fedakarlık

1 /
chrystal chrystal
insanın kendi benliğini, ben olmayı ortadan kaldıran şey. sürekli başkasının isteklerini yapmak, o mutlu olsun diye kendi mutluluğundan feragat etmektir. mutsuzluktan başka bir şey getirmez. siz fedakarlık yaptıkça, kendi istediklerinizi yapamadığınız için mutsuzlaşırsınız, zamanla fedakarlık yaptığınız kişiyi mutsuzluk kaynağı olarak görmeye başlarsınız, neden onun için ben fedakarlık yapıyorum ki diye düşünürsüz. ama en kötü yanı fedakarlıklar genelde karşı tarafın haberi olmadığı şeylerdir. dolayısıyla karşı taraf sizin kendinizden ödün verdiğinizi genelde bilmez. bu yüzden bir süre sonra yapılan fedakarlıklar sürekli hatırlatılır, kafaya kakılır. karşı taraf bana ne ben mi istedim der, ki haklıdır, o istememiştir, siz onu mutlu etmek için kendi kafanızda bir formül üretmiş ve onu uygulamışsınızdır. sonuç siz mutsuz olursunuz, mutsuzluğunuz için karşı tarafı suçlarsınız, o size asıl suçun sizde olduğunu hatırlatır. önemli olan fedakarlık yaparak mutlu olmak, mutlu etmek değildir. her şeyinizle bir bütünken mutlu olmaktır.
recai pengül recai pengül
kişinin erişemediği ciğeri neden yemediğini rasyonel bir şekilde açıklama yolu.

"daha yapacak çok işimiz var. bu ciğeri şimdi yeseydim sözümüzü tutmamış olurduk."

demek ki aylardır ciğeri yiyip yememeye yani verdiği sözü tutup tutmamaya karar vermeye çalışıyormuş bizim kedi.
sayenizde sayenizde
sofradan on kere kalkmaktan, onbeş dakikada bir değişen isteklere yetişmekten, gece 24.00'den sonra mısır patlatmaktan ve sabahın yedisinde makarna pişirmekten hiç yorulmamak.

not: bizim evde 11 yaşlarında bir canavar yaşıyor.
a day in the life a day in the life
tek taraflı yapıldığında insanı yıpratan,özellikle karşılık görmediği durumlarda yüreğini kanırtan durumdur. tek taraflısı hiç bir işe yaramaz,sadece sorun yaratır. bünye belli bir süre sonra her şeyi boşverir. aslında bunu yapmak istemese bile artık dayanacak hali kalmaz insanın,nolursa olsun der. onun için ilişkilerde sevgiyi artıracak olan karşılıklı fedarkarlıktır fakat bunu yapan insanlarda maalesef az.
mia wallace mia wallace
fedakarlık, yapılan iyiliğin, fedakar olan kişiden bir şeyler eksiltmesidir. eğer bir insan, severek ve isteyerek, sonucunda hiç bir yük getirmeyecek bir iyilikte bulunuyorsa adı üstünde bu iyiliktir. bu iki kavram birbirine çok karıştırılır.

bir de kendisinden istenmediği halde bir şeyler yapmak için inat eden insanlar vardır ki amaçları sadece başa kakmak için sebep biriktirmektir. sevgilisine aşık bir kişi "senin için bütün paramı bilete verdim, kilometrelerce yol geldim, sadece seni görebilmek için..." diyebiliyorsa bu bir fedakarlık değildir. çünkü o kişi bunu kendi için yapmıştır, özlediği için. ama sevgilisine vakit ayıramayacak kadar meşgul olduğu işini bırakıp, sırf o istiyor diye onu görmeye gidiyorsa ve bunun lafını yapmamayı becerebiliyorsa işte o zaman fedakarlık yapıyor demektir.
eminsaydut eminsaydut
fedakarlık arapça olan "feda"dan gelir. feda elde edilmek istenen şey için ödenen bedeldir. diğer anlamı ise ibadetlerin noksanlarını gidermek için fakirlere verilen şeylerdir ki biz buna kurban diyoruz.

fedakarlık kelimesinde saklı olan, kutsallık kavramıdır. hani az önce dedik ya istenen şey için ödenen bedeldir diye, iste o bedelin sunulduğu kişinin kutsallık derecesi bedelin miktarını, yani sınırlarını belirler.

kimi ilginç aşk doktorları "aşkta fedakarlık yoktur" derler. onlara göre fedakarlık varsa aşk yoktur zira fedakarlık kendinden vazgeçmektir ve sıkıntıyı da içerecek bir şekilde bedeller ödemektir, ama aşkta bedel ödemek yoktur zira aşıksan onları bedel olarak görmezsin. bu bana çok ütopik ve kelimenin kendisine saygısızlık gibi geliyor. zira fedakarlık kutsallaştırılmış, yüceleştirilmiş bir varlığa karşı insanın geliştirmiş olduğu bir tutumdur ki aşıkken hepimiz böyle bir durumda kalıyoruz ve feda ediyoruz çoğu şeyi. tam da bu anlamıyla yapıyor ve yüce gördüğümüze yüceliğini vermiş oluyoruz.
lonestar lonestar
tek kelimeyle annedir fedakarlık kelimesinin karşılığı. ve sayelerinde sahip olduğumuz ama onların şu anda sahip olmadığı onca birikime karşın değerlerini bilmiyoruz bazen. kalplerini kırıyoruz. click filmindeki şerefsiz adam sandler gibi hissettim kendimi bi an. ama değilim ben annemi seviyorum gittim sarıldım öptüm ve bunu söyledim de ona.
maia maia
uzlaşma adına yapılan.. sonra da karşı tarafın gözüne sokulan şey gördüğüm kadarıyla.
bir de insanların ilişkiyi devam etmek için kendini kandırmaları için yine kendilerine söyledikleri yalanlardan biri." aaa ben onun için fedakarlık yapıyorum aslında..." bir dahakine külahımı takayım da ona anlat istersen canım.. tövbe tövbe...

(akşam akşam kim yazdı bu başlığa kardeşim böyle gördüm de aklıma geldi şimdii)
lorenzen lorenzen
en büyük fedakarlık, kuşkusuz ki annenin oğluna yaptığı fedakarlıktır.

bugün metrobüs ile yolculuk ederken fedakarlığın nasıl bir şey olduğunun farkına vardım. metrobüse bindiğimde boş olan ters koltuklardan birine oturdum. karşımda fenerbahçe eşofmanlı, dudakları sarkık birisi oturuyordu. açıkçası kötü giyimliydi. yanında da 50'li yaşlarında bir kadın vardı. ilk 1-2 dakika sakin geçerken daha sonra dudakları sarkık elemanda bir gariplik olduğunu sezdim. elleriyle dışarıyı gösterip, burası neresi gibisinden sorular soruyordu; ama normal insanın sorduğu tarzda değil. bir abartılılık vardı. evet, bu fenerbahçeli eleman zihinsel özürlüydü. farkına vardığım andan itibaren göz temasından kaçınmaya çalıştım; çünkü genelde zihinsel özürlülerin ebeveyni oğlu ya da kızıyla dışarı çıktığında daha sinirli oluyordu. otobüs gibi toplu taşıma araçlarında dikkat çektiklerinden ve çocuğuyla uğraşmanın verdiği zorlukla birlikte bir süre sonra birisine patlıyordu. ama dediğim gibi bu annede ve çocukta daha farklı bir şeyler vardı. oldukça rahatlardı. olması gereken de buydu zaten.

yolculuk devam ederken çocuğun annesine bakmaya başladım. oğluyla ilgilenmekten gerçekten keyif alıyordu. oğlunun her sorduğu soruya ilgiyle cevap veriyordu. sürekli iletişim halindeydiler. çocuğun her zaman böyle sakin mi olduğunu bilmiyorum; ama gördüğüm en sakin zihinsel özürlüydü. birden annesinin elindeki poşetleri gösterdi, kendisinin taşımasını istedi. annesi ise oğluna sarıldı ve yanağına öpücük kondurdu. tüm bu yaşananlardan, gerek annenin gerek oğlunun hal ve hareketlerinden anladım ki anne kendi hayatını zihinsel engelli çocuğuna adamıştı. belki sosyal hayatı son derece kısıtlı seviyedeydi, belki de yoktu. dışarıya sadece oğluyla çıkıyordu. ama halinden pek de mutsuz olduğunu söyleyemeyeceğim. göz altları kırışıklık doluydu, yorgun düşmüştü belki de. ama çocuğunu öperken duyduğu mutluluk ve gururun verdiği hazzın yanında bunlar hiçbir şeydi.

işte gördüğüm en büyük fedakarlık budur. hele çocuğuna tecavüz eden babaları, çocuğunu döve döve öldüren annelerin 3. sayfaları doldurduğu zamanda böyle şeyler görmek gerçekten insanı sevindiriyor.
1 /