fyodor mihayloviç dostoyevski

1 /
giberling giberling
başlıca eserleri
suç ve ceza
insancıklar
yer altı notları
karamazov kardeşler
kumarbaz cinliler
budala
yoksullar
ezilmiş ve aşağılanmışlar
çocuklar arasında
beyaz geceler olan rus yazar
aqua aqua
zincirler şakır şakır çözülür, paslı kapı gıcırtıyla açılır. içeriye keskin bir ışık sızar, mahkumlar kamaşan gözlerini oğuşturup geleni seçmeye çalışırlar. önce bir çift çizme belirir sonra, meşin kırbaç şaklar. bet sesli gardiyan adeta gırtlağını yırtar: "idam mahkumları hazır olsunlar!"
koridorda yankılanan ses yeteri kadar ürkütücüdür ama mahpuslar ciddiye almazlar. sadece meraklı bir ihtiyar kemikleşmiş parmaklarıyla soğuk parmaklıkları kavrar, kimler eksilecek gibilerden bakar o kadar.

gardiyan kimsenin kıpırdamadığını görünce çileden çıkar "sen feodor mikhalioviç" diye haykırır, "bugün infaz olunacağını bilmiyor musun?"
-biliyorum.
-niye kıpırdamıyorsun peki?
-ne bileyim uykum var.
-iyi ya, uzunca bir uyku seni bekliyor.

feodor mikhalioviç (bizim bildiğimiz adıyla dostoyevsky) "hürriyet" diye mırıldanır, "hürriyet yaşamakla yaşamamak arasında fark görmeyenlerin hakkı olmalı. zindanda yaşamaya yaşamak denilemeyeceğine göre bir de ölüme bakmalı."
-çok cesursun!
-olmasam ne değişir ki?
-hayret, eskiden mahkumlar benden korkarlardı. yaşlanıyor muyum ne?
-ya da devir değişti, etrafına baksana..
-filozof gibi konuşup kafamı bulandırma. sana "haydi" denildi. çabuk ol sallanma!

gardiyanlar idamlıkları derler, toplar avluya çıkarırlar. adet yerini bulsun diye son arzularını sorar ama hiçbirini dikkate almazlar. eller bağlanır, gözler kapatılır, tam cellatlar maskelerini giyip baltalarını ellerine almışlardır ki bir subay yıldırım hızıyla avluya dalar. "duruun" diye bağırır, "çar hazretleri mahkumları serbest bıraktılar!"

bakın şu işe ki ölüme aldırmayan mahkûmlardan çıldıranlar olur, bazılarının yüreciği sevinci kaldıramaz. hiç yoktan telef olurlar.

dostoyevsky, moskova'da doğar.* babası ünlü bir doktordur, belki bu sebepten oğluna zaman ayıramaz. çocukcağız 15-16 yaşına kadar yuvarlanır gider ama annesini kaybedince yalnızları oynar. babası onu st. petersburg'da askeri mühendislik okulu'na yazdırır ve olmayan ilişkileri iyice kopar. belki bu yüzden sürekli kendini dinler, insan arasına karışmaz. çok okur, çok yazar ama eğlencelere katılmaz. doktor bey oğlunu unutmuş olamaz ama üç beş kapik olsun harçlık yollamaz. bir gün canına tak eder, babasına hakaretamiz bir mektup yazar. cevap beklerken, babasının ölüm haberini alır ve hayatı boyunca bu pişmanlıkla yaşar. öyle ki sara krizlerine tutulacak kadar...

dostoyevski okuldan mezun olur ve üsteğmen rütbesi ile kışlaya atanır. ancak sivil elbise alacak parası bile olmaz. subaylıkta aradığını bulamayınca kalemi ile dertleşmeye başlar. birileri onu keşfeder, elinden tutarlar.

1846'da ilk romanı insancıklar çıkar ve büyük sükse yapar. artık onun da menejerleri vardır, önemli kişilerle tanışır, ışıklı salonlarda nutuklar atar. ama ne yazık ki insancıklar'ı takip eden romanları fazla prim yapmaz.

bilirsiniz bazı insanlar kendi başlarını ağrıtacak sözlerden kaçar ama birilerini gaza getirmekten hoşlanırlar. aykırı fikirli dostoyevsky tam onlara göredir, bu şaşkını kolayca doldurup piyasaya salarlar. dostoyevsky, ilericilere* katılır, kural dışı ve gözü kara yazılar yazar. ancak bütün ihtiyar yöneticiler gibi çar da gençlerin siyaset konuşmasından hoşlanmaz. alayını derler toparlar, içeri tıkar. dostoyevsky, omsk hapishanesinde, konuşacak tek adam bulamaz, soğuğa, açlığa, hastalığa dayanır ama yalnızlığa katlanamaz. zira asil bir aileden geldiği için sıradan mahkumların arasına katılamaz. okul arkadaşları onu önce semipalitinsk'e yollar, sonra çar'a gider, gelir cezasını kaldırtırlar.

st. petersburg'a dönen dostoyevsky, bir yandan kitap yazar, bir yandan dergiler yayınlar. sibirya yıllarında maria dimitrievna adlı bir dulla evlenir ama mutlu olamaz. bir ara polino suslova adında bir kadınla yaşar ama huzuru evde değil yeşil çuhalı masalarda arar. uçan kuşa borç yapınca yayınevleri ile çılgınca anlaşmalar yapar. gece gündüz müsvedde karalar, suç ve ceza ve kumarbaz gibi eserleri yazar. cebi üç kuruş para görünce sekreteri anna grigorievna ile evlenir ve rusya'dan kaçar. cenova ve vevey'de budala'yı; dresden'de ebedi koca ve ecinniler'i yazar. sonra karamazov kardeşler'i bastırır. evet, şöhreti dünyayı tutar, lakin bu işten dünyalık kazanamaz...
crimsonspider crimsonspider
kusursuz bir yazardır.insanın herhangi bir kitabını okurken hissettiklerini anlatabilmesi için onun kadar iyi bir yazar olması gerekir.
ayrıca kendisi tam bir türk ve yahudi düşmanıdır.istanbul a aşıktır ve eninde sonunda istanbul un rusların olacağına gönülden inanmıştır.yahudilere olan nefreti yüzünden hemen hemen hiç "yahudi" kelimesini kullanmamış, bunun yerine onlara "çıfıt" diye hitap etmeyi yeğlemiştir.
ölmeden kısa bir süre önce dünyamızın şu anki durumuyla ilgili pek çok tahminini insanlarla paylaşmıştır fakat henüz bunların hiçbirinin gerçekleşmediğini görüyoruz.örneğin tüm avrupaya hakim olacak bir kaos ortamı sonrasında yine tüm avrupa ülkelerinin katılacağı ya da katılmak zorunda kalacağı bir savaş sonunda tüm kıtanın yerle bir olması...
jellicle jellicle
1800'lü yıllarda yazdıkları ile 2000'li yıllarda kendi düşüncelerimi karşılaştırdığımda; dumura uğramamı sağlayan yazar. haddimi bilip yerime oturmamı defalarca sağlamıştır kendisi romanlarında.
pitipiti pitipiti
dostoyevski denilince akla gelen ilk eseri suç ve cezadır.bunun dışında karamazov kardeşler, delikanlı, cinler, beyaz geceler, budala, yer altından notlar, amcamın rüyası, kumarbaz, öteki ( bir yayınevi öteki ben ismiyle de yayınlamıştır) düşünüldüğü zaman hatırlanması kolay eserleridir. konu olarak, cinler eserinin siyasi bir yönü vardır. amcamın rüyası ve beyaz geceler'deki kurguya bakılacak olursa diğer eserlerine göre daha trajik bir yapıya sahiptir.
dostoyevski'nin en önemli özelliklerinden biri, yazdıklarında anlatmak istediklerini sadece okumakla ve tasavvur etmekle yetinmezsiniz, tamamen o kurmacanın içinde bulursunuz kendinizi. sokaklar, evler , iç mekanları kafanızda canlandırmanızı sağlayabilmesi ve okurken, tam da oralarda bir yerlerde duruyormuşsunuz ve bütün yaşananlara tanık oluyormuşsunuz havasını yaratabilmesidir.
betimlemeleri balzac kadar uzun değildir, size bütün ayrıntıları sunar belki fakat bu ayrıntılar sıkıcı ve bunaltıcı değildir.
suç ve ceza , bir dönem istanbul şehir tiyatrolarında oynanmıştır.
1 /