furkan celep

turan eller var olsun turan eller var olsun
orta doğu'da veya bunun gibi geri kalmış coğrafyalarda gerçekleşen her intihar politiktir. bilindiği gibi iskandinavya ülkelerinde yaşanan intiharlar klişe bir şekilde meşhurdur. yaşamlarında tatmadıkları hiçbir zevk ve ulaşamadıkları hiçbir amaç olmayan iskandinav insanları, tıpkı kariyerinde ve özel hayatında her şeyi tatmış olan ve hayatta belli bir amacı kalmamış olan mehmet pişkin gibi, tabiri caizse keyiflerinden intihar ederler. bu yüzden mehmet ile furkan'ın intiharının arasında ölümden başka hiçbir benzerlik yoktur. furkan'ın intiharı, sadece kendi yaşamına nokta koymaktan ibaret olan basit bir ölüm değildir.

furkan'ı, orta doğu'nun iğrenç kültürü ve o kültürün yaşaması için gece gündüz uğraşan, o kültürün başındaki; 60-70 yaşlarında, kelli felli, iri göbekli, ağızlarından tanrılarını ve tanrı'nın önerdiği mütevazılığı düşürmemelerine rağmen milyonluk arabalara binip saraylarda yaşayan cahil cühela adamlar ve onları besleyen, ağızları açlıktan lağım kokan götü boklu teyzeler ve amcalar el birliğiyle öldürmüştür. bu yüzden, furkan keyfinden intihar etmemiştir: ne kadar uğraşsa bile "insanca, pek insanca" bir hayatının olmayacağının farkına vardığı için intihar etmiştir.

furkan'ın ölümünde bu kelli felli adamlar kadar en az bizim de payımız var. çünkü furkan'a aslında hiçbir emek ve uğraşı olmadan devasa bir refahiyet içerisinde yaşanacağını biz gösterdik. birilerinin torpiliyle, yandaşlarıyla, ihaleleriyle, bazen de sadece fiziksel güzellikle 40 bin liralık çantalar takılabileceğini tam olarak biz öğrettik. furkan artık hiçlikte, karanlıkta ve her şeyden habersiz bir şekilde yaşıyor. furkan artık doğmadan önce ne idiysek o. furkan için hiçbir şey değişmedi, geride bıraktığı ve kendisi için kahrolan binlerce insanın üzülmesi dışında onun hiçbir zararı yok artık. ve biz hayatta kalanlar olarak furkan'ın intiharından ibret alınmasını düşünecek kadar yozlaşmış, ahlaken dejenere olmuş robotlarız. şükretmenin ve ilahi inançlara sarılıp kendimizi kandırmanın intiharımızı engelleyeceğine inanacak kadar yapay ve zavallı varlıklarız. birilerinin, şükredip elimizde olanla yetinerek sefil fakat psikolojik buhranın verdiği hastalıklı bir mecburi mutluluk ile ömrümüz yettiği kadar yaşamamızı teşvik etmelerine boyun eğip onlara inanarak yaşamayı kabullenecek kadar delirmiş, köleliğe aşık olmaya terk edilmiş canlılarız. furkan'ın içi zaten ölüydü birçok orta doğu insanı ve genci gibi, onun farkı sadece artık gözlerini kapamış olması.
1
polia polia
furkan celep 18 yaşında, darıca'da bir kargo firmasında işçi olarak çalışıyordu. sosyal medyaya bıraktığı not ile yaşamına son verdi:

"sözlerime başlamadan önce bir içki, uyuşturucu veya bir madde etkisinde olmadığımı belirtmek istiyorum. bunalımda veya depresyonda değilim. bu üzerine haftalarca hatta aylarca düşündüğüm ve sonucunda bu karara vardığım bir durum. bu zaman diliminde birçok kişiyle dolaylı yoldan konuştum. durumu bu kadar ciddi ve derinlemesine anlatmak istemedim. paniğe kapılmalarını, bu konuya kafa yormalarını, saatlerini vermelerini, psikolojilerini ve yaşantılarını etkilemek istemedim. olabildiğince yumuşattım ve gerektiğinde durdum. kendi içimde kendi sorunumu çözmeye çalıştım. vardığım sonuç ise bu.
hassas kalpli diyebileceğiniz insanlardan birisiyim. şu zamana kadar hep doğru olanı yapmaya çalıştım. yalan söylememeye, küfür etmemeye ve argo kullanmamaya çalıştım. insanları incitmemeye özen gösterdim, onlara sürekli olarak elimden geldiğince yardımcı oldum, değerli hissetmelerini sağladım verebildiğim kadar değer verdim. çokça empati yaptım duygularını hissetmeye, onları anlamaya büyük özen gösterdim. çok yönlü olabilmek için her kafa yapısına uygun şarkı dinledim, kitap okudum, araştırma yaptım. herkesin görüşünü değerlendirdim, onlara saygı gösterdim.
kendimi geliştirmek için spora gittim, yabancı dil öğrenmeye çalıştım. herkese ve her şeye karşı merhametli oldum. karıncayı bile ezmemeye özen gösterdim. evde bir arı veya böcek olsa bile onu öldürmek yerine bardakla alıp özgür bıraktım, yemekten arta kalanları çatıya kuşların aç kalmaması için attım.
zorbalıktan kaçındım, kimseye bulaşmadım, zorda kalanlara yardım ettim. paraya ihtiyacı olana para ilgiye ihtiyaçları olana ilgi verdim. hayvanları sevdim onlara ilgi gösterdim, besledim. doğayı kirletmemeye çalıştım. uzayı, doğayı, ormanları, gökyüzünü ve hayvanalar için plastiklerimi çöp yerine istifleyip geri dönüşüme bile atmaya çalıştım. daha iyi bir dünya için elimden geleni yaptım.
ailevi duygulardan yoksun büyüdüm hiçbir zaman babamla veya abimle doğru dürüst dertleşemedim, onlardan değer görmedim (bunun için onları suçlamıyorum sadece biraz değer biraz şefkat görmek isterdim sanırım bu iyi gelebilirdi.)
kendi özümü yeteneğimi öğrenemedim, bunun için çok uğraştım ve çaba gösterdim. neyi sevdiğimi bilmiyorum, ne olmak istediğimi bilmiyorum, ne okumak istiyorum bunu dahi bilmiyorum. benim yaşımdaki insanlara aramda uçurum var, her konuda benden daha üstünler.
zaman geçtikçe kendi kişiliğimden ayrılmaya başladığımı hissediyorum. gittikçe yalan söylemeye, argo hatta küfür kullanmaya başladım. insanlardan uzaklaşmaya onları önemsememeye, doğaya ve hayvanlara zaman ayıramamaya başladım. kendimi zamanla duygusuz bir insana dönüşüyormuşum gibi hissediyorum. bunlar bana göre değil ben böyle olmak, hayatımın geri kalanına duygusuz bir insan olarak devam etmek istemiyorum. sorumluluk almak istemiyorum. bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğruna yıllarımı aylarımı harcamak istemiyorum. iş hayatı bana çok yorucu geliyor. hem içten hem de dıştan yıpranıyorum. bir şeyler uğruna bunca sorun yaşamak bana mantıklı gelmiyor. bunun yerine her şeyi arkada bırakıp gitmek, her şeyi kapatmak daha mantıklı geliyor.
aslında hiçbir şey için yaşamıyorum. yaşamak için bir nedenim bir amacım yok. insanların yoluma sürekli taş koyup beni yoracaklarını biliyorum, bunun için çabalamak istemiyorum.
burda kalmamı sağlayan bir kaç şey vardı. şarkılar, kitaplar, filmler, doğa, gökyüzü (özellikle bulutlar ve gün batımı) ve birkaç tane de dost. bunlar benim bir süreliğine burda kalmamı sağladı, bunun için minnettarım.
belki de bu kadar derin, bu kadar hassas bir insan olmamalıydım. keşke tanrı beni böyle yaratmasaydı deyip duruyorum kendime. birisi en ufak hakaret bile etse buna üzülüyorum. biraz üzülünce boğazım yanıyor, sözcükler çıkamıyor boğazımdan. merak ediyorum neden kimse bana değerli olduğumu hissettirmiyor? neden kimse beni sevmiyor? milyarlarca insan olmasına rağmen neden kendimi bu dünyada yalnız ve değersiz hissediyorum? biraz daha eğlenceli, daha yakışıklı, daha çalışkan mı olmam gerek. hayat bunları istiyor. benim bunları karşılayacak ne gücüm ne de umudum var.
daha iyi görünmek için, insanların beni sevmelerini sağlamak için kendimi yormak, yıpratmak, ruhumu bedenimi kirletmek istemiyorum. neden beni böyle sevmiyorlar ki? düşüncelerimi, fikirlerimi, değer verdiğim her şeyi sırf dış görünüşüm biraz kötü diye kestirip atıyorlar. bu konuda önemseyeceğim birisini bulmaya çalıştım (değer vermek istedim, değer görmek istedim özel hissetmek istedim) ama her seferinde ters tepti, dostluklar arkadaşlıklar kurmaya çalıştım olmadı.
çok sevdiğim, uğruna her şeyimi verebileceğim iki dostumu bu konuda üzdüğüm için özür diliyorum. benimle geçirdikleri vakitler için, her şeylerini benimle paylaştıkları için, bana karşı nazik ve iyi kalpli oldukları için, benimle yıllarca birlikte oldukları için ve bana kattıkları her şey için çok teşekkür ediyorum. onlara burdan bir kucak dolusu kalp yolluyorum.
her şeye rağmen bugünün geleceğini biliyordum, hiçbir zaman yaşlanmayacağımı, düzgün bir hayat yaşamayacağımı biliyordum. sadece bana bu kadar yakın olduğunu bilmiyordum.
bu dünya yaşamak için çok kötü bir yer, bunu istemiyorum. son kez bugüne kadar birisini üzdüysem veya kalbini kırdıysam bunun üzgünüm, özür dilerim. belki burada bulamadığım huzuru gökyüzünde bulurum. huzurlu, mutlu ve umut dolu hayatlar sürmeniz dileği ile hoşçakalın…"



hödük hödük
ölmeden evvel yazdığı notu okudum. depresyonda olmadığını yazmış ki bu kesinlikle doğru değil. ailesinden şefkat görmediğini söylemiş, dış görünüşü için fikirlerinin önemsenmediğini yazmış, iş hayatının kendisi için ruhen ve bedenen yorucu olduğunu ve bunu devam ettiremeyeceğini söylemiş, daha iyi görünmeye çaba göstermenin kendisini kıymet verdiği şeylerden uzaklaştıracağını hissettiğini söylemiş. sevilmek istediğini söylemiş, dış görünüşe kıymet vermeyen birisi olsun istemiş...

ve burada yazılanları okudum, herkes bu ölümü öyle bir yerlerden tutmuş ki hayret ediyorum. yazdığı her şey tamamıyla 19-20 yaşlarındaki ruh halimi ve düşünce biçimimi yansıtıyor. ben de düşündüm bunları, hatta yazdım da duruyor bir yerlerde aynı şeyler. sevilmediğimi, çirkin olduğumu, yalnız olduğumu, birkaç dostum dışında pek kimsem olmadığımı, ailem tarafından sevgi ve ilgi görmediğimi, kimsenin beni görüntümden, kalıplarımdan soyutlayıp sevmeyeceğini yazmışım. ara ara açıp okurum. ne kadar yanlış düşündüğümü fark ederim. insanların yanlışına ortak olduğumu, onların önemsediği dış görünüşü kendimin de önemsediğini fark ederim. yanlışlarım bununla da bitmez 19-20 yaşında hayatın her halini tecrübe etmiş, her şeyi keşfetmiş, okuduklarımla dünyayı çözmüş olduğumu düşünürüm. halbuki bu yanlış. bu çocuk ruhsal bunalım içinde almış bu kararı. yanındakiler dışında onu bundan döndürecek vazgeçirecek kimse de yok, onlar da ya fark etmemişler ya da ettilerse de yeterince tesir edememişler.

aradan zaman geçti, bir miktar yaş aldım. benzer sebeplerden yaklaştığım da oldu furkan'ın yaptığına. ama vazgeçmedim. ruhen huzurlu olmanın yolunu aradım. dış görünüş algısının, şekilciliğin ve onun sebep olduğu yıkımın farkına vardım. buna kıymet vermemem, buna karşı durmam gerektiğini fark ettim. yaptığım işi, yaşadığım yeri, giydiğim kıyafetleri zaten önemsemezdim ama önemsemem gerektiğine inanırdım. bundan vazgeçtim. doğrusunun bu dehşetli kalabalığın, yani insanlığın, sevmek ve görmek üzerine çok yanlış fikirleri olduğunu fark ettim. kendimi bunlardan kurtardım. ne eğlenceli, ne yakışıklı, ne de çalışkan oldum ömrüm boyunca. ama sonunda bunları önemseyen milyarlara rağmen tek önemli olanın benim önemsediğim şeyler olduğunu fark ettim. ve dünyayı değiştirdim. dünya artık bambaşka bir yer. ben hala insanlara yardım ediyorum ve daha dün akşam bir dostumla sohbet ederken hayata anlam yüklemediğimi, sadece ara sıra bir teşekkür almanın bile bana yettiğinden bahsediyordum. ben hala sevdiklerimle alabildiğine samimi ve kibar olmam gereken yerde olabildiğince kibarım. evet furkan onlar gibi olmak istemedi ama ben onlara cevap verebilecek kadar kabayım. bu beni ben olmaktan çıkarmıyor. aksine benim gibilerin bu dünyada var olduğunu onlara gösteriyor. çünkü yok olmak da hiçbir şeyi çözmüyor.

furkan bunları okusun isterdim. ne yazık ona erişme şansım kalmadı. ancak belki aklında bu sorulara cevap arayan birileri okur. ben çözümü milyarlık insanlık bile doğru addetse insana zarar veren, kötü hissettiren her şeyi reddetmekte, kendimi bunlardan arındırmakta buldum. furkan kendisini sevemediği için hayatına son verdi.

daha önce de bir yerlerde yazdığım gibi. insanın kendisini sevememesine en ufak katkısı olan herkese ve her şeye lanet olsun.
step2009 step2009
(werther etkisi) intihar salgınına kurban giden genç arkadaşımız. instagram postlarında mehmet pişkin paylaşımı da dikkatlerden kaçmadı.
turan eller var olsun turan eller var olsun
ne kadar zekiymişsin be çocuk. neden bu kadar zekiydin? olmayabilirdin de. zeki olmamak ve hiçbir şeyi derinlemesine düşünmeden kafa yormayip mutlu bir hayat yaşamak, türkiye'nin yarısından fazlası gibi "cehalet mutluluktur." felsefesiyle sıradan bir karinca gibi hayat surmek senin elindeydi. belki bu kadar farkindalik sahibi olmayarak, herkes gibi gündelik küçük hesaplar pesinde kosarak, kazandigin üç kurusluk maaşın yarisini kiraya verip yarisiyla da eve ekmek getirerek mutlu bir hayat döngüsüne kapılıp 50 sene sonra sessizce ölmek senin elindeydi. neden 18'inde öldün? ne gecti eline? kim sevindi? tamam, muhtemelen kimseyi sevindirmek veya üzmek gibi bir amacin yoktu ama neye yaradı bu onurlu eylemin? ne değişti bu dünyada bedenin toprakta çürümeye terk edilince? o sevdiğin çiçekler ve ağaçlar yalınız kaldı sadece. denizin bile yok artık bakışacağın saatlerce. hiçlik var, boşluk var. anne karnindaki yokluk var. bu dünya yine ayni, adaletsiz ve kötü kalacak, ülken yine gün geçtikçe eriyecek. neden bu kadar zekiydin? olmayıverseydin be çocuk, yaşayıp gitseydin. biz de, "artık beyin göçü bile ölüler alemine yapiliyor." demeseydik arkandan.