ezra pound

dadaist yapıbozumcu dadaist yapıbozumcu
"kalır seninle gerçekten neyi seversen, gerisi boş.
sıyır at kof benliğini, sıyır at dedim.
yağmurla ıslanmış bir köpeksin,
şişmiş bir saksağan,
saralı bir güneş altında,
kanadını kuyruğundan ayıramayan.
sıyır at kof benliğini, sıyır at dedim.
öğren yeşil evrenden yerin neresi...." demiş kanto lxxxı' de ( libretto ).
dadaist yapıbozumcu dadaist yapıbozumcu
"what thou lovest well remains,
the rest is dross
what thou lov'st well shall not be reft from thee
what thou lov'st well is thy true heritage
whose world, or mine or theirs or is it of none?
first came the seen, then thus the palpable elysium,
though it were in the halls of hell,
what thou lovest well is thy true heritage
what thou lov'st well shall not be reft from thee

the ant's a centaur in his dragon world.
pull down thy vanity, it is not man
made courage, or made order, or made grace,
pull down thy vanity, i say pull down.
learn of the green world what can be thy place
in scaled invention or true artistry,
pull down thy vanity,
paquin pull down!
the green casque has outdone your elegance."
canto lxxxi
tam metin için:http://www.uncg.edu/eng/pound/canto.htm
dadaist yapıbozumcu dadaist yapıbozumcu
sayısını unuttuğum kantolarının birinde, aşağıdaki anekdotu, dizelerle anlatmış, üniversite hayatımı, keyifli, neşeli geçirmemi sağlamış şairdir:
"günlerden bir gün; bir hastanede, denizcinin birine, apandisit ameliyatı yapılır. hemen hemen aynı zamanda, aynı hastanede bir fahişe, bir bebek doğurmuştur. doğumu yaptıran cerrahlar, denizciye bir oyun oynamaya karar verirler. sonuçta, "bir oğlu olduğu" söylenerek, bebek, denizciye verilir. adamcağız; yemez, yedirir; içmez, içirir, saçını (sakalını?) süpürge edip, çocuğu büyütür ve üniversiteye yollar. çocuk, mezun olduğunda, "baba, sana teşekkür etmek istiyorum..." der. tayfa ise, "ben baban değilim yavrum, baban izmir'li bir tüccardı" diye yanıtlar.
orijinalinde: "ı ain't your fader. your fader was a merchant from smyrna."
benkendimveben benkendimveben
1885-1972 yılları arasında yaşamış abd li yazar ,şair ,çevirmen ve deneme yazarıdır...1907 de avrupa giderek burda ilk olarak: ingiltere daha sonra fransa ve sonunda italya..italya günlerinde özellikle 2. dünya savaşında faşizmi savunan konuşmaları olmuş ve mussolini iktidar dan inince de yargılanıp vatan haini ilan edilmiştir.. bir süre italya da hapis yatan pound daha sonra abd ye yargılanmak üzere gönderilmiş burda akıl hastası olduğu ileri sürülüp akıl hastanesine yatırılmıştır bazı sanatçıların özel çabaları sonucunda affedilip serbest bırakılmıştır ve tilkinin kürkçü dükkanına geri dönmesi gibi o da italya ya dönmüştür..
parasetamol parasetamol
can yücel'in çevirisinden ezra pound'un "falanfilanım" şiiri.

bir tanem iki tanem falanfilanım benim
lucy halam geçen büyük
harpte bilse bir şey değil
üşenmez anlatırdı da
niye niçin ve neden
dövüştüğümüzü
hemşire hanım bizim
izabel ben diyim yüz
sen de bin
çorap ördü bir o kadar
kazak başlık boyun atkısı
eldivenler falan filan anneciğim
yatar kalkar dua eder benim için
öleyim falan diye
kahramanca tabii, peder bey bizim
bir avaze anlatırdı ne rütbeymiş
şahadet durur muymuş eski hali olsa
ah, o sıra ben
deniz filan sırılsıklam
uzanmışım çamurlara falan
filan
düşünüyorum
falan
filan,
gülüşlerini ama
gözlerini dizlerini falan filanını senin.
mrs chernyshevsky mrs chernyshevsky
tam adı; ezra weston loomis pound olan edebiyat insanı ve en mühimi şair. o nasıl bir tınıdır, ahenktir, müziktir şiirde... çevirisinden önce bir kez de olsa anadilinden sesli okunması farzdır .

man's love follows many faces,
my love only one face knoweth;
towards thee only my love floweth,
and outsrips the swift stream's paces.
were this love well here displayed,
as flame flameth 'neath thin jade
love should glow through these my phrases.

...

insan sevgisi düşer birçok yüzün peşine,
benim sevgim yalnızca tek bir yüz bildi;
yalnızca sana akıyor sevgim,
ve hızlı nehrin önüne geçti.
bu sevgi burada iyi serimlenmişse,
ince yeşim altında alevlenmiş alev gibi sevgi pırıldamalı
bu tümcelerimin içinde.

ezra pound, canzoni 1911, canzon, ii.
mr bloom mr bloom
ezra pound bu yüzyılın en etkili şairlerinden birisidir. 1908'den 1920'ye kadar londra'da yaşamış, ve hatta sekreterliğini yaptığı william butler yeats ve waste land (çorak ülke) adlı eserinin editörlüğünü yaparak geliştirdiği t.s. eliot dahil bir çok yazarla ilişki kurmuştur. amerika birleşik devletleri ve britanya arasında bir bağ oluşturuyor, harriet monroe'nun önemli chicago dergisi olan poetry'de yardımcı editörlük yapıyor ve imgecilik adı verilmiş yeni şiir ekolünü yayınlıyordu. bu akım açık ve oldukça görsel bir sunuşu savunuyordu. imgecilikten sonra çeşitli şiirsel yorumları da yaydı. en sonunda italya'ya taşındı ve orada kendini italyan faşizmi'nin içinde buldu.

pound imgeciliği mektuplarla, denemelerle ve bir antolojiyle daha da ilerletti. 1915'te monroe'ya yazdığı bir mektupta klişeler ve belli cümlelerden kaçınan, modern ses veren görsel bir şiiri tartışır. 1913'te yayınladığı a few don'ts of an imagiste (bir imgecinin yapmaması gereken birkaç şey, 1913)'de imgeyi bir zaman biriminde zihinsel ve duygusal bir karışım sunan şey olarak tanımlar. pound'un 1914'te yayınladığı 10 şairi kapsayan des ımagistes (imgeciler) adlı antolojisi william carlos williams, h.d. (hilda doolittle), ve amy lowell gibi önde gelen imgecilerin şiirlerinden örnekler içerir.

pound'un ilgisi ve okudukları evrenseldi. uyarlamaları ve bazen biraz kusurlu ama çok iyi çevirileri modern yazarlara çeşitli kültürlerden yeni edebi olanaklar tanıttı. the cantos adlı hayatının eserini ölünceye kadar yazdı ve yayınladı. bunlar çok iyi bölümler içerir ama çeşitli devir ve kültürlerden olan edebi eserlerden üstü kapalı bahsetmesi bu yazıları çok zorlaştırır. pound'un şiirleri en çok açık, görsel imgeleri, taze uyakları ve erkeksi, zeki, alışılmamış dizeleriyle tanınır.

şiirlerinden birkaçı:

alba
vadideki zambağın solgun ve ıslak
yaprakları kadar soğuk
yanıma uzandı, şafakta


---

metro istasyonunda

o itiş kakıştaki bu yüzlerin görüntüleri;
ıpıslak, kasvetli bir daldaki taç yaprakları sanki.

--

nisan

üç ruh çıkıp geldi
ve çekti götürdü beni.
zeytin dallarının çırılçıplak yattığı yere:
parlak bir sis altında
renksiz bir leş yığını.

---

coda

ey şarkılarım,
niçin hevesle ve merakla bakarsınız
insanların yüzlerine,
onların arasında mı bulacaksınız yitik ölülerinizi?

---

li po

ve li po da sarhoşken ölmüştü.
sarı nehir'de bir ay vardı,
kucaklamaya çalışmıştı.