fotoroman

eksiksizuyum eksiksizuyum
belki kimi sözlük yazarlarının ve okurlarının yaşı yetmemiştir görmeye, onlar için ekseri izah edeyim, fotoroman denen şeyler, bir dönem türk insanının hayatında en az radyo tiyatrosu kadar yer etmiş sanat eserleri idi. her gün gazete eklerinin ortalarında bir yerlerde vatkalı gömlek giyen kadınların, tavuk götü saç uzatmış erkeklerin, chevrolet arabaların resimleriyle süslü bu fotoromanlarda aşk, ihtiras, şehvet, ihanet duygularının hepsi fotoğraflar eşliğinde işlenir, çekirdek çitleme eşliğinde bunları günlük takip eden ev hanımı vatandaş da "yarın ne olacak acaba" diye uykusunda dellenirdi.

sonra sonra popülaritesini kaybetti. hele hele hayat, ağacı, yalan rüzgârı gibi diziler hayatımıza girince olay bitti. televizyonda o fotoğrafların hareketlisini, hele de lauren fenmore ve sam whitmore cıbırlarının ortada endamını sergileyenlerini gören vatandaş, "fotoğraf ne ola ki" diye onlara burun kıvırdı.

geçenlerde hatırla sevgili dizisiyle yeniden fotoroman olayına girmeye kalktılar ama sanırsam fazla tutmadı. teletabi muamelesi gördü.
bi niyan vardı bi niyan vardı
foto hikaye:


bugün, yağmurlu gri bir güne uyandım. yazın bitmiş olduğu gerçeği yüzüme tokat gibi çarptı. biraz mutsuzum açıkçası... biz milli bayramlara göre yazlık - kışlık değişimi yaparız. yazlıklar 23 nisan'da çıkar, kışlıklar 29 ekim'de... 1 hafta olmadı daha urla'dan yazı uğurlayalı, 2020'nin son denizini yapalı... bugün ise üzerimde kendi diktiğim eşofman şalvar ve hırka ile kahvaltılık almaya gidiyorum. evet hırka!




önceki telefonumu düşürmek suretiyle kullanılmaz hale getirdiğim için, yepisyeni telefonumu da ilkokul çocuklarının suluğu gibi boynuma asıyorum arkadaşlar, evet. ( işbu fotoğraf 'bakın şişman değilim ki!' fotoğrafı değildir. aksine sözlükteki 'niyan'ın totosu' tartışmasını sona erdirmek maksadıyla belirtilmiş 'aha bu kadar şişmanım!' fotoğrafıdır.)




arabaya binecekken, lastiğe yapışmış bir şey gördüm. yağmur sonrası ortaya çıkan salyangozlar... senelerdir çok dikkat ederim. yağmur sonrasında yürürken de... kamu spotu olarak kabul edin lütfen, onların da canı var. "vıcck!" diye ezilmelerini yüreğim kaldırmıyor. yağmur sonrasında daha dikkatli olmanızı, tehlikeli yerlerde görürseniz alıp kenara koymanızı rica ederim.



ben de öyle yaptım. alıp kenara koydum. o sırada bu, daha büyük olanı gördüm ve 'bunu eve alsam mı?' düşüncelerine düştüm. ama ayımsı toraman, " senin ayımsı kedin bu hayvanla önce oynar, sonra yer " dedi. aslında bu ikaz da beni vazgeçirmedi. "korur kollarım, akvaryum yaparım ne olacak?" diyordum ama bunların bazı cinsleri büyürmüş, kocaman elim kadar olurmuş. biraz garip geldi bu fikir. bir de hayvanı koca çayır çimenden alıp akvaryuma koymak da garip geldi. almadım.



alışverişte minnaklarım aklıma geldi. arabada mama bulundururum genelde... sokaktaki kediler için. bitmiş. çociklerime mama aldım, idareten. arabada mama tutmak, yaz sıcağında biraz kokuya sebep oluyor, itiraf ediyorum. ama katlanılmaz bir şey değil. bir de ben poşette tutuyorum. plastik kutu, kokuyu engelleyebilir. havalar soğuyor, aç kalmamaları lazım. beni sevin, sevmeyin, söylediklerimi değerli bulun, bulmayın.. ama hayvanların canını da insanların fikirleri kadar değersiz görmeyin bari... herkesi arabasında, çantasında bir miktar mama bulundurmaya, yemek artıklarını ayırıp çöpün yanına kedi köpeğin yiyebileceği şekilde bırakmaya davet ediyorum. hayvanları mutlu etmek insanları mutlu etmekten çoook çok daha kolay.

giri bitti.
7