gaia teorisi

sadomasochistic sadomasochistic
1960'lı yıllarda nasa icin çalışan james lovelock tarafindan, lynn margulis'in de yardımıyla geliştirilen hipotez.

lovelock 1979'da yazdıgı " gaia: a new look at life on earth" adlı kitapta, bu hipotezden ilk defa bahsederek, dünyanın aslında canlı bir organizma gibi olduğunu iddia etmiştir. dünyadaki yaşamın adı gaia'dır ve buna göre karalar gaia'nın kemikleri, okyanuslar, denizler ve ırmaklar onun dolaşım sistemi, atmosfer onun solunum sistemi, üzerinde yaşayan canlılar da onun sinir sistemidir. lovelock'a gelen eleştirilerin birinde, canlı olan her organizmanın üreyerek çoğaldığı, dünyadaki yaşam için ise böyle bir durumun olmadığı söylenir. lovelock buna; dünya dışında, örneğin marsta bir şekilde yaşam oluşturulduğunda, bakterilerin yaşaması sağlandığında, gaia çoğalmış olacaktır, diye cevap vermiştir. neticede, bu hipotezde lovelock'ın anlatmak istediği şey, dünyanın bir bölümüne gelecek zararın, aslında dünya üzerindeki tüm yaşamı etkileyeceğidir.



okyanus sularındaki tuz oranı en az iki milyar yıldır değişmedi.


litresinde 35 gram tuz var.

oysa nehirler her 100 milyon yılda bir deniz suyundaki tuz miktarını iki misli artıracak kadar tuz taşıyor. buna rağmen deniz suyu neden geçmişe kıyasla daha tuzlu değil?

okyanuslardaki tuz oranını sabit tutan, bilim adamlarının anlamadığı esrarengiz bir mekanizma var. bu mekanizma olmasaydı denizler ölü deniz gibi, hiçbir balık veya canlının yaşayamayacağı kadar tuzlu olurdu.

kuzey afrika çöllerinden rüzgârların kaldırdığı toz bulutlan okyanusu aşarak güney amerika'daki yağmur ormanlarının üzerine yağar. bu ormanlardaki eşsiz bitki bolluğunun bir nedeni, binlerce kilometre uzaktan milyonlarca yıldır gelen bu göksel gübredir.

ngiliz bilim adamı james lovelock'un bu teorisine göre, dünya, bünyesindeki canlı cansız her şeyle birlikte bir tek organizma. atmosfer, denizler, rüzgârlar, yanardağlar, ormanlar, çöller, ozon tabakası, kutuplar ve insan dahil bütün canlılar bu organizmanın bir parçası.

bu organizmanın amacı dünya'da yaşayan canlıların hayatlarını sürdürebilmeleri için gerekli ortamı idame ettirmektir.

belki de koskoca kâinat bile canlıların yaşayabilmesi için olduğu gibi oldu.

insanoğlu büyük bütünün bir parçasıdır ama bunu anlamıyor.

dünyayı gücümüze göre talan edebileceğimiz sahipsiz ve korumasız bir hazine sanıyoruz. talan ettiğimiz her şeyi kendimizden çaldığımızın farkında değiliz.

neslini tükettiğimiz her canlı varlıkla sadece dünya'da yaşayan canlıların sayısını azaltmış olmuyoruz. dünya denilen bu narin organizmanın içinde var olma şansımızı da azaltıyoruz. kirlenen her ırmak ve denizle birlikte biz de kirleniyoruz.

insanları birbirinden ayıran dil, din, ırk gibi şeyler "sahte" dir. einstein'ın dediği gibi, insanlığın üzerinden atamadığı çocukluk hastalığıdır bunlar. bu hastalık öldürücüdür. ya sadakat ve sevgimizi bütün insanları ve dünyayı içine alacak kadar genişleteceğiz ya dünya'yı üzerinde yaşanamaz hale getireceğiz.

kaynak: lahuti com


hakikaten de; bilimsel gelişmeler, yalnızca bilime dayalı düşünceler haricinde mitolojiye ya da monoteist din öncesi toplumların inançsal yapısına biraz göz gezdirmiş olan biri için hiç de yabana atılmaması gereken bir teoriymiş gibi görünüyor.
paradoksu kucaklamak paradoksu kucaklamak
panteistliğin dayanrılabileceği güzel ve uygun bulunan bir teori. tanrıyı doğa olarak kabul etmek ve onun bu şekilde parçası olduğumuzu düşünmek, tanrının bizden ayrı olmadığını, bizden daha büyük ama bizimle sadece ruhsal ilişki haricinde bedensel ilişki de kurabildiğini düşünmek inanışı elbette destekleyecektir.
gaia, yani toprak ana doğanın başlangıcı için mükemmel bir seçimdir. kendisinden denizi(pontos) ve gökyüzünü(uranos) yaratan ve bunlarla ilişkiye girip yaratma sürecine devam eden bir olgudur mitolojide. dünyanın tamamen kendi başına bir organizma olduğu gerçeği elbette doğrudur. biz dünyanın hücreleriyiz, canlılar içindeki canlılarız.
peki dünya içindeki cansız kaya ve topraklar nedir diye soracak olanlar için, onlar da canlı içindeki inorganik maddelerdir ve yaşam idamesi için gereklidir cevabı mutlaka verilir.
biraz darwin, biraz spinoza ve biraz mitolojiyle teoriden kişisel kanuna çevrilebilir yapıdaki düşünce kümesidir; gaia teorisi.
mihman mihman
sanırım aslında bir hipotez ortaya atılmış. yani amcamın söylediği şey bir teori olarak kabul edilmesi için gerekli kriterleri yerine getirmemiş. hazır bu açığını yakalamışken biraz sallayayım kendisine:

- dünya bir organizma ise, bir organizma olarak var olma sebebi nedir? yani organizmayı yaratan, kendini kopyalamasına ve varlığını sürdürmesine sebep olacak sebep nedir? varlığından haberdar olduğumuz tüm organizmaların varlık sebebi genler, dünya için böyle bir şey tanımlanmış mıdır?

- hipotezini kahve sosyologlarının ve bilimadamlarının çözümlemelerinden farklı kılan nedir? organik benzetmeler yaparak fenomenleri açıklamak en popüler ve dayanak- araştırma gerektirmeyen yöntemlerden biridir. bu bağlamda, kendisinin teorisini bilimsel yapan özellik nedir?
viceroyuzun viceroyuzun
maxime chattam'ın mükemmel kurguladığı o mükemmel kitap adeta heycanla okudum baştan sona hiç sıkılmamayı başardım ve çok beğendim
ziyadesiyle seksliyim ziyadesiyle seksliyim
james lovelock tarafından ilk kez 1976'da ortaya atılan teoridir. sonra üstüne bir sürü kitap filan da yazılmış, hipotez derinleştirilmiştir filan.

gaia'yı bilmeyeniniz var mı? varsa derhal bir ufak açıklama yapayım. antik yunan tanrısıdır. kozmogoninin esaslı hatunudur. khaos'tan hemen sonra ortaya çıkar. diğer aktörler de eros ve uranos'tur. bunlarla sevişe sevişe kozmosu meydana getirir. kısaca doğa ana olarak nitelemek mümkündür kendisini. tanrılar, titanlar filan hep gaia'nın yaratımıdır.

gaia teorisi de ismini gaia'dan alıyor açık bir şekilde görüldüğü üzere. kozmos, canlı bir organizmadır bu teoriye göre. karalar, denizler, gökyüzü, soluduğumuz hava... hepsi gaia'nın birer uzvudur, capcanlıdır. doğaya yönlendirilmiş her tahribata doğanın bir karşılık vermesi de gaia'nın kendi canını kurtarmak adına verdiği çabalardır. bir nevi nefs-i müdaafa... ve yine doğanın herhangi bir bölümüne verilen zarar, bir canlı organizma olan kozmosun her alanına zarar vermek anlamına gelir. canına kast etmektir.

size mantıksal açıdan tutarsız ya da geçersiz gibi mi geldi? bence son derece sağlam bir teorem. insan, doğanın kendisi gibi bir canlı olduğunun ayırdında olsa; belki bu denli acımasız davranmazdı yaşadığı evrene. gerçi insan en vahşi yaratıktır doğadaki... ama yine de bi umut işte lan! temenni, arzulanım, bıdıbıdı...