fransız

1 /
kodcanavari kodcanavari
hem ezik hem kompleksli millet. teoriden başka bişey bilmezler.özellikle bilgisayar bilimleri gibi konularda amerikaya karşı büyük bir eziklik duyarlar.

ayrıca ingilizce özürlüdürler, ingilizce hocaları bile bir türk kadar ingilizce telaffuzunda bulunamaz.
julien sorel julien sorel
inatla sizin isminizin de son harfini görmezlikten gelen insanlar.biz oraya süs diye koyduk dana gibi harfi rahatsız olma yani.ingilizce konuşurken "esküuz me" derler "ex"diyemezler burdan direkt anlaşılır fransızcanın ana dili olduğu.
moderndrummer moderndrummer
fransızca dışındaki hiç bir dili güzel konuşamayan,hatta çok kötü konuştukları için çoğunluka bilselerde sizinle ingilizce konuşmayan, arada sevimli ama genelde itici gelen insan topluluğu.
adsız adsız
cm ye bir gün tr yama yüklemiştim ve oyun yarı ingilizce yarı türkçe bir hal almıştı. oyuncuların niteliğini belirleyen tanımlamalar da bundan nasibini aldı. örnek;

umursamaz striker.

bence 'fransız' kelimesinide tanımlıyor. hem umursamaz hem striker.

(bkz: ikisi bir arada)
zeus zeus
akıllarda yakışıklı zengin kaliteli nazik iyi sevişen erkek imajı çiziyorlar ama bence içleri boş, öte dallamalar, gruplaşınca da abazanlıktan kırılıyorlar..ya yaşlanınca akılları başına geliyor, bizim kafamızdaki gönül adamlarına dönüşüyorlar ya da anlatılanların hepsi tamamiyle bir şehir efsanesi..dilleri sayesinde prim yapıyorlar, o kadar yani..bir olayları yok..öte yandan türklerden çok uyuyorlar, yani tembeller de..türkiye'nin komşularını say dedim, tamamını söyleyen çıkmadı!!..onlar aynı şeyi bana sordular, ulan dedim, bayrağınız bile seri üretim üç renkli, tarih sahnesinde hep ezilmiş bir ülke oldunuz, amerika olmasa hitler'in kölesi olacaktınız, avrupanın tam göbeğindesiniz, bilmeyecek ne var dedim, yüzlerine vurdum tüm cahilliklerini teker teker..

3 haftalık incelemelerim sonucunda bu sonuçlara vardım..testlerim; 25'e yakın yaşları 20 ile 30 arasında değişken fransız üzerinde, trafiğe kapalı alanda gerçekleşti..ayrıca ürünlerimde domuz yağı kullandım, napayım, yurtdışındayım, çok seviyorlar domuzu bu adamlar..
crimson crimson
bir de bunların geç kalma alışkanlıkları var ki; çok fena. "niye böylesiniz?" diye sorunca da "öyle olmak zorundayız.." gibi garip bir cevap alıyorsunuz.
zorunluluk nerden geliyormuş hemen onu da belirtelim; eğer geç kalıyorsan buluşmaya bu senin özel bi hayatın olduğunu ve özel hayatınla meşgul olduğunu gösteriyormuş.. siz siz olun bir fransızla buluşucaksanız en az yarım saat öncesine randevu verin..
heroine heroine
genelleme yapması çok zor olan bir millettir.bazen türklerden bekleyip de göremediğiniz sıcaklığı onlarda görürsünüz bazen ise dallamalıkta sınır tanımazlar.o kadar kibardırlar ki bir şey söylediklerinde gerçekten öyle mi düşünürler yoksa kibarlıklarından mı öyle söylemektedirler anlayamazsınız.ingilizlerin espri anlayışı gibi birşeydir bu.dünyaca ünlü bir mutfağa sahiptirler.ayrıca fransız olmak için fransa'da doğmak bir şart değildir.droit de terre,droit de sang dışında uzun yıllar fransada yaşamış olmak sonucunda(yaklaşık 10 yıl)da fransız vatandaşı olunabilinir.bir şekilde vatandaşlık kazanan insanlar orijinlerinden hiç bahsetmezler.sorulduğunda fransızım derler.
frollo frollo
fransa'ya hiç gitmemiş, muhtemelen hayatında hiç fransız görmemiş kişilerin haklarındaki yorumlarıyla bilgi sahibi olunduktan sonra fransa'ya gidilince yerinde görülen, hiç de anlatıldıkları gibi ukala olmadıkları anlaşılan millet. hatta en sevilmeyen milletler sıralamasındaki birinciliklerinden en sevilenler arasına da girebilmeleri olasıdır. bir kere güleryüzlüdürler. ağızlarından "bonjour", "bonsoir" eksik olmaz. yardımseverlerine denk gelme olasılığı yüksektir. bunun yanında derseniz ki "kendilerini diğer milletlerden üstün görüyorlar", size en basitinden, fransızcadan diğer dillere geçmiş kelimelere bakmanızı öneririm. götleri kalkmışsa pek haketmiyor da değiller yani.
pipelette pipelette
topluluk önünde burnunu hömkürerek silip tek kelime bir şey demeden sözüne devam eden, ama küçük bir öksürük, bir boğza temizleme hareketnin ardında defalarca pardon diyen insan tipidir. demek ki neymiş bazı milletlerde öksürmek, burnu mendile boşaltmaktan daha iğrenç bir hareket olarak algılanabiliyormuş.
(bkz: kim bilir daha neler görcez)

edit: sözlükte tahmin edilenden fazla fransız olduğu saptanmıştır.

fransızlar uzaklaştı(rıldı)ktan sonra gelen edit: bana da sus payı verildi mutluyum, etraf sakin.
sarman sarman
senli benli, sıkı fıkı arkadaş olunmadan önceki süreci başarılı şekilde atlatan, karşı tarafın da sorunsuz şekilde atlatmasına imkan tanıyan, her ne kadar yakın olunursa olunsun, iki arkadaş arasında bir şekilde korunması gereken o belli belirsiz mesafenin ayarını iyi yapan, ölçülü davranan insandır.
stylebrisbane stylebrisbane
en sevdiğim şeydir yurtdışı gezileri. başka bir ülkede olmak, başka bir dil konuşmak, orayı tanımaya anlamaya çalışmak bana çok iyi gelir. kısa geçecek olursak, 15 gün antalya'da ruslarla kalacağıma 3 gün rusya'da kalmayı tercih ederim, durum bu...

fakat heyhat, yurtdışında da sinir olacağım şeyler yakamı bırakmaz, her memleketin cinsi gelir itinayla bulur beni!

kıza soruyorum ingilizce en yakın metro durağı nerede diye, kız bana ısrarla fransızca cevap veriyor. kör olmayasıca fransızca bilsek fransızca sormaz mıydık? vazgeçmiyorum, eğer biliyorsa yolu ingilizce tarif etmesini, fransızca anlamadığımı söylüyorum. bal gibi anlıyor ne dediğimi ama hala bana fransızca yol tarif ediyor düdük. sanki orada, o 5 dk. içinde ben "en baba dil fransızca" deyip ilk bulduğum dil okuluna ön kayıt yaptıracağım.

ben: şu dakika itibarıyla bitmiştir.

sarhan: biten ne?

ben: bir kelime ingilizce konuşursam kel kalayım.

sarhan: vaaay, saçlar işin içine girdiyse çok kıızmış olmalıyız.

ben: sen daha dalga geç!

yemekte:

ben: valla daha menüye bakıyorum, ne yiyeceğime karar vermedim.

garson kız: "eksküzemua?"

ben: "mua" ya! nasıl? iyi olmuyormuymuş di mi?

garson kız: ????

ben: siz bize yaparken iyiydi dimi?

sarhan: ayıp ediyorsun ama yapma.

ben: kızın anlayacağı dilde tek kelime çıksın ağzından, seni şurda boğarım!

garson kız: do you speak english?

ben: english di mi? yok bacım! no english, no french, only turkish!

sarhan: çok rezilsin.

ben: domates soslu makarna yiyeceğim, ortaya kızarmış patates ve en hafif biranızdan istiyorum. çocuk için de mercimek çorbası ya da ezo gelin, hadi bakalım.

garson kız: (heceleyerek) can - you - show - me - on - the - me - nu?

sarhan: mehtap valla midem gurulduyor.

ben: menüde göster ha, bakıyorum sıkışınca işaret dili, kuş dili, hepsi biliniyor. bir daha bana hebe hübe yapın, bakın napıyorum.

kaynak: çatlatan diyaloglar 1, mehtap erel
1 /