ezginin günlüğü

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR
15
yazarlıkuğrunapacmandekraloldukbeusta
"eski arkadaş 2010" albümüyle, 10 kat daha fazla sevdiğim, hayran olduğum müzik grubu. bu kadar mütevazi, bu kadar içten, can alıcı. etkiliyosunuz harbiden ben gibi odunu! diyecek sözüm yok.

eski arkadaş kavramı bu kadar mı güzel anlatılır?

eski arkadaş eski araba gibi
arıza yapar ama yolda bırakmaz
teker patlatır su kaynatır
yoldan çıkar ama yolda bırakmaz

bittimiydi güzel günlerin
salya sümük koşacak bir kucak
gözyaşlarını dökecek bir yatak
seni eski günlere uçuran bir salıncak
istersen

eğer bir gün koparsa film
kadere küskün kaçacak bir yer
hayattan yorgun yumuşak bir minder
yeni sevdalara açılan bir defter
istersen

ve kadıköy

bir akşam masası, iki kişiyiz, sen ben
gidiyorsun hiçbir şey söylemeden, birden
kadıköy’de bir yağmurlu bahçeden
yıllar külleniyor, izi kalıyor aşkın
yüreğim kurtulsa da yangından, alevden
yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
geçmem bir daha kadıköy’den
sen uzaklarda ülkem, ben gurbette bir göçmen
zamanı durdurabilsem, ne ben kalsam ne sen gitsen
yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
geçmem bir daha kadıköy’den
ey akşam vapuru, sana mı kalır dünya
ben o yağmurlu iskeleye inmem, inmem
yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
geçmem bir daha kadıköy’den.
mevlüt şekeri hüznü
müzik ile arası az çok iyi olan bir insanevladıyım. aslında birçok müzik tarzına karşı kafadan bir "kapat kapat" moduna girmiyor da değilim; ama yine de kendimi kötü dinleyicilerden saymam. ortaokul yıllarımda biraz slayer biraz metallica dinlemişliğimin dışında pek de bu tarz "gürültülü" müziklerle işim olduğu söylenmez. triphop ile, etnik arasında gidip geliyorum. blues ve cazın apayrı yerleri var bende dünya müziğinden bahsedecek olursak. ha bir de 60-70 lerin pop şarkılarının delisiyim. kırkbeşlikler falan, üfüü.

müzik dedin mi, sadece ezgi gelmez aklıma. söz ile ezginin birleştiği yerde kendimi bulurum esaslı esaslı. ingilizcede bunu başarabilen benim için brazzaville ile cohen, almancada annette louisan ile rammstein ve anamın ak sütü gibi helâl dilimde ise ezginin günlüğü.

düşler sokağı'nı söylediklerinde ben ilkokula giden bir çocuktum ve bu grubu çocuk şarkıları söyleyen bir grup zannetmiştim. açıkcası beğenmemiştim de. o zamanlar evde ruhi su dinlenmesinin konuyla bir bağıntısı yok. hâlâ sevememişimdir düşler sokağı'nı. hatta içinde yer aldığı oyun, favori albümüm olmasına rağmen içindeki tek "aman olmasaymış da olurmuş" dediğim parçadır.

aradan yıllar geçmiş ve 2004 senesinde boşanan bir çiftin kasetleri geçici olarak bizim eve gelmişti. adam müzisyen olduğundan arşiv çok sağlamdı ve kömürlüğe koyulamayacak kadar kıymetliydi. o zamanlar babamla ben yalnız yaşıyorduk. babam işi sebebiyle eve hayli geç geliyor, bense yeni bir ülkeye alışmaya çalışıyordum. sabahları üç saat okula gittikten sonra, evde aynanın karşısında kendi kendime bir şeyler mırıldanıyorken aklıma "ulan murat abinin arşivi çok iyidir. bi şeyler bakayım da dinleyeyim" dedim. elime hemen "her şey yolunda" geçti.

işte ezginin günlüğü sevdam, o albüm ile başlar.
daha ikinci parçası olan "hişt" ile gönlümde bir yer edinmiş, beni bu lanet memleketin lanet havasında "uyan gönlüm hadi perdeni aç" diyerek heveslendirmiş bulunmuştu.
yüksek kaldırım'da kendimce nirvanaya ulaşmış, o şarkıyı ezbere almak için onlarca kez dinlemiştim. istanbul dediğin, yavrum, koynumda uyuyordu işte.
hem unutmak kolaydı ve elbet ben de güzel olacaktım delice zeytin gibi.

aradan yarım yıl geçtiğinde rüya albümünü de hatmetmiştim. geriye sarıyordum. feyza erenmemiş'in sesiyle eriyordu bazen resimler.( ezginin günlüğü'nün en güzel vokalisti feyza erenmemiş'tir.)
iki aşk arasında gönlüm küçücük kalmıştı. saat çok geçti, kafam bir hoştu. son vapura da yetişememiştim. gel bize gidelim demişti günlük, aklımda yoktu hiç ölüm.

aşkı arama derken hakikaten aşık olmuştum. 2005 senesinde dargın mıyız albümünü dinlemeden, tüm albümleri dinleme kararı almıştım. baştan sona hepsini dinledim. gelmiyorsun, küçelere su serpmişem, zerdaliler, teninle konuşmak, aşk bitti, yastıklı şarkı, seni düşünmek güzel şey, ayrılış, sen giderken, al beni sevecenliğine, laçin, gülçehre, hezarfen, sardunya, gemi, küçük hanımın şarkısı, şimdi sevişme vakti, bekle beni, vazgeçtim, küçüğüm, oyun, şehir, martı, kül vakti, bir eflatun ölüm, ebruli, leyla, kıyısız deniz, aşklar eskir, sarhoş balık ile topal martı, papatya, senden önce, bilmiyorum ne olacak, selluka, uyan alim, 1980, akıntıya karşı yolculuk ve ayrılık şarkısı yeri geldi kişisel tarihime eşlik ettiler, yeri geldi sadece(!) mükemmeldiler.

2005 yapımı dargın mıyız ı dinlediğimde, bir şeylerin farklı olduğunu hissettim ta baştan. neticede yılların dinleyicisi değildim; ama tüm albümleri hatmetmiştim. hakikaten eksik bir şey vardı. bana bir koca lazım, dargın mıyız, yan kalbim, mutlu son ve gemiler gibi iyi parçalardı; ama bilemediğim bir şey, diğer albümlerle arasına set çekiyordu.

sonrasında çeyrek geldi, orda da bir kez daha ezginin günlüğü için feyza erenmemiş'in sesini duymuştum, ihya oldum. bülent ortaçgil'e nasıl da güzel uymuştu teninle konuşmak...

neticede bu bir "hatır gönül" albümüydü benim nezdimde. dört gözle yeni albümlerini bekledim...

derken bu sene eski arkadaş geldi...
başta demiştim, ezginin günlüğünü ben müziği ayrı, sözü ayrı güzel olduğu için seviyordum. beklentim de ister istemez bu noktadaydı. o yüzden eski arkadaş, eski arkadaşım ezginin günlüğü'nün beni hayal kırıklığına uğrattığı bir albüm oldu. sözün güzel olduğu yerde, sazı beğenememiştim-aşk iki kişiliktir-, sazın güzel olduğu yerde, söz hoşuma gitmemişti-eski arkadaş-

albümde, diğerlerinden öne çıkan kopan bağ, kadıköy, nakaratıyla eskilerden bir parmak bal ağzımıza çalan gözüm senden başka...ve yağma yağmur.
kısacası alaturkanın biraz daha ağır bastığı parçalar güzel olmuşlar.

sorun şu ki, eğer ezginin günlüğü'nün tüm parçalarını bir kefeye koysak ve içlerinden yirmi tane seçmemiz gerekse (ki bu benim için dünyanın en zor seçimi olurdu) bu albümden bir parça almak yerine oyun albümünü kurtarırım...

standartların üzerinde bir albüm olduğu aşikâr; ama bu grup zaten standartların üstünde bir grup. bu haldeyken işte, üzdü son albümü beni ezginin günlüğü'nün.

geçmişte yaşamayı sevmesem de, oyun'un, ilk aşk'ın, ebruli'nin arşa koyduğu çıtaya uzanana kadar; ben ucundan dargınım ezginin günlüğü'ne...üryani eriği hoşafı da kesmez beni, domatesli pilav da...
dude
(bkz: eskinin günlüğü)

yeni halini bir türlü sevemedim. sadece aynı adı kullanan müzisyenler topluluğu olarak hissettim bu hali. eskilerden kalan bir nadir göktürk vardı zaten. diğer herkes yeniydi. hele ki oyun albümünden sonraki kadın vokallere hiç alışamadım.

şimdi canım sıkıldıkça açıyorum sabah türküsünü, ölüdeniz'i dinliyorum.
muhalif vicdan
lisedeki hocamın genel kültürünün ne kadar kötü olabileceği konusunda bana fikir veren unsurdur.

- napıyorsun bakim sen orada?
- ezginin günlüğünü dinliyorum hocam!
- cıx cıx cıx. bıraksana oğlum ezginin günlüğünü ayıp değil mi?
- nee?
15
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın