ferhat ile şirin

nepenthe nepenthe
bu sezon istanbul belediyesi şehir tiyatroları tarafından farklı bir şekilde yorumlanan,müzikleri gerçekten güzel seçilmiş ve özellikle mehmene banu'yu canlandıran oyuncunun muhteşem oynadığı tiyatro oyunu
hiçbirşeydiyen hiçbirşeydiyen
(bkz: #2252023) aslı ile kerem'den sonra aşıklar serimize kaldığımız yerden devam edelim;
ferhat ile şirin "tuhaf ölümler silsilesi"nin yaşandığı aşklardan biridir. hakkında çok fazla ve çok değişik hikayeler anlatılır. kimine göre şirin'in ablası da ferhat'a aşıktır, kimine göre hem şirin'in ablası ferhata aşıktır, hem de amasya han'ının oğlu da şirine aşıktır. kavak yelleri gibi. herkes birbirine aşık. ben en inandığımı anlatayım;

şirin'in ablası şirin adına bir konak yaptırır. konağı süslemesi için de ferhat'ı seçer. ferhat konağı süsler iken şirin'e aşık olur. şirin'in ablası da ferhat'a. sonra ferhat bundan şirin'i ister, ablası da ibnelik olsun deyu;
"şehre su getir" der. ferhat da şehrin biraz dışındaki dereden 1 testi su getirir. şirin'in ablası;
"sen benle taşak mı geçiyon lan göt lalesi" der.
"bir testi su şehre yeter mi?" der. bizimki; haaa. öyle desene der. alır eline kazmayı gider dağlara, başlar delmeye. ferhat, şirin'e olan sevdasından öyle gaza gelir ki, su sesi şehre gelmeye başladığı vakit, şirin'in ablası;
"lan şaka maka bu mal suyu getirecek haa!" der. hemen yaşlı bir kadına;
"git şu ferhat'a şirin'in öldüğünü söyle" der. yaşlı kadın ferhat'a; şirin öldü der. (şimdi ölüm şeklindeki enteresanlığa bakalım) ferhat elindeki kazmayı yukarıya fırlatır(biz noluyo lan derken) bizimki düşmekte olan kazmaya bir de kafa atar. görsel olarak mükemmel bir ölüm.(bazı kaynaklara göre burda ölmemiştir, sadece bayılmıştır) bu defa yaşlı kadın şirin'in yanına gelir; "seninki öldü ha" der. şirin hemen dağlara gider, bizimkini kanlar içinde görür. kazmayı kaldırır, havaya atmaya çalışır. gücü yetmez.(o zamanlarda adet böyleydi herhalde, hap falan da yok). bu arada ayılan ferhat, sevdiceğini kazmayı kaldırmaya çalışırken görür. "noluyor balım" der. "şunu atamıyom yukarı" der şirin de. ferhat kaldırır kazmayı atar yukarı, şirin düşmekte olan kazmanın altına koşarken, uçurumdan aşağı düşer. kazma da üzerine. bunu gören ferhat, koşarak aşağı iner. kazmayı alır tekrar (ulan ne kazmaymış). atar yukarı... yoruldum amına koyim ya. işte ikisi de ölür böylelikle. zor yani.
blackberry86 blackberry86
her sene türkiyenin dört bir yanında kuğu gölü sahnelemekten bıkmayan devlet opera ve bale topluluklarının bir şans vermelerini dört gözle beklediğim enfes bale eseri.
tyler norton tyler norton
şirin hıristiydı.öylesine muhteşem bir güzelliği yardı ki bahçelerde yürüyüşü sırasında çiçekler bile utanç ve kıskançlıkla başlarını eğerlerdi. iran'ın en kudretli şahı hüsrev perviz'le evlenmişti, tüm ülke yeni kraliçenin bir kâfir olduğunu öğrenince isyan etti. ama şah onu herkesi karşısına alacak kadar çok seviyordu. ayrıca hüsrev perviz güçlü bir hükümdar olduğu kadar zeki bir adamdı da. dünyevi güzelliğin ne derece geçici bir şey olduğunun bilincindeydi. bu yüzden de sevdiği kadının güzel yüzü ve eşsiz vücudunun mermerden bir heykelini yapması için zamanın en tanınmış heykeltıraşı ferhat'ı görevlendirdi. genç sanatçı her gün kraliçenin cennete yaraşır güzelliğine bakarak çalışırken sonunda karşı konulmaz bir aşk ateşiyle yanmaya başladı. nereye gitse, ne yapsa, geçe gündüz demeden, her yerde bu meleğimsi yüzü görür olmuştu.

sonunda tutkusuna daha fazla direnemedi. heykel her geçen gün kraliçeye daha bir benziyor, heykeltıraşın ses tonu yüreğindeki fırtınayı ele veriyordu. ve günün birinde şah da durumu fark etti, büyük bir kıskançlıkla kılıcına davrandı ama şirin kendisini heykeltıraşın önüne siper ederek adamı korudu. yarattığı eserin yüzü suyu hürmetine de hüsrev perviz heykeltıraşın hayatını bağışladı ama onu ömrünün sonuna dek bisütün dağları'nda sürgüne gönderdi. orada ferhat karşılık bulamadığı aşk acısıyla meczuba döndü. acısı ve tutkusu onu çekiç ve keskisiyle dağa şirin'in dev bir heykelini yapmaya sevk etti. günümüzde bile orada hamamından çıkan tanrıça misali bir kraliçenin heykeli görülebilmektedir. kraliçenin hemen önünde de şahın atı şebdiz göze çarpar.

bunu öğrenen şah bir süre sonra bisütün dağları'na kraliçenin öldüğüne ilişkin yalan bir haber salar, ferhat için artık yaşamanın bir manası kalmamıştır. bu tahammülsüz acı karşısında göğsünü baltayla ikiye ayırır. yere düşen bir ucunda heykeltıraşın yüreği bulunan balta bir süre sonra yeşermeye, çiçek açmaya başlar. sonunda da meyve verir. bu meyve nardır, ikiye ayrıldığında tıpkı ikiye yarılmış kanayan bir yaraya benzeyerek ferhat'ın hatırasını yaşatır. bu nedenledir ki günümüzde nara ferhat'ın elması dedikleri de olur.

kaynak:fedailerin kalesi alamut
ünsüzdüşünür ünsüzdüşünür
asıl hikayesi şöyledir:

iran şahı hürmüz'ün hüsrev-i perviz adında bir oğlu olur. küçük yaşta ok at­mayı ve kılıç kuşanmayı öğrenir. bir eğlence meclisinde nedimi, ona ermen ülkesi­nin şahı banu'nun yeğeni şirin'in güzelliğini anlatır. onun güzelliğini duyan hüsrev, âşık olur ve nedimi şavur'u, şirin'i büyüyle kendisine âşık etmesi için görevlen­dirir.

şirin, hüsrev'in resmini görüp ona âşık olur. resmi çizen ressamı aratan şi­rin, şavur'dan hüsrev'in de kendisine âşık olduğunu öğrenir. bunun üzerine şirin, atı şebdiz'e binip hüsrev'in bulunduğu medayin şehrine gitmek üzere yola koyu­lur. yolda bir havuzda yıkanırken iki âşık birbirini görürler ama tanımazlar. çeşit­li sebeplerden dolayı bir süre daha kavuşamayan âşıklar, sonunda ermen'de bir ara­ya gelseler de bu kavuşma kısa süreli olur.

şirin'in ermen'den ayrılmasıyla hüsrev de rum diyarına gelir. bu sırada behram'ın hürmüz'ü öldürerek iran tahtını ele geçir­diğini öğrenir. bunun üzerine hüsrev'e yardım eden kayser, ordu hazırlayarak iran üzerine yürür. savaşta behram'ı yenerek iran tahtını hüsrev'e teslim eder. şirin de kendi ülkesinin tahtına geçmiştir ama hüsrev'in meryem'le evlendiğini öğrendiği için gamlıdır.

bu hâldeyken sarayının bahçesine bir süt havuzu yaptırdığı ferhad, şirin'e âşık olur ve bu aşkla kendini dağlara vurur. bunu öğrenen hüsrev, ferhad'ı çağırarak imkânsız bir görev olarak bîsütun dağını delmekle görevlendirir. bu du­rumu öğrenen şirin, kendi aşkı uğruna bunca zorluğa göğüs geren ferhad'ı görme­ye dağa gider. şirin'in meylini gören hüsrev, ferhad'ı ortadan kaldırmak için bir ko­cakarı bulup ferhad'a şirin'in öldüğünü söyletir. bunun üzerine ferhad üzüntüsün­den dövünüp can verir. ferhad'ın mezarı bütün halkın ziyaret ettiği bir türbe hâline gelir. şirin de onun mezar taşını yaptırır. bu arada meryem de ölmüştür. iki âşık bir­birine mektupla baş sağlığı diler. daha sonra da evlenirler. hüsrev, tac ve taht heve­sine düşen oğlu tarafından hançerlenerek öldürülür. şirin de aynı hançerle kendini öldürür.

zengin kız, fakir oğlan ilişkisinde zengin piç binbir türlü katakulli ile zengin kızı kapıyor ama hikayenin sonunda zengin piç ettiğini kendi oğlundan buluyo. olan zavallı ferhad' a oluyo.
harley davutoğlu harley davutoğlu
amk leyla ile mecnun ilk çıktığında tam da böyle bir dizidir diye bir sezon yüzüne bakmamış sonra denk gelince internette eski bölümleri izleyerek eksiğimi kapamış, devamında her hafta güncel izler olmuştum.

bunları da leyla ile mecnun gibi bir dizi sanıp heyecanla açıp 5 saniye içinde kapattım. bınelanammınakıyim!