlemiştim geçmiş senelerde. bir daha izlememeliyim demiştim ama neden bilmiyorum, aklıma geldi ve geçen gece aynı bölümü yarısına kadar yine izledim. ramiz, kenan ve selma'nın birbirlerine ihanetleri, sonrasında gelen pişmanlıkları, sonra başka türlü ihanetleri, o döneme uygun şekildeki raconları, tavırları, konuşmaları, ramiz'in gençliğini oynayan ufuk bayraktar'ın mimikleri...çok dizi izleyen birisi değilim ancak bana hiçbir dizi bu kadar kötü hissettirmedi, rezil etmedi. aklıma geldikçe canım sıkılıyor, sinirlerim bozuluyor. siz naptınız olm böyle ya?!

ezel-eyşan-cengiz-ali arasındaki ilişkiler yumağına çok değinmek istemiyorum -ki bence onlar böyle bir hikayenin yanında çerez mahiyetinde kalıyor ki anladığım kadarıyla dizide de durum bundan ibaret.

kenan'ın ramiz abinin hasta yatağının başında tam ayrılacakken kapaklanıp ağlaması ise apayrı bir efsane bir sahne. sizin allahınız yok mu be abiler?!


veda busesi veda busesi
izledikçe kendimizi bulduğumuz, geçmişten hatırlamak istediğimiz efsane dizilerdendi.
"geçmişe dönmek başka, geçmişi silmek başka. bir kere aktı mı zamanın içinden suyun yolu değişmez."
bazen diyorum ya geçmişin güzelliği...
wendera wendera
**
cengiz: bak, şurda yol ikiye ayrılıyor ya, bir taraf aydınlık, diğer taraf karanlık. şimdi oraya yürüsek beraber, sen de ben de her seferinde karanlık tarafı seçeriz.

eyşan: öyle mi? niye? öbür yol daha aydınlık. niye onu seçmiyoruz?

cengiz: bilmem. öyleyiz biz. doğamız bu. 
**
184 /