factory girl

whoohoo whoohoo
filmde oyunculuklar hem fiziken benzeme hemde sanat açısından çok iyiydi.az biraz ders verme niteliği taşıyormuş gibi dursada beni baya etkileyen bir film oldu kendisi.bunların yanı sıra filmde hayden cristensen ın oynadığı folk şarkıcısı(!) bob dylan imiş.
kuklaların yaşamından kuklaların yaşamından
pop art'da çığır açmış andy warhol'un hayatından ilginç kesitler bulabileceğimiz bir film. warhol'un edie sedgwick'le yaşadığı garip ilişkiler zamanın üslubuna uygun anlatılsa da senaryo açısından film baştan sona tek taraflı bir bakış açısıyla işleniyor. warhol iktidar konumunda edie ise hep kaybeden. edie'nin bob dylan ile yaşadıkları sanırım dylan'ın tutumu nedeniyle üstü kapalı bir biçimde verilmiş. her şeye rağmen izlenilmesi gereken bir film. teknik olarak hollywood anlayışının çok dışında sahneler, geçişler mevcut. siena miller'ın oyunculuğu ise bambaşka bir tartışma konusu.
hürrem hürrem
edie'nin çöküşünü anlatan film.olaylar nasıl gelişmiş kim haklıymış bilemem ama edie'yi aptal, andy warhol'u da zalim ve soğuk göstermişler.
chivasoblaio chivasoblaio
edie-factory girl

edie sedgwick ve andy warhol ekseriyetli otobiyografik leziz film. günümüz popüler kültürünün temellerinin atıldığı 60'lardan gelen bir drama desek sanırım yanlış olmaz. pop-art'ın kurucu babası sayılan andy warhol'un edie'yi keşfiyle başlıyor hikaye. entertainment dünyasının ilk kurmaca kahramanlarından olan edie sedgwick, hızlı bir yükselişle dünyaca tanınan bir star olmasına rağmen içindeki mutsuzluğunu hiç dizginleyememiştir. bunun sebebi de çocukluğunda babasının tecavüzüne uğrayıp, bu dönemi oldukça kötü geçirmiş olmasından kaynaklanır. tam da bu arada film de "modern folk şarkıcısı" bob dylan'ı görürüz ve tahminlerimizi haklı çıkartırcasına edie çocukluğunun eksik kalmış 'sığınmacı' yanını dylan'da bulur. 'factory girl' filminde edie;

"hoşçakal demeden gitmelerin farkında bile değildim.ben bir çiçek kızdım" şeklindeki görkemli ifadesiyle bu durumu zihinlerimize adeta kompresör makinalarıyla kazır. olayın geri kalan kısmı türk filmlerinden malum olduğumuz üzere andy warhol'un edie'yi dışlaması ve dylan'ın da bi süre sonra kendisini terketmesi şeklinde vuku bulur.

sanırım filmin tek eleştirel yönü andy warhol'u kötülük odağı,edie sedgwick'i de derin bi iyilik ve saflık metaforu olarak gösterip, bu iki farklı insanı ağır duygusal katmanlarla birbirlerinden şiddetli bi şekilde ayırmak olarak gösterilebilir.

leonard cohen'den 'hotel chelsea'yi her dinlediğimde, 28 yaşında intihar eden bu saf melek gelir aklıma. burkulurum.
lousalome68 lousalome68
edie sedgwick ile anılacak filmdir, andy warhol edie'ye göre çok arka planda kalmış gibi.

şöyle bir replik hatırlıyorum filmde,

- ee andy ne düşünüyorsun? bu kızı filmlerinde oynatacak mısın?
- onunla çalışmaya bayılırım. hayatımda bu kızdan daha arızasını görmedim.

öte yandan film boyunca çok fazla yaralayan şey oldu beni, edie'nin geçmişinde, andy'nin hayata bakışında. biraz fazla acıklı olmuş. daha sıcak çekilebilirmiş bu film, her ikisini de içine alan daha yumuşak bir senaryoyla çekilebilirmiş.

trailer'ı buradan seyredebilirsiniz:





not: hayden christensen'i gördüğüm sahne hafızama kazındı. unutamıyorum. may the force be with you kardeşim.

not- 2: bob dylan bir numarasın, efsanesin, sen çıktın filmi unuttum lan.
zenci sokağındaki solaryumcu zenci sokağındaki solaryumcu
the pretty reckless şarkısı.



i am a factory girl, won't you pardon me?
see i can make my whole world in a backseat
lost point, want a joint, show me how to treat a john
someone save me, save me from what i'm on

wait a minute girl, can you show me to the party?
i said wait a minute girl, can you show me to the party?
please let me in through the backdoor
just let me in through the backdoor, baby
just let me in through the backdoor, just let me in
wait a minute girl, can you show me to the party?

it's gonna be a real good time

i'm waiting for my man and hollywood and vine, so fine
been done in the alley, son i'm on new york time
take a look at those red lights, green lights, blowin' my mind
i'll show you somethin' if you show me a good time

wait a minute girl, can you show me to the party?
wait a minute girl, can you show me to the party?
i'll let you in through the backdoor
i'll let you in through the backdoor, baby
i'll let you in through the backdoor, i'll let you in
wait a minute girl, can you show me to the party?

here she comes, coming around again
here she comes, coming around again
here she comes, coming around again
here she comes, coming again

wait a minute girl, can you show me to the party?
i said wait a minute girl, can you show me to the party?

wait a minute girl, can you show me to the party?
wait a minute, wait a minute, wait a minute
wait a minute, wait a minute, hey girl, can you show me, girl?
can you show me to the party? can you show me to the party?
can you show me to the party?
iao iao
pop-art, andy warhol, edie sedgwick, magazin ve dönem filmi. bu beşliden en az ikisi ilginizi çekiyorsa filmden keyif alabilirsiniz.

daha ikoncanlar it girller bu kadar yaygın değilken edie sedgwick bu işin ilklerindendi. andy warhol'un ilk superstarlarından, bir imaj çalışması. film oldukça didaktik bir üslupla eğer ziptirik sanatçılarla ve uyuşturucularla takılırsak sonunda kötü adamların eline düşüp mutsuz ve yalnız olacağımızı vurguluyor alttan.

film çok odaklanmasa da bazı sahnelerde edie'yi sadece zengin ve boş bir trendsetter olarak göstermiyor. çok buna odaklanmasa da inceden babası tarafından tecavüze uğraması, çocukluğu itibariyle akıl hastanesinde yanlış tedaviler görmesi, annesinin pasifliği, kardeşinin eşcinsel olmasından ötürü ailesinin baskılarına dayanamayıp intihar etmesi vs de az olsa seyirciye veriliyor. yani uyuşturucu, bohem hayatı, kendini kullandırtmasını salaklığından seçmedi bilgisi de var filmde.

ancak şu kesin ki andy warhol filme göre fırsatçı, paragöz ve ruhsuz bir şeytan. edie ise insan kaybetmekten korkan, bir yandan ilgi çekmek isteyen, bir yandan istemeyen, çevresindeki insanlara göre daha saf ve herkesin bunun üzerinden kendisini sömürdüğü, ünü ve çekiciliğini kullandığı bir isim. filmde folk şarkıcısı olarak geçen bob dylan'ı ise kısık ses ve gözlerle bir noktaya bakıp basit görünen ama sürekli edebiyat paralayan derin cümleli bir adam olarak görüyoruz. aklıma türk dizilerindeki filozof balıkçılar geliyor mesela.

andy warhol edie yerine tıpkısının aynısı bir kızı bulup filmini çekerken ve edie buna tanık olup çıldırırken sinir olmamak elde değil elbette. the factory biraz karikatürize edilmiş geldi bana. ve film adı üzerinde factory girl yani edie sedgwick hakkında; ondan sanat sepet arkada bir fon daha fazlası değil. arada the velvet underground ve nico'ya da değiniyor film. ki o da başka bir "kurban".

filmin iyi bir yanı bir dönemi hatta şimdi bazı modelleri bile etkilemeye devam eden edie sedgwick'in giyim ve makyaj tarzının çok başarılı yansıtılması. (bir çok giysi zaten orijinallerine uygun olarak kullanılmış) sienna miller iyi oynuyor ve role yakışıyor. guy pearce da keza yaratılan role göre başarılı bir andy warhol'du. aynı şeyi folk şarkıcısı için söyleyemeyeceğim. hayden christensen aşık hisli adam işini yapamıyor. hep çok poz kalıyor. bunun dışındaki en önemli örnek için: revenge of the sith. life as a house'ta çok başarılıydı bu çocuk neden olmuyor artık anlamıyorum. işte factory ortamı da filmde yansıtıldığı haliyle bir nevi sanatsal şoko partisi ortamları, sanatçıyım kafam iyi deyip çılgın ortamlara koşmak isteyenleri gaza getirebilir tabii.

fena film değil, ama yeterli değil.
alle alle
sadece ve sadece sienna miller'ın oyunculuğunu seyretmek için bile izlemeye değer. film boyunca rol yapıyormuş gibi oynamanın çok ötesinde bir oyunculuk duruyor orda; sanki oynamıyormuş gibi oynuyor.*
annebenkindaroldum annebenkindaroldum
hayatta yapılan seçimlerin ne sonuçlar doğurabileceğini gösteren harika biyografik filmdir. yeri gelir sienna miller'ın oyunculuğu sayesinde edie sedgwick'in hayatının içinde buluruz kendimizi. hatalarını, kendini kaybedişlerini ve geri döndürülemez o her zaman inandığı "kısa ömrü"nü.
kıskanmayankıskançhatun kıskanmayankıskançhatun
leonard cohen'den sonra andy warhol'un orospu çocuğu olduğunu anlamamızı sağlamış film. bu filmi de patti smith'in çoluk çocuk kitabından sonra merak etmeye başlamıştım. andy warhol'un masasına oturmak özel bir şey olarak anlatılıyordu kitapta. neyse demin izledim bitti falan ama yani küfrede ede bitti. belki taraflı anlatılmış bilemem ama yine de orospu çocuğuymuş yani. onun dışında dönemini anlatan güzel bi filmdi. hotel chelsea tabelası bile iyi hissettirdi.