fakirlik

1 /
deniz büyücüsü deniz büyücüsü
**fiiiuuuuuvsertbirrüzgares**

havanın erken karardığı günlerde hani şu ikindinden sonra ölüm siyahına bürünen günler var ya işte onlardan birinde, deli gibi yağan yağmur altında, şemsiyesiz, sizi soğuktan korumayacak bir mont ve altı delik olan bir bot ile yürümektir.

(cümle uzun, devrik ve acıtasyonlu oldu biraz ama öyle işte)
meramise meramise
1793 devrimi- victor hugo'dan alıntıyla...

1793'te, fransız devrimi sonrasında devrim muhafızları (maviler- cumhuriyetçiler) ndan kaçmakta olan eski derebeyi marki lantenac, bir dilenci tarafından saklanır. aralarında şöyle bir diyalog geçer:

marki: ne zamandan beri açlık çekiyorsunuz?
dilenci: yaşamaya başladığımdan beri.
marki: ve beni kurtarıyorsunuz?
dilenci: evet.
marki: neden?
dilenci: çünkü, kendi kendime dedim ki, işte benden de fakir olan biri. hiç olmazsa ben nefes alma hakkına sahibim. oysa o, bu haktan da yoksun (...) fakat, zengin olmanın bizlere oranla bir ayrıcalığı var; o da her gün yemek yiyebilmek.beslenmek insanın gücünü korur....

dilenci marki'yi kurtaracak, marki aynı gün, ardına aldığı adamlarıyla yüzlerce cumhuriyetçiyi öldürüp kendi çiftliğini de yakarak kral için savaşmaya devam etmek üzere yola çıkacaktır. üst üste yığılmış halde yanmakta olan çiftliğin orta yerinde duran ölülerin arasında iki de kadın gören dilenci de tüm pişmanlığıyla "eğer böyle olacağını bilseydim!" diyecektir ama iş işten geçmiş olacaktır.

en baştan kendi fakirliğinin sebebi feodalitenin, monarşinin araçlarından biri olan marki'yi o anki görece fakirliğine acıyıp kurtaran dilenci, aslında gerçekten fakir olmadığını bu hareketiyle kanıtlamıştır; gerçek zenginlik kalptedir.

ve dilenci gerçek fakirin marki olduğunu işte orda anlamıştır; gerçek yoksulluk kalpte olandır.
kendini düşünen hayalperest kendini düşünen hayalperest
hepimizin gerçek sorunudur. hiç kimse bir şeylerin fakirliğini çekmediğini, hissetmediğini söyleyemez. belki en iyisi, hayattan beklentilerimizi aza indirmek ve kendi fakirliğimizin yanısıra başkalarınınkine de hiç bir ayrım yapmaksızın çare bulmaya çalışmak olacaktır.

bunu ister dini duygularla zekat, yardım olarak, ister sadece insani duygularla yapalım, bir el tutalım, bir karın doyuralım.
çekirdekailem çekirdekailem
kader değildir. güçlü olanın diğerlerini kendine kul köle yapma rezilliği ile ilgilidir. soylular, din adamları, askerler, burjuva sömürdükçe semirmiş tarih boyunca. fransız ihtilalinin ve aydınlanma felsefesinin etkisiyle vahşiliği azalmış görünüyor. ama sadece gelişmiş ülkelerde. bunlarda diğer ülkeleri sömürerek rahat yaşıyor zaten.
bir gün mutlaka, sokaklarda yoksulluğun görülmediği "insanca bir yaşam"düzeni kurulacaktır.
"umut memedin ekmeği, ye memet ye" benimkisi...
lijepa djevojkaa lijepa djevojkaa
bakın son zamanlarda dünya hızla gelişmektedir. tıp ilerlemekte teknolojiyi takip etmekte zorlanmaktayız. her şeye çare bulunuyor. yeni çıkan ilaçlarla kanseri bile yenebiliyor insanlar. ölüme çare bulurlarsa eğer inanın hiç şaşırmayacağım.
peki yeni dünya düzeninde fakirliğin çaresi nedir?
neden her şeye çözüm bulabiliyor ama fakirliği bitiremiyoruz. sistem nasıl bir canavar ki, bir yanda dünyayı satın alabilecek güçte insanlar diğer yanda bir liraya muhtaç insanlar.
geçen gün elime gazeteyi aldım. almaz olsaydım okumasaydım. okumak bana yaramıyor, beni mutsuz ediyor ama okumadan olmuyor işte okuduklarım:

"tbmm, siirt’te kız öğrencilere tacizleri inceledi yoksulluk yüzünden yayılan dehşetle karşılaştı

bir gazoz uğruna

tbmm komisyon üyeleri zafer üskül ve güldal akşit, siirtli esnafın küçük kızlara tacizlerini inceledi. kızların yoksulluk yüzünden etek kaldırma, göğüs elletme karşılığında 1 lira, gazoz, çiklet aldıkları öğrenildi.

kendileri gitmişler

güldal akşit, “tecavüz yok, taciz var. fakirlik o kadar büyük ki, kızlar kendi isteğiyle esnafa gitmiş. çok vahim. bölge emniyeti teröre odaklanmış. asayiş göz ardı edilmiş” dedi.

güldal akşit'in "fakirlik o kadar büyük ki, kızların kendi isteğiyle esnafa gittiği söyleniyor" demesi dramın boyutlarını gözler önüne serdi.

siirt'teki cinsel saldırı olaylarını araştırmak için kente giden tbmm kayıp çocukları araştırma komisyonu üyeleri ve insan hakları komisyonu başkanı zafer üskül şehirde gördükleri ve duydukları karşısında şaşkına döndü!..

eteğimizi kaldırdık

üskül ve akşit’e, kızların tecavüze uğramadığı, ancak tacize uğradıkları bildirildi. verilen bilgilere göre, özellikle okul yöneticilerinin kız çocuklarıyla olay duyulduktan sonra yaptıkları görüşmelerde, “kilotunuzu hiç çıkardınızmı?” diye sordukları öğrenildi. bu soruya kızların, “hiç çıkarmadık, eteğimizi kaldırdık” yanıtını verdiği ifade edildi.

gazoz karşılığı elletiyorlar

kızların esnafa kendiliğinden giderek, göğüslerini gösterip ellettiğini, eteklerini kaldırdığını, bunun karşılığında da 1 lira, sakız ya da gazoz aldıklarını öğrenen heyet çok şaşırdı. akşit, “emin misiniz, bir lira mı, 100 lira mı” diye sordu. “1 lira” karşılığını alan akşit, “bu nasıl olabiliyor. bundan kimsenin nasıl haberi olmuyor?” diye sordu.

tecavüzü ortaya çıkaran öğretmen sürgün edilmiş

meclis heyetinin yaptığı araştırma sonucunda siirt’teki olayı ortaya çıkaran rehber öğretmenin, okul müdürü tarafından sürgün edildiği ortaya çıktı. rehber öğretmen sürgüne gönderilidiği okuldan tam 3 ay sonra dönebildi.

alan razı satan razı size ne?
chp istanbul milletvekili mehmet sevigen, “kanımızı donduran bir şey. burada siirtliler olayın aydınlatılmasını istiyor ama devlet görevlileri anlaşmış gibi olayı örtmeye çalışıyor. birbirlerini koruyorlar. olayı gözardı etmişler.

bazı kişilerin yaklaşımı da mide bulandırıcı. burada görüştüğümüz bir yerel gazeteci, ’alan razı satan razı size ne oluyor’ dedi. bütün milletvekilleri tepki gösterdi. ama şehirdeki genel yaklaşım bu” ifadesini kullandı.

(gazete habertürk)"

şimdi burada ilgimi çeken güldal akşit'in sözleri sanki başka bir ülkeden ya da bölgeden bahsediyor kendileri, fakirlikten bahsediyor ama çözüm sunmuyor; "bölge emniyeti teröre odaklanmış. asayiş göz ardı edilmiş” diyor akşit, burada -mışlı -mişli bir anlatım var. çünkü bizim iktidar, egemen sınıf her zaman sütten çıkmış ak kaşıktır. birileri bölgeyi teröre odaklar asayiş geri kalır, bu birileri kimdir acaba? sayın güldal akşit bunun cevabını bize verebilir mi?
acaba iktidar partisi olarak bu "bölge" nin kalkınması anlamında neler yapılmıştır.
gezmekle görmekle olmuyor bu işler, lütfen kalıcı çözümlerle gidiniz bölgeye.

üç gün sonra bu haber unutulacak, gündemi meşgul edecek haberler mutlaka bulunur. mesela aysun kayacı ne zaman yeniden sarışın olacak, saçlarını bir daha ki sefere hangi renge boyayacak, ya da elif şafak'ın son kitabı gene çok satacak mı? ve daha bir çok haber gündemimizi meşgul etmeye devam eder.
kadın çok; tecavüze uğrayıp öldürülen kadınlarımız bir eksiklik olarak görülmüyor ne yazık ki bu ülkede ve fakirlik olağan bir durum olarak aksettiriliyor.
ray rand roark ray rand roark
90'larda çocuk olmak yok 80'lerin sonunda vitamin olmak gibi bir şeyler vardı bi ara, işte bir de o zamanlarda fakir olmak diye bir şey vardı. yani o yıllara kadar hemen herkes fakirdi. gazetelerde, türlü dergilerde gördüğünüz kişiler dışında yüz yüze geldiğiniz herkes fakirdi. herkes işçiydi. sırf benim doğduğum büyüdüğüm mahallede, o mahalleye ait bulvardan 5 tane falan servis kalkardı sakıp ve diğer ağaların fabrikalarına. herkes işçiydi. herkes devrimciydi güya o günler. o hayatından bezmiş, çalışmaktan elleri ayakları nasır tutmuş işçi milleti ülkemizi kurtaracaktı. kemalist güruhun yeni sarıldığı grup onlardı. memurlardan bir bok çıkmayacağını anladıklarında çok uzun sürmedi otoritelerini işçilerin üzerinden yürütme fikirleri. ama özal bunu da bozacaktı...

neyse sikerler siyaseti...

evet herkes işçiydi. yoksuldu. bizim şehrimizde asfalt yol olduğunda ya reis-i belediye burda oturuyor derlerdi, ya da devlat erkanlarından biri. devrim yapacağı halkına bi asfaltı bile çok görmüştü o götü basur olasıca zihniyet. onun dışında herkes kiracıydı. ev sahipleri ya sendika ağaları, ya da alamanya'dan gelen işçilerdi.

biz de kiracıydık. tam 10 yıl kiracı kaldık. adınızın kim olduğunuzun bi önemi yoktu. kiracıydınız siz. komple. ana baba çocuklar. onlar kiracıydı işte komple. öyle bahsederlerdi bizden. kiracı geliyor kiracı gidiyor. kiracının büyük oğlu kiracının küçük oğlu. öyle içimize sinmişti ki bu, kara bakışlı ev sahibemizin yaftaları, siyah önlüğümle birinci sınıfın ilk gününde örtmenin sorduğu baban ne iş yapıyor sorusuna kiracı diyerek cevap vermiştim.

fakirlik bok gibi bir şeydi. babam 12 saat falan çalışıyordu. annem de çalışıyordu ama iki saplı doğunca ayrılmak zorunda kalmıştı fabrikadan. babamın yükü daha da artmıştı. çocukların istekleri bitmiyordu. hayat pahalıydı, enflasyon olabildiğince yüksekti. ev sahibesi orospunun tekiydi. hayat berbattı. ilk bisikletimi bile o alamamış, sünnetim bile borca yapılmıştı. sikimizi bile daha çocukken rehin vermiştik. kötü başlamıştık yani anlayacağınız.

pırasadan, lahanadan, kuru fasulyeden ondandır nefret edişim , bütün hafta bunlar yeniyordu. çoğu erzağımız köyden geliyordu üstelik. undu , şekerdi vs.. köyden yardım almayan kişi o devirler zengin sayılıyordu.

babamın bir bisikleti vardı. sonra mobileti oldu. işe onla gidip geliyordu. bahçesinden erik çaldığımız, çimlerine bastığımız için ev sahibinden daha çocuk yaşta küfür yiyorduk.

fakirdik. fakirlerle nasıl muhattap olunacağını sanki herkes arasında konuşmuş ortak bir davranış konusunda anlaşmışlardı.

bok gibi bir şeydi fakirlik. sanki sizin bi gözünüz vardı. bir kulağınız vardı. tek ayağınız vardı. ve beyninizde bir zırh vardı içeri düşünce almayan. öyle bakıyordu çünkü herkes. evet öyle bakıyordu. size bir hiç olduğunuzu hissettirerek. gün be gün...
capry capry
cebinde beş kuruşu olmayan adam olarak tanımlamak kafii değildir.farklı durumlarda ortaya çıkabilir fakir olma durumu ya da fakirlik...

-ps3 alıp lcd tv alamayan,bunu tüplü tv de oynayan adam fakir adamdır.

-uçağa binen ama business da uçamayan adam fakir adamdır.

-otobüse binen ama varan ı tercih etmeyen adam fakir adamdır.

-araba alabilen fakat az yaksın diye tüp taktıran adam fakir adamdır.

-tuttuğu takımın kombinesi olan fakat yeri kale arkası olan adam fakir adamdır.

-aynı şekilde konserlerde sahne önü bilet alamayan adam fakir adamdır.

-iskenderin yanında kola içmeyen adam fakir adamdır.

-zara,mango gibi firmaların indirim poşetlerini taşıyan adam fakir adamdır.

-migrostan alışveriş yapan ama ataşehir migros,istinyepark migrostan alışveriş yapamayan adam fakir adamdır.

- ıphone nunu kılıfta taşıyan adam fakir adamdır.

-sınırsız internet kullanmayan adam fakir adamdır.


yukarda bahsi geçen ihtiyaçların aslında çoğu lüks ihtiyaçlardır.normal şartlarda bir insan sıradan bir hayat içerisinde yukarıdakilerin hiçbirine ihtiyaç duymaz.fakat insanoğlu lüks ihtiyaçların bir bakıma alternatiflerini bularak fakirliği kabul etmez ve yaşamını bu şekilde sürdürür.
şarapçı kenan komutan şarapçı kenan komutan
beynin bedava olduğu ülkemizde olan beyin fakirliğidir.
abazan insanlar tarafından olan duygu fakirliğidir.

diğeri de ya kendi hataları sonucunda ele avuca düşen insandır yada anne-babadan dolayı o durumda doğan bireyler.
ya herşeyim ya hiçim ya herşeyim ya hiçim
akşam işten ayakkabı alacağım diye çıkıp lens alıp ayakkabı alamamaktır.

bir gün önce görüp beğendiğim ayakkabıyı o an ayaküstü gelir-gider hesaplaması hatta sadece kısa vadeli giderleri değil uzun vadede gidecekleri göz önünde bulundurulup almaktan vazgeçmiştim. (bi arkadaşım ben muhasebeci kızla evlenicem onlar paranın hesabını iyi bilir demişti yok yaa ne alakası var kadın her meslekte kadın demiştim haklıymış) o an için almaktan vazgeçmiştim ama ben o ayakkabıyı beğenmiştim ve almalıydım. az topuklu ayakkabıydı ve kot pantolonlarla sipeeer olacağıydı. kızların bir de böyle bir huyu var, beğenilen ayakkabı,çanta,elbise hemen hayal edilir, üstünde nasıl duracağı falan ohoo uzun işler bunlar. her neyse yazasım kaçtı lens almam lazımdı, çok gerelikliydi, hayat memat meselesiydi lens aldım ve ayakkabı hayallerimdeki yerini süsledi.

birini alınca diğerini alamıyorsun bu meret başındaysa...

-pollyanna mode on-

her istediğime sahip olsaydım hayatın tadı olmazdı zaten...

size bir sır veriyim mi? aslında akşam işten ayakkabı alacağım diye çıkıp lens alıp götüne baka baka eve gitmek yazacaktım, utandım göt yazmaya...
devenin ponponunun ucundaki tüy devenin ponponunun ucundaki tüy
herkes sevgi dağıtırken verecek sevgi bulamamak
herkes ilgi gösterirken ilgi gösterememek
herkes akıl fikir sahibiyken bir fikir oluşturamamak
herkes düşünebilirken düşünememek
herkes doğruyu ararken yanlışta ısrar etmektir.
1 /