füruğ ferruhzad

1 /
nizam nizam
aşağıdaki dizelerin sahibi muhteşem şair.

"dar gecemde ne yazık
rüzgar yapraklarla buluşuyor
dar gecemde
çöküşün ızdırabı yaşanıyor
dinle!
karanlığın esintisini duyuyor musun?
ben bu mutluluğa yabancıyım
ben umutsuzluğuma tutkunum

dinle!
karanlığın esintisini duyuyor musun?
gecede bir şeyler geçiyor
ay, kıpkırmızı perişan
yas tutmuş bulutlar
çökmekte olan bu damın üzerinde
sanki yağmur anını bekliyorlar
sadece bir an,
ve sonra, hiç
şu pencerenin arkasında gece titriyor
ve yeryüzü dönmekten vazgeçiyor
şu pencerenin arkasında
bilinmeyen bir şey
bizi merak ediyor, beni ve seni

ey yeşil
baştan aşağı yeşil!
aşık ellerime bırak ellerini
yakıcı anılar gibi
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusu gibi
aşık dudaklarımın okşayışına bırak

rüzgar bizi alıp götürecek
rüzgar bizi alıp götürecek"
negatif negatif
furûğ-i ferruhzâd:
çok ıstırap çektiği, çok aşık olduğu, kadın olmanın getirdiği zorlukları fazlasıyla yaşadığı ve çok güzel olduğu söylenen iran şairi. şiir, sinema ve tiyatronun zirvesinde yaşamış.

1934'te tahran'da doğar. 1951'de perviz şâpûr'la evlenir. 1952'de ilk şiir mecmuası olan "esîr"i yayınlar.
"günah işledim, çok zevkli bir günah" adlı şiiri kendisi için bir çok söyletinin çıkmasına sebep olur, babasının buna gösterdiği tepki yüzünden evden ayrılır, küçük bir ev tutarak orada yaşamaya başlar. sonraları baba evine döner, fazla geçmeden kocasıyla birlikte ahvâz kentine yerleşir ve burada yeni bir hayat kurar (1954). sonraları tahran'a geri döner. burada kocasıyla sorunları başlar. kâmyâr adındaki oğlu dünyaya gelmiştir fakat bu, sorunlarının çözümüne hiçbir katkıda bulunmaz. 1955'te eşinden ayrılır. mahkeme kararıyla çocuğunu görme hakkı elinden alınır. 1956'da romaya gider. 1957'de diğer şiir mecmuası "dîvâr" (duvar) yayımlanır. 1959'da "isyân" adlı şiir kitabı çıkar. sinemaya ilgisi olan şair yine aynı yıl golistân-i film adlı şirkette çalışmaya başlar. sinema hakkında daha fazla bilgi edinmek için ingiltereye gider. 1962 yılında "yek âteş" adlı filmi yapar. bu film italya kısa metrajlı film festivalinde birincilik ödülü kazanır. bu dönemde oğlunun eksikliğini fazlasıyla hisseder. 1962'de film çekimi için gittiği meşhed kentinde hoseyin adlı çocuğu ailesinden onay alarak evlat edinir. 1964'de "tevelledî dîger" (bir başka doğuş) adlı şiir mecmuası yayımlanır. bu kitapla birlikte çağdaş şairler arasında zirveyi zorlar. 1967'de bir trafik kazası sonucunda hayatını yitirir. 14 şubat 1967'de toprağa verilir.


"çift"

akşam oluyor
ve akşamdan sonra, karanlık
ve karanlıktan sonra
gözler
eller
ve nefesler... ve nefesler... ve nefesler
ve su sesi
düşüyor damla damla damla sütten

sonra iki kızıl nokta
iki yanık sigaradan
saatin tiktakı
ve iki kalp
ve iki yalnızlık
kurabiye kurabiye
uzaklardan geldin sen
ve kokular ve ışıklar ülkesinden
şimdi bir teknedeyim seninle birlikte
götür beni ey yüreğimi okşayan umudum
götür şiirlerin ve coşkuların kentine.
bawer bawer
modern i̇ran şiirinin en önemli şairlerinden biri olan furuğ ferruhzad, ülkesinde şiir alanında çığır açmış bir şair olan furuğ’un eserlerinin çoğu, ömrünün bir çağında, henüz çok gençken zorunlu kaldığı trajik seçimin benliğinde oluşturduğu yaraları yansıtır.
furuğ’un şiirlerinde baskın gelen karamsarlığın iki kaynağı vardır: annesinin aynı evin içinde babasıyla uzun yıllar küskün yaşamasına tanıklığı ve ayrıldığı kocası tarafından ölünceye kadar görmesi engellenen oğlu kamyar’a duyduğu özlem.

‘ölünceye kadar’ dedim ya; uzun yaşamamıştır furuğ, henüz 32 yaşındayken bir trafik kazasında dünyaya veda etmiştir. böyleyken öldüğü tarihlerde şair ve yönetmen olarak çoktan ünlenmişti.

erken yaşta evlenmiş furuğ ve uzun süre evli kalamamış; içinde mayalanmakta olan şiire ilişkin talepleriyle, evlilik hayatının icaplarını bağdaştıramamış olmalı. kendisini şair olarak destekleyen, şiir hayatında ona yeni ufuklar açan hikâyeci i̇brahim gülistan’ın hayatına girdiği dönemi, yeniden doğuş şiiriyle yüceltmiştir. gülistan ona şiir için bir ufuk açmış, yeni bir şiir geliştirmesine destek olmuştur.


tüzüklerle, yönetmeliklerle, ev ödevleriyle bir şairi sevdiremez, halka mal edemezsiniz; kitaplarından halkın parasıyla kamusal kurumların kütüphanelerine binlerce cilt dağıtsanız bile. tahran’da olduğu gibi herhangi bir taşra şehrinde de bindiğiniz taksi şoförü size hafız’dan, şehriyar’dan beyitler okuyabilir. daha şaşırtıcı olan, modern ve yenilikçi şiirler yazmış bir kadın şaireye bu ülkede önemli bir nüfusun kazandırdığı payedir. i̇ranlılar, komşu ilişkilerinde bile muhataplarını soyadlarıyla ve “bey”li, “hanım”lı hitaplarla çağırmaya özen gösterirler. kadınlar kocalarının soyadlarıyla değil, kendi soyadlarıyla çağrılırlar; ilk isimler pek bilinmez ve telaffuz edilmez. böyleyken, bulunduğunuz herhangi bir toplulukta “furuğ”, diye söze başladığınızda, “ferruhzad” diye devam etmeniz gerekmez.



en fazla yirmi yıl önce onu muhtemelen “garbzede” olarak isimlendirmiş olan i̇slamcı kadınların çıkarttığı dergilerde furuğ, bugün sıklıkla hatırlanan, atıflarda bulunulan bir şairdir. hatalarıyla sevaplarıyla edebiyat tarihine mal olmuş herhangi bir şairden daha farklı bir alımlanışı vardır ülkesinde, hatta komşu i̇slam ülkelerinde. hüznün, kederin, elemin, ayrılık acılarının, umutsuzlukların, hayal kırıklıklarının, terk edilmelerin, zorunlu terk etmelerin şairidir o ve bütün bunlarla birlikte -soğuk mevsimlerde bile- yeni başlangıçlara iman edebilmenin şairi olmayı başarmıştır. üslubunu kurduğu süreç, geleneksel bir duyarlılıkla modern hayatın ortasında var olmaya çalışan ya da modern bir hayatın merkezinde yaşarken geleneğin sorularına duyarsız kalamayan kadınlar için çarpıcı ve öğreticidir.



furuğ’un şiirleri i̇ran’da devrimin ardından ilk kez 2001 yılında sansürsüz olarak yayımlandı ve bu şiirlerin yer aldığı kitaptaki ayrıntılı biyografi sayesinde şairin hayatının karanlık bölgelerine bir ışık tutulmuş oldu. bir devrim ve ardından on yıl süren bir savaş yaşamış, bu yıllar içinde oğullarını, eşlerini yitirmiş olan kadınlar, onun şiirlerinde kendi yüreklerinden kopan ağıtlarla buluşan temaları keşfetti. dili seçkinlere yönelmez furuğ’un; aydınlar kadar esnafa da seslenir; öğrencilere, işçilere, ev hanımlarına da. yönetsel ve siyasal düzen bağlamında eleştirel mısralar yazarken bile, çarşı-pazardaki insanların ifadelerini kullanmayı yeğlemiştir. halk içinde kullanılan deyim ve deyişlerden yerli yerince yararlanmış olması, şiirine duyulan yakınlığın sebeplerinden biridir.



biricik oğlundan vazgeçmenin karşılığında muhtemel şiirini kuracağı hayal bahçesini kazanmıştır furuğ, mısralarının sihriyle avuçlarına sığdırabildiği bir eşsiz bahçeyi…
bawer bawer
budur benim payıma düşen



(…)



benim payıma düşen



anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir



ve “ellerini seviyorum” diyen



sesin hüznünde ölmektir



ellerimi bahçeye dikiyorum



yeşereceğim biliyorum biliyorum



ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda



yumurtlayacaklar...



yaralarım aşktandır’dan, telos, sf. 130
bir mendil niye kanar bir mendil niye kanar
'günah işledim, lezzetli bir günah' dizesinin sahibi iranlı şair. şiirlerinin bir kısmı kırmızı yayınları tarafından "aşk şiirleri" adıyla yayınlanmıştır. kitapta ibrahim golestan'a yazdığı mektuplardan yapılan alıntılar da bulunur. 33 yaşında bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.
mabel mabel
ibrahim golestan'a yazdığı bir mektuptan,


" derimin altında başımı döndürecek bir baskı olduğunu duyumsuyorum.

her şeyi delmek istiyorum ve olabildiğince içine dalmak istiyorum.

yerin derinliklerine varmak istiyorum.

benim aşkım oradadır.

tanelerin sürgün verdiği yerde,

köklerin birbirine vardığı ve yaradılışın kendini çürümüşlükte sürdüren noktada.

benim tenim sanki onun geçici bir biçimidir.

temeline varmak istiyorum.

kalbimi bir meyve gibi tüm ağaçların dallarına asmak istiyorum. "
luthien tinuviel luthien tinuviel
iran'da kadın hakları savunuculuğu yapmış olan ve şiirleri iran toplumunca erotik bulunan kadın şair. genç yaşta geçirdiği trafik kazasında şaibeli bir biçimde ölmüştür.

... ve benim tüm varlığım karanlık bir ayettir
ben seni karanlık bir ayette ah çektim...
laein laein
"akıp gitti zaman
gitti zaman ve saat tam dört kez çaldı" diyor bir şiirinde. devam ediyor sonra; "sen hiç dört mavi lale kokladın mı" diyor. ama sanki laleyi değil de dört bir yandan fışkıran maviliği kokladın mı diye soruyor. yapma yıldızlardan bir gece sunuyor. ve ben kendimi ona sunuyorum. o ne diyorsa inanıyorum. ne desem boş.



ve bu benim
yani bir yalnız kadın
ve soğuk bir mevsimin eşiğinde
belirsizliğini anlamanın başlangıcında, tüm yeryüzü varlığının
yalın ve kederli umutsuzluğunu, gökyüzünün
güçsüzlüğünü, bu betona kesmiş ellerin

akıp gitti zaman
gitti zaman ve saat tam dört kez çaldı
dört kez çaldı
aralık ayının yirmisi bugün
ve artık mevsimlerin gizini biliyorum
dakikaların söylediklerini
uzanmış yatıyor mezarında kurtarıcı
ve dinginliğe bir işaret gibi
toprak, barındıran toprak

gitti zaman ve saat tam dört kez çaldı

sokakta rüzgar
sokakta rüzgar
ve ben çiçeklerin sevişmesini düşünüyorum
ince sapları, kansız goncaları
ve bu veremli, yorgun zamanı
bir adam geçiyor ıslak ağaçlar altından
mavi damarları boynunun
kayıyor ölü yılanlar gibi iki yandan
yukarılara doğru
gelince tam karmakarışık şakaklarına
bir kez daha fısıldıyorlar o kanlı sözcüğü
-selam
-selam
ve ben çiçeklerin sevişmesini düşünüyorum.
soğuk mevsimin eşiğinde
ve yaslı buluşmasında aynaların
toplantısında kederli ve soluk yaşam deneylerinin
suskunluğun bilgisiyle döllenmiş günbatımında

nasıl dur emri verilebilir
sabırlı, ağır, avare
yürüyen bu adama?
hiç yaşamadığı nasıl söylenebilir?
hiçbir zaman yaşamadığı...

rüzgar esiyor sokakta
yalnız ve içlerine çekilmiş kargalar
uçuşuyorlar yaşlı, kasvetli bahçelerde
ve tanrım ne kadar kısa
merdivenin boyu

onlar bir yüreğin bütün saflığını
alıp götürdüler kendileriyle birlikte masallar sarayına
şimdi artık
artık nasıl fırlayıp dans edebilir insan?
nasıl dökebilir akan sulara
çocukluğunun saçlarını
ve koparıp kokladığı elmanı
nasıl ezebilir ayaklarıyla?

ey sevgilim! ey tek sevgilim!
ne çok kara bulut var güneşin şölenini kollayan
sanırım uçuşu düşlediğin yolda göründü o kuş
ve sanırım hayalgücünün yeşil çizgilerinde
oluşan o taptaze yapraklar
sabah esintisinin isteğiyle nefes alıyorlar
sanırım
pencerenin lekesiz belleğinde yanar gördüğün o menekşe
renkli alev
çocuksu bir lamba tasarımından başka bir şey değildi

sokakta rüzgar esiyor
yıkımın başlangıcıdır bu
ellerinin yıkıldığı gün de esiyordu rüzgar

sevgili yıldızlar...
kağıttan yapılma sevgili yıldızlar!
esmeye başlayınca yalan gökyüzünde
nasıl sığınabiliriz yenik peygamberlerin surelerine?
o zaman binlerce yıldır ölüymüşüz gibi karşılaşacağız ve
güneş
yargılayacak gövdelerimizin çürümesini

üşüyorum
üşüyorum ve sanırım artık hiç ısınamıyacağım
ey sevgilim! ey tek sevgilim "kaç yıllıktı acaba o şarap?"
bak burada
ne kadar ağır zaman
ve nasıl kemiriyor balıklar benim tenimi!
niçin hep denizin altında tutuyorsun beni?

üşüyorum ben ve sedef küpelerden nefret ediyorum
üşüyorum ve biliyorum
bir yaban lalesinin kırmızı düşlerinden
bir kaç damla kandan başka
hiç bir şey kalmayak yerde.
bırakacağım artık çizgileri bir yana
sayıları saymayı da
çıkacağım sınırlı geometrilerin odalarından
sezgi alanlarının genişliğine sığınacağım
çıplağım ben, çıplağım, çırılçıplağım
sevgi sözcüklerinin arasındaki sessizlikler kadar çıplak
<<ve aşktan benim tüm yaralarım>>
aşktan aşktan aşktan
ben bu avare adayı
başkaldıran okyanustan geçirdim
patlayan yanardağlardan
ve parçalanmak: giziydi tüm gövdenin
güneşler doğdu parçalarından

selam ey masum gece..

selam çöl kurtlarının gözlerini bile inanç ve güven oyuklarına döndüren gece!
derelerinin kıyılarında söğüt ruhları
kokluyor baltaların sevecen gölgesini
düşüncelerin, sözcüklerin ve seslerin ilgisiz oldukları bir dünyadan geliyorum ben
ve ne kadar yılan yuvasına benziyor bu yeryüzü
seni öperken bile
düşlerinde darağacına senin için ipler ören
adamların ayak sesleriyle dolu

selam ey masum gece,

her zaman bir aralık var
pencere ile görmek arasında
niçin bakmadım niçin!
bir adam yağmurlu ağaçların altından geçerken baktığım gibi?

niçin bakmadım
annem ağlıyor sandığım o gece?
bir acı duyduğum ve dölün biçimlendiği
akasya salkımlarının gelini olduğum
mavi çini sesleriyle dolduğu tüm isfahan'ın
öbür yarım olan insanın içime geri döndüğü o gece?
aynada görüyordum onu
aynanın kendisi gibiydi temiz ve ışıklı
seslendi birden
ve ben akasya salkımlarının gelini oldum...
o gece, annemin ağladığını sandığım

nasıl anlamsız bir ışık belirdi küçük pencereden
niçin bakmadım?
biliyordu tüm mutluluk anlarını
yıkılacak senin ellerin
ve ben bakmadım
açılan penceresinden saatin
yaslı kanarya dört kez ötünceye kadar
ötünceye kadar dört kez
sonra o küçük kadınla karşılaştım
gözleri simurg'un yuvası kadar boş
salınan kalçalarıyla yürüyüp götürdü
kızıllığını göz kamaştıran düşlerimin
kendisiyle birlikte gecenin yatağına...
yeniden tarayabilecek miyim
saçlarımı rüzgarla?
menekşeler dikebilecek miyim yeniden bahçelere?
ve pencerenin ardında duran
gökyüzüne sardunyalar dizebilecek miyim?
acaba yeniden dansedebilecek miyim kadehler üstünde?
kapı zili çağıracak mı beni yeniden bir bekleyişe?

-artık bitti, dedim anneme
düşünmeye fırsat bile kalmadan olur olanlar...
gazeteye bir başsağlığı ilanı versek?-

boş.
boş ama güvenle dolu
bak dişleri nasıl bir marş söylüyor
çiğnerken lokmaları
ve nasıl yırtıyor
dikip gözlerini bakarken
ıslanan ağaçların altından geçerken nasıl
sabırlı, ağır, avare...

saat dörtte
tam o anda mavi damarları boynunun
kayıyor ölü yılanlar gibi iki yandan
yukarılara doğru
gelince tam karmakarışık şakaklarına
bir kez daha fısıldıyorlar o kanlı sözcüğü
-selam
-selam

sen hiç-dört mavi lale-kokladın mı?

zaman geçti
zaman geçti ve akasyanın çıplak dallarına düştü gece
kaydı pencerenin camları ardından
ve soğuk diliyle
topladı tüketilmiş gündüzün artıklarını

nereden geliyorum ben?
ben nereden geliyorum?
kokusuna bulanmış olarak gecenin
henüz çok taze mezar toprağı
o iki taze elin mezar toprağı
nasıl sevecendin ey sevgilim, ey tek sevgilim
nasıl da sevecendin yalan söylerken bana
kapatırken göz kapaklarını aynaların
ve avizelerin
incecik saplarını koparırken
götürürken beni karanlıkta aşkın ovalarına
bir susuzluk yangınından çıkan o baş döndürücü buğu
uzanır uykunun çimenlerine!

o kağıttan yapma yıldızlar
dönüp duruyor sonsuzluğun çevresinde
niçin sözü sesle söylediler?
niçin görme'nin evine konuk ettiler bakışı?
niçin götürdüler okşamayı
kızlık saçlarının utangaçlığına?
burada bak,
sözle konuşan
bakışla okşayan
ve okşayarak dinginlik bulan o insanın canı
nasıl gerildi
kuşkuların çarmıhına
ve nasıl gerçeğin beş harfi olan
dallarının izleri beş parmağının
kaldı onun yüzünde.

nedir sessizlik, nedir, nedir ey sevgilim?
nedir sessizlik söylenmeyen sözlerden başka?
susuyorum ben ama dili serçelerin
doğa şenliğinde akan cümlelerin yaşam dilidir
serçelerin dili, yani : bahar. yaprak. bahar.
serçelerin dili : meltem. koku. meltem.
fabrikalarda ölüyor şimdi serçelerin dili

kimdir bu insan, caddesinde sonsuzluğun
yürüyen bir birlik anına doğru
ve yıllardır taşıdığı saati
kim bu, horozlar ötmeye başlayınca
doğan günün yüreği yerine
kahvaltının hazır olduğunu düşünen
kimdir bu insan, hem başında bir aşk çelengi
hem de çürüyen düğün giysileri içinde ?

demek vurmadı sonunda güneş
aynı anda
ikisine birden kutupların
ve çıkıp gitti
gövdeni dolduran çınlayışı mavi çinilerin

öylesine doluyum ki, tapınıyorlar sesimin üstünde...

mutlu cesetler
kederli cesetler
cesetler suskun ve düşünceli
inceliksever, giyimsever, yemeksever
belirli zamanların dudaklarında
ve kuşkulu zemininde gelip geçen ışıkların
istekle dolu boşunalığın çürümüş meyvalarını toplarken
ah,
ne kadar insan var kavşaklarda merakla olay bekleyen
tam da dur işareti verilirken ezilmiş olmalı
olmalı olmalı zamanın tekerleri altında
yağmurlu ağaçların yanından geçen adam.

nereden geliyorum ben?

-artık bitti, dedim anneme
düşünmeye fırsat bile kalmadan olur olanlar.
gazeteye bir başsağlığı ilanı vermemiz gerek...-

selam ey tuhaf yalnızlık!
sana bırakıyorum bu olayı
çünkü her zaman kara bulutlar
peygamberleridir yeni arınma sözlerinin
ve tanıklığında bir mumun
aydınlık bir giz vardır her zaman
o gizi çok iyi bilir son uzun alev

inanalım
inanalım soğuk mevsimin başlangıcına
bozgununa inanalım hayalgücü bahçelerinin
terkedilmiş, düşmüş oraklara
ve tutsak tohumlara.
bak nasıl kar yağıyor!

belki gerçek yalnızca o iki eldi
sonsuz kar altında gömülü o taze eller
gelecek yıl kavuştuğunda bahar
pencerenin ardındaki gökyüzüne
yemyeşil filizler çıktığında gövdesinden
sürgün verecekler yeniden ey sevgilim, ey tek sevgilim!

inanalım soğuk mevsimin başlangıcına.
edmond dantes edmond dantes
"… benim en büyük derdim sizin beni tanımamış olmanızdır; hiçbir zaman da tanımak istemediniz ve belki de hâlâ siz benim hakkımda düşündüğünüzde, beni uçarı, aşk romanları ve tahran müsavvar dergisinin öykülerinden dolayı kafasında aptalca düşünceler oluşan bir kadın olarak biliyorsunuz. keşke öyle olsaydım ve mutlu olabilseydim. i̇şte o zaman dünya küçücük bir odacık olurdu ve ben, dans partilerine gitmekle, güzel ve şık elbiseler giymekle, komşu kadınlarla çene çalmakla, kaynana ile dalaşmakla ve kısacası pis ve anlamsız binlerce işle yetinirdim ve daha büyük ve daha güzel bir dünyayı tanımazdım; bir ipekböceği gibi kendi kozalamın sınırlı ve karanlık dünyasında kıvranarak büyürdüm ve hayatımı sona getirirdim. fakat ben böyle yaşayamazdım. ben kendimi bildiğim andan beri, benim başkaldırım ve isyanım bu aptalca görünüş ile başlamıştır. ben büyük olmak istiyordum ve istiyorum. ben, bir gün doğup ve bir gün bu dünyadan çekip giden ve arkalarında bu geliş ve gidişlerinden herhangi bir iz bırakmayan yüz binlerce insan gibi yaşayamam. …" füruğ ferruhzad

iranda kadın olabilmiş ender şairlerden, dünyada şair olabilmiş ender insanlardandır.
edmond dantes edmond dantes
"ben çıplağım,çıplağım, çıplak
sevgi sözcükleri arasındaki duraksamalar kadar çıplak
ve tüm yaralarım benim aşktandır
aşktan, aşktan, aşktan.
ben bu başıboş adayı
okyanusun devriminden geçirmişim
ve dağ patlamasından.
ve paramparça olmak o birleşik varlığın giziydi
en değersiz zerresinden güneş doğdu.

selam ey masum gece!
..."
1 /