fevzi çakmak

2 /
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
aileden asker olan bir türk subayı.

birinci dünya savaşı esnasında kardeşleri şehit düşmüştür.

kendisi ile pek bilinmeyen bir konu ise, dönemin şartlarında insiyatif alan nadir komutanlardan olmasıdır. sakarya savaşı tüm şiddeti ile devam ederken, stratejik tepeleri mustafa kemal atatürk düşmana bırakılması emrini vermişken[bu emirde, o dönem türk milletinin tek dayanağı ve gücü olan ordunun kaybedilmemesi vardır], kendisi insiyatif kullanarak cephelerden askerleri çekmemiştir. atatürk'ün verdiği karar stratejik açıdan hatalı değildir, ancak fevzi çakmak bu kararı uygulamayarak türk ordusuna süre kazandırması savaşın kazanılmasında önemli rol oynamıştır.
benkendimveben benkendimveben
genelkurmay başkanlığı resmi sitesinin verileri ışığında en çok dil bilen genelkurmay başkanıdır.

bildiği diller :ingilizce, almanca, fransızca, rusça, farsça, arapça, arnavutça ve sırpça bilmektedir.

son zamanlarda ingilizce harici yabancı dil bilenine rastalanmadı pek..
gılgamış gılgamış
niyazi berkes, unutulan yıllar'da kendisiyle buluşmasını ve çakmak'ın üzerinde uyandırdığı izlenimi şöyle anlatır:

"mareşal, erenköy'de villasında geniş bir salonun ortasına konmuş yuvarlak bir masanın başında bir şeyler imzalamaktaydı. beni görünce yanına oturttu. hayret, kim olduğumu bildiği gibi, ahmet bey'in iddia ettiği gibi kitabımı [siyasi partiler - gılgamış] da okumuştu. önünde bir tomar beyanname vardı. yanımda otururken onları imzalamaya devam etmesini hoş karşılamamı söylerken, "görüyorsun, oğlum, nelerle uğraşıyoruz" dedi. onları birer birer imzalayacaktı. birdenbire bu işten usanmış gibi kalemini tomarın üstüne sinirli sinirli koydu; bana dönerek ömrüm boyunca unutamayacağım bir söz söyledi. gerilmiş, sinirli bir sesle: "onların o altı okları yok mu? onları birer birer kırıp g.tlerine sokacağım" dedi.

o denli şaşırmıştım ki, ne diyeceğim bilemedim. zaten benden herhangi bir söz beklediği de yoktu. emekliye ayrılmış diye bu büyük adamın aklını oynatmış olduğuna hükmettim. mareşallik etmiş bir adamın, karşısına çıkan sıradan bir gence söyleyeceği söz müydü bu? yıllarca bekçiliğini yaptığı farzolunan altı oku bu işe karıştırmanın ne gereği vardı? bir şeyler mırıldanıp kalktım, elini sıkarak ayrıldım.

....

ahmet bey beni otomobili ile kadıköy iskelesine getirinceye kadar ne düşündüğümü merak ediyordu, çünkü hiç konuşmuyordum. herhalde büyük adamın huzurunda bulunmanın ezikliği altına olduğumu sanıyordu. bense anlamıştım ki, bu zat değil ülkede aklı başında bir düzen kurmak, âdi bir politikacılık bile yapamayacak kadar zavallının biriydi. yıllarca bu altı okun nimetlerini yemiş, onların bekçiliğini yaptığına milleti inandırmıştı; şimdi emekli olmanın küskünlüğü içinde bula bula okları kırmayı bulmuş, yapılacak iş olarak. alınyazımızla oynayan insanlar bunlardı demek. millî şef talihli adamdı!

ve bizler ne talihsiz insanlardık ki bu mareşal eskileri ile, bu particilik küskünleri ile, bu yalana, kışkırtmalara inanan sol önderlerimizle bu ülkeye demokrasi geleceğini umuyorduk. o yaştaki bir aydın genç için bunları anlamanın ne denli acı şeyler olduğunu düşünmeyi size bırakıyorum.

bugün yetmiş küsur yaşımda düşününce, acaba, o zaman çok mu çabuk kırılıyordum diyorum. ama olaylar birer birer gösterdi ki umut bağladığımız adamların hiçbirinde gerçekleştirmek istedikleri iş için daayanacakları bir toplum temeli yoktu. bizler havalarda, ayakları toplumdan kesik aydınlardık. anlattığım olayın acılığına karşın kimseye: "bu adam politik anlamda safdilin biridir" diyemezdim. ne var ki, ona karşı beslenen inanç ve umut yaygın ve derindir. fakat, bu büyük kişiye hem yobazların hem solcuların hem ırkçıların bağlılık duyması göstermiyor mu ki, mareşal hiçbir ideolojik yönü olmayan bir zattı? hepsi bu paslı demirden bir çakmak çeliği yaratacaklarını sanıyordu. kendi eliyle şeflik tahtına oturttuğu kişinin yönetiminden ülkeyi kurtaracak adam sanıyordu onu. meclis içinde demokratik savaşı yürüteceğini, şef'e meydan okuyacağını, bunlar da yetmezse meclis'i boykot edip halkın içinde savaşacağını sanıyorlardı.

bunca sığ bir muhalifi politika alanında yok etmek, chp önderi için çok kolay bir şey olacaktı.."
sürekli ayak parmaklarını kaşıyan adam sürekli ayak parmaklarını kaşıyan adam
mareşal unvanlı, cumhuriyetimizin ilk ve tek genelkurmay başkanıdır. üniversiteye kadar eğitim ve öğretim hayatında yeteri kadar kendisi tanıtılmamıştır. dindar olduğu için arka planda tutulduğu görüşü de saçma gelmektedir. atatürk vefat edene kadar genelkurmay başkanı olarak görevde bulunmuştur. rejim karşıtı o kadar ayaklanma olmuşken kendisi ordunun başındadır. atatürk ile ters düşselerdi, diğer silah arkadaşları gibi askeri görevinden ayrılıp siyasete atılabilirdi.
adım zebercet adım zebercet
fevzi çakmak, yurdumuz insanının atatürk ve inönü'den sonra yine ortak bir mutabakat sağlayamadığı büyüklerimizdendir. muhafazakar kesim askerden her zaman çekinir. fevzi çakmak ne hikmetse muhafazakar kesim tarafından sırf inönü ile ters düştüğü için destek görür. fevzi çakmak geleneksel bir askerdir. cumhuriyetimizin ilk yıllarında mustafa kemal paşa ordunun siyasetle iç içe olmasının zararlarını balkan savaşları'nda gördüğü için askerlerden seçim yapmasını ister." ya görevinize devam edin ya da siyasete atılın." fevzi çakmak görevinde kalır ve paşa'nın kendisine verdiği büyük imtiyazlarıyla türk askerinin bir numaralı adamı olur.

kurtuluş savaşı'ndaki katkısı unutulmamalıdır. cumhuriyet tarihini sağlam bilen her türk genci 3. numaraya fevzi çakmak'ı koyar. fakat bu yüce türk'ün eleştirilemeyeceği anlamına da gelmez. zamanında fevzi paşa'dan, osmanlı devleti'nden aldığı emirle, mustafa kemal'i tutuklaması istenir. bunu yazmaktaki amacım fevzi paşa'nın büyük yerden gelen emirlere olan kayıtsız şartsız bağlılığıdır. kurtuluş savaşı'nda ise zamanında tutuklamaya çalıştığı mustafa kemal'in sol kolu olacaktır. buradan da her şeye rağmen mustafa kemal'in ona olan saygısını ve güvenini görebilirsiniz.

hatalar varsa eleştirilmelidir. bu onların değerini düşürmez. aksine onları daha iyi anlamamızı sağlar. falih rıfkı atay'ın ' çankaya' sı o günlere götürür bizleri. atatürk'ü bile eleştirebilecek kadar objektif bir yazar ve gazetecidir. atatürk ile olan yakın dostluğu ve paylaştıkları onlarca hatıraların ürünü olan 'çankaya'nın gerçekleri suratınıza tokat gibi iner, sersemlersiniz.

falih rıfkı atay, fevzi çakmak'ı şöyle anlatıyor: " medenice manası ile yaşamaktan, imardan ve dünya zevklerinden bir şey anlamazdı. bir lokma bir hırka ruhlu idi. demir ve çelik endüstrisini karabük'e sürdüren, zekası yontulmuş mühendis ve ihtisas adamlarının maddi manevi ihtiyaçlarının nasıl bir çevre arayacağını düşünmeden kırıkkale'deki bozkır gurbetlerinde fabrikalar kurduran odur. hatta iktisat bakanlığı'nın, karabük'te kurulmaktansa demir ve çelik endüstrisine başlamamak daha doğrudur, diye söylemesi üzerine fevzi paşa, atatürk'e: - demir ve çelik yapmak için benim ölümümü bekliyorlar, diye haber yollamıştı. atatürk önce bakan celal bayar'a: - rica ederim, telefona gidiniz ve kendisine demir ve çelik endüstrisinin karabük'te kurulacağını haber veriniz, demişti.

ordu ile pek ilgilenen ve terakkiperverler muhalefetinden önceki komutanlar vakasından beri dikkat kesilen atatürk, harpte kendisi başkomutan olacağını düşündüğüne göre, barışta askeri kuvvetlerin başında tamamıyla güvenilir bir şahsiyet bulundurmak istemişti. zaafı bundandır. rejim fevzi çakmak'ı gerektiğinden çok fazla ordunun başında tuttu. aydın generaller ve subaylar, eski anlayışlarla bağlılık yüzünden, ordunun pek geri kaldığından daima şikayetçiydiler. ispanya iç savaşı sırasında kendisinin: - harpte tankın ve uçağın büyük değeri olmadığı sabit olmuştur, dediğini yakınlarından duyarak içimiz yanıyordu: - inşallah çakmak devrinde harbe tutuşmayız, diye dua ediyorduk.
nihayet emekli yaşı geldi, çattı. uzatma imkanları da tükenince inönü kendisini emekliye ayırtmak zorunda kaldı. fevzi çakmak küstü. ordu onun malı gibi bir şeydi sanki. kolundan yakalanıp ana baba yuvasından atılmışa döndü. kendisini ziyarete gelen devlet reisi'ne gitmedi. ilk muhalefet hareketleri meydana gelince de, içinde bu kinle harekete geçti. ankara'dan istanbul'a bir gelişinde beykoz'a uğramıştı. kahvede toplanan halka şöyle diyordu: - istanbul'u işgalinden sonra vatanı kurtarmak için anadolu'ya buradan hareket ettiğim zaman... ( çankaya 261 ve 262. sayfalar) "

aslında şu metin, inönü ve çakmak çekişmesini de açıkça özetlemektedir. fevzi çakmak uçakların ve tankların gereksiz olduğunu düşünmekte; aydın generaller ise çakmak önderliğinde savaşa girmemek için dua etmekte. eğer ikinci dünya savaşı'nın ilk yıllarında ismet inönü önderliğinde, müttefiklerin yanında savaşa girseydik, hemen yanı başımızda olan almanların panzerlerine ve luftwaffe'deki manyak alman uçaklarına yem olurduk. kafalarımızdaki örümcek ağlarını alalım artık, tarihimizi adamakıllı okuyalım ki sırtımız yere gelmesin.
2 /