fazıl say

1 /
latent latent
5 yaşında piyano derslerine başladığında hocası her derse gelişinde yolda gördüklerini, yaşadıklarını piyano ile ifade etmesini istermiş kendisinden.. zaten o da şimdi konserlerinde seyircilerinden bir olay, duygu, vaziyet söylemelerini isteyip onu doğaçlama anlatıyor piyanosuyla.
tutkuyakar tutkuyakar
orkestrasına gösterdiği saygısızlık boyutlarındaki tavırlarıyla ün yapmış,dahi piyanist.
her dahi gibi arızalı.
olsun..
nasıl olsa hizmet edenler,dahilerden değilse de yeteneği kısıtlı olanlardan bir şekilde gerekli saygıyı görüyorlar!
garip ama düzen bu.
sıradan olmak,terbiyeli ve saygılı olmayı meşrulaştırıyor.dahilerse asilerle aynı kafeste, nefes alacak yer bulamıyor.
wateringdisease wateringdisease
konserlerde yaptığı ilginç hareketleri (salya akıtmak, kollarıyla havayı dövmek vs.) nedense provalarda sergilemeyen piyanist. konsere çıkınca bambaşka bi insan olur kendisi.
whisper whisper
yıl 1988. fazıl say düsseldorf'ta
18 yaşında bir piyano öğrencisi... bir gün köln'den davet geliyor. türklerin bir toplantısı var. arif sağ çalacak. ondan önce salonu oyalayacak bir piyano dinletisi planlanıyor.
flüt çalan arkadaşıyla "harçlığı çıkarırız" düşüncesiyle gidiyorlar.
salona vardıklarında "kahrolsun faşizm" sloganları karşılıyor bizimkileri... bir kenarda olanları izliyorlar. piyano resitali dinleyecek bir kitleye benzemiyor salondakiler.
üstelik fazıl ve arkadaşı piyano ve flüt çalarken nota sayfalarını çevirecek biri yok. rica ediyorlar, birisi bu işle görevlendiriliyor. hayatında ilk kez nota sayfası gören görevliye işi anlatıyor fazıl:
"şimdi ben kafamı öne eğince şu sayfayı çevireceksin." anlaşıyorlar.
iki kafadar sahneye çıkıyor. fazıl piyanonun başına geçiyor. başıyla flütçü arkadaşına "başlayalım" işareti yapıyor. işareti gören bizim ufaklık daha ilk nota basılmadan sayfayı çeviriveriyor.
fazıl ne olduğunu anlamadan flütçü arkadaşı durumun komikliğini fark edip "phfffff..." sesiyle kahkahasını püskürüyor flütün içine doğru... flüt tükürükle doluyor.
piyanist şaşkın, flütçü elde mendil flütünü temizliyor. konser berbat oluyor. senkron tutturamıyorlar. salon gülüyor. parça bitmeden sessizce bitiriyorlar.
organizatör sahneye geliyor. gençleri rencide etmeden durumu izah için şu konuşmayı yapıyor: "genç arkadaşlarımız iyi niyetle ellerinden geleni yaptılar. bu seferlik olmadı. ilerde onları türkiye'nin medarı iftiharı olarak alkışlayacağız."
bunun bir kehanet olduğunu kimseler bilmiyor o zaman... fazıl say dışında...

www.milliyet.com.tr/2006/03/19/yazar/dundar.html
sycrone one sycrone one
bu aralar neden bu kadar magazin gündemine gelmekte olan sanatçıdır. iki şık geliyor önümüze, ya artık para kazanmak istiyor ve gündeme gelip albüm vs satmak amacında ya da sevgilileri çok medyatik.

hande ataizi ile bir beraberlik yaşadığı konuşulurken dün de şenay gürler ile görüntülenmiş kendileri. ki bunun için ayrıca kızgınım kendisine*. kısa zamanda silkinip kendisine gelmesini diliyorum.
sahra sahra
nazım hikmet şiirlerine, besteleriyle tekrar ruh katmak istemiş, usta tiyatrocu genco erkal'ın yardımıyla (muhteşem sesi ve oyunculuğuyla) hedefine ulaşmış müzisyen. vatan haini apayrı bir güzelliktedir kanımca.


dereotundannefretederim dereotundannefretederim
aşık veysel'in "kara toprak" türküsünü inanılmaz güzellikte ve hiç de alışık olunmayan tarzda (bir eliyle çalarken diğer elini piyanonun içine sokarak bastığı tuşun tellerine bastırıyor) çalan piyano virtüözü. canlı dinlenilesi. kulaklarda hoş bir seda.
yollarda bir virtüöz projesi kapsamında şehir şehir dolaşmış, tabi gittiği şehirlerin üniversitelerine de giderek kendini dinlettirmiştir
nikos mahlas nikos mahlas
türkiye gibi klasik müziğin ya da jazz müziğin bilinmediği, dinlenmediği bir yerde piyasada tanınan ve ününü gerçekten hakettiği için elinde bulunduran muhteşem piyanist. ayrıca kendisi yetmiyormuş gibi bir de cem adrian süperini başımıza salmıştır.
1 /