feridüddin attar

tozkoparan tozkoparan
asıl adı muhammeddir. feriduddin dinin ışığı yahut dine ışık veren anlamındadır, kendisine sonradan verilen bir payedir. bir başka 12. yy. yıldızıdır. binlerce kitap okuduğunu söylemiştir ki bu o zamanlar için hakikaten çok büyük bir rakamdır. en meşhur eseri olan mantık ut tayr beşbin dize kadardır ve bir çok hikaye barındırır. eserlerinin çoğunda bulunan hikayeleri halk edebiyatı araştırmaları açısından çok önemlidir. iktidar mensuplarından uzak durmuştur ve divan edebiyatı şairlerinin aksine mahlas edinmemekle övünür.

ben mantık ut tayr isimli kitabını okudum sadece. o da milli eğitim yayınları şark islam klasikleri serisinden kalitesiz baskılı, kötü çevirilmiş bir kitaptı. buna rağmen taptaze olması ve canlılığı beni oldukça şaşırttı! okunması gerekli 100 kitaptan biridir bana kalırsa.
derviş mahmut derviş mahmut
doğum tarihinin 1120 olduğu sanılıyor. nişabur doğumlu olduğunu kendisi söylüyor. fakat tezkirelerde kesin bir bilgi yok. moğolların doğudan bir yel gibi esip bütün büyük mezopotamya ve anadolu medeniyetlerinin başına bela olacağını haber verip sırrolduğu söylenen kutbüddin haydar’ın dervişi olduğu sanılmaktadır. bugün maalesef elimizde olmayan haydarname adlı eserini bu zat için yazdığı düşünülebilir. attar adı genellikle baharat satıcısı anlamında kullanılsa da baharatın aslında bir kür tedariki olduğu göz ardı edilmemelidir. meşhur eseri mantık ut tayr da attar’ın tabiplik yaptığı, tedavi için alınıp hastalara götürüldüğü anlaşılmaktadır. belli ki attar adı bu tabiplikten kaynaklanan bir mahlastır. attar yine bu eserinde herhangi bir devlet büyüğüne boyun eğmemekle de övünür.

tasavvufa bağlı bir şair olan attar’ı kaynaklar daha çok işrakiye'ye bağlı olarak anıyor. attar’ın 1235’te öldüğü söylenmekle beraber bu 115 senelik bir hayata tekabül etmektedir ki pek mümkün görünmemektedir. şair hayattayken cevahirname adlı eserini ateşe atarak imha etmiştir. ilahiname, muhtarname, bülbülname, pendname, tezküretül evliya, cümcümename, üştürname, cevahir ezzat, haylaçname, lisanil gayp, heft vadi, kenzül hakayık, kenzül esrar ve daha pek çok eser attar’a isnat edilir. fakat pek çoğunu attar yazmamıştır. kendisinin olduğundan emin olduğumuz mazharil acayip adlı eserinde isna-aşeri (caferi) imami olduğunu açıkça söylemektedir.
de te fabula narratur de te fabula narratur
"ay'a sordular:
-neyi istersin, en çok?
cevap verdi:
-güneş'in kaybolmasını ve ebediyyen bulutlarla örtülü kalmasını." diyerek insanoğlunun doğasını gözler önüne sermiş zat.
rind rind
kitabıda geçen hoş bir anektod:

naklederler ki dervişin biri bir şeyhe;

o nu nerede arayayım, diye sorar.

şeyh dervişe der ki:

onu nerede aradın da bulamadın ki? şayet arama yoluna samimiyetle bir tek adım atacak olsan, nereye baksan o nu görürsün.
armagnac armagnac
"gönlünü hoş tut sen yaşadıkça.
çünkü hoşnutluk tükenmez hazînedir.
kendini övüp göklere çıkarma.
bil kendini; bir avuç su ile topraksın.
yaralama gönlünü boş düşüncelerle.
çünkü gereğinden çok düşünüyorsun.
eski üzüntüleri kendine derd etme.
çünkü onlara bakarak bir şey geçmez ele.
îsâ gibi gül, yüzünde güller açsın.
ahmaktır asık suratlı, somurtkan kimse.

dostum... sarhoş konuşur da güzel konuşursa,
dinle onu; sarhoştur deyip geçme.
nasihatleri küçümseme gaflet ile.
bir bir uygula, al nasîbini.
işin varsa senin sırlar yolunda;
bu yolu bilenlerin kıymetini bil, edeble dinle.
sabretmeyi meslek edin; budur yol.
susmayı meslek edin, budur hakîkat."
armagnac armagnac
"gördüğüm her hem-dem bir perde kesilmede; bu yüzden, her solukta bana
hem-dem olan, ancak kitap.
kimseyi hem-dem göremiyorum ki ona gâmımı söyleyeyim, onunla dertleşeyim.
gönlümde yalnız bana âit öyle bir dert var ki bunca söz, o dertten doğuyor.
ister az söyleyeyim, ister çok; ne diye birisini arayayım da ona söyleyeyim; kendimle söyleşirim.
âlemin çevresine el attım; fakat kendime uygun bir hem-dem ele geçiremedim.
hem-dem sandığım da bana tesellî vereceğine her solukta sıkıntı vermede.
bunca adamın içinde, hiçbir yerde, kıl kadar bile vefâ göremiyorum.
bende bir zerre vefâ yokken başkasından vefâ ummam yerinde bir şey değil.
ben bile bir zamancağız olsun kendime mahrem olamıyorum; artık dünyada kim mahrem olabilir bana?
din yoldaşları arasında da bir adam göremedim; ihvân-ı safânın izlerinden bir toz bile bulamadım.
yetiştiğim yere de birçok defâ gittim; ama bilmem ki bu gidişten ne fayda elde ettim?
a gönül, seninle düşüp kalkanlar, eşlerin, dostların gittiler.
sen ne zamana kadar sevdalara dalacaksın, gezip duracaksın? yürü git; ne vakte dek bugün yarın diyeceksin?
işsiz güçsüzler gibi dünyayı yedin, sömürdün ama bir zamancağız olsun, kendi işinin peşine düşmedin; göremiyorum bunu.
seher çağının soluğu da var; ama seninle gerçekten solukdaş değil ki.
şimdi bir işe koyul, çünkü vaktin var. bir ateş yak, yalımlandır; çünkü harâretin var.
ister sarhoş olsun, ister ayık; hepsi de yatıp uyudu; sen ne vakit uykudan uyanacaksın?
ne vakte dek böyle ince, böyle güzel sözler söyleyeceksin; oysa ki sana, gönül evini bir iyice süpürüp arıtmak gerek.
ibrâhim gibi sözler söylüyorsun ama neden nemrutcasına harekette bulunuyorsun?
bir iş eri olarak ölmeye kudretin yok; fakat pis ölürsen ne de hasret bu.
niceye bir sözün çevresinde dönüp dolaşacaksın? arslan gibi bir ersen hâl âlemine ayak bas.
gönlün sözle huzûr bulursa nerden erlerin hâlinden haberdar olacak, nerden hâl ehli olup ad, san kazanacak?
bu söz, nihâyet bir kabuktur; artık erler gibi hâl iste; hâl ehli olmaya bak.
sen azîz ömrünü tamâmiyle sözle geçirdin; ne vakit işe koyulacaksın?
görüyorum ki putun, boyuna şiir; puta tapmaktan başka hünerin, sanatın yok."

ilâhiname ıı
abdülbaki gölpınarlı tercümesiyle

[alıntıdır]
armagnac armagnac
rabbimiz, hz.musa'ya dedi ki:
"iblisten bir sır öğren."
hz. musa, iblisi görünce; ondan bir sır, bir nişane öğrenmek istedi.
iblis dedi ki:
"ben deme, ben gibi olursun."