garajımdaki ejderha

1 /
recai pengül recai pengül
yanlışlanamaz önermelerin bilim kisvesi altında yutturulma çabalarına verilen bir örnektir. carl sagan karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı adlı kitabında kullanmıştır. gayet serbest ve unutkan bir çeviri ile şöyle bir şeydir:

-garajımda alev püskürten bir ejderha var.
-a, ne ilginç! hadi gidip görelim.
-göremeyiz, o görünmez bir ejderha.
-hmm, peki o zaman yere un serpelim ayak izlerini görürüz.
-bu ejderha uçuyor ama.
-kızıl ötesi kamera kuralım o zaman, yaydığı ısıyı kaydederiz.
-iyi olurdu ama bu ejderha ısı yaymıyor, soğuk alev püskürtüyor.
-havaya boya sıkalım madem, üstüne yapışır?
-ıh, bu ejderha maddî değil, üstünde boya durmaz.

anladığınız gibi, ejderhanın varlığı test edilemez. dolayısıyla "bu garajda ejderha yoktur." diyen aklı başında insanlarla girişilecek ideolojik tartışmalarda "hani olmadığına dair kanıtın nerede? bak bizim ejderhanın var olduğuna dair bir teorimiz var. ne biçim bilim bu, bizim teoriyi yanlışlayamadığı hâlde reddedebiliyor." diye bik bik edecek demagogları engellemenin bir yolu yoktur.

(bkz: akıllı tasarım)
tembel tembel
garajımdaki ejderha, aslında, bilimsel metodolojinin kafasını gözünü yaran sözde bilimsel mantık şelaleleri ile dalgasını geçen bir örnektir. mesela allah'ın varlığı gibi bir sorunsal garajımdaki ejderha alegorisinin konusu olmasa gerektir. kaldı ki allah'ın varlığını bilimsel olarak kanıtlamaya kalkışmak ne kadar beyhudeyse, reddetmeye uğraşmak da bir o kadar saçmadır. özünde zaten bilimin değil inancın konusu olan bu mesele, doğal olarak, bilimin ölçü-tartı aletleriyle ne doğrulanabilecek ne de yanlışlanabilecektir.

kanımca carl sagan ve benzerlerinin sıkıntısı allah'ın varlığına olan inançla değil, bu gibi bilimin terazisine ağır gelecek meselelerin, sözde bilimsel yöntemler ya da akıl yürütmelerle bilim kapsamına sokulmaya çalışılması işgüzarlığıyladır. yoksa inancın zaten kanıtlara ve ölçümlere ihtiyacı yoktur.
options options
ne deseniz bir bahanesi bulunan ejderhadır.
garaja yemek koyalım dersiniz, yiyormu bakalım, hayır bu ejderha yemek yemiyor.
su koyalım, içmiyor.
dişi/erkek ejderha koyalım, cinsel ilişkiye girmiyor.

eee ben böyle ejderhanın anasını sikiyim, pardon kardeş anasıda sikilmiyor ...
ali kamber ali kamber
bilimin "kıçı kırık ölçü aletlerinden" ibaret olduğu hissesini veren kıssa.

bilim dediğimiz şeyin gücü tek bir şeye dayanır: "nesnellik." ve maalesef bize nesnelliği sadece "kıçı kırık ölçü aletleri" sağlamaktadır(1). bilimin gücünden destek almak istiyorsanız nesnel olmayı ("kıçı kırık ölçü aletleri" kullanmayı) kabullenmeniz gerekir. aksine, bu "kıçık kırık ölçü aletleriyle" gözleyemediğiniz inançlarınıza bilimden destek arıyorsanız, işin içine öznelliği katarak bilimin gücünü ortadan kaldırırsınız; dolayısıyla eliniz boş kalır. eğer samimiyseniz bu durumda yapmanız gereken, "inanıyorum ve bunun için bilimsel bir destek gerektiğini düşünmüyorum" demektir; aklı başında herkes buna saygı duyar. ama yok gidip iki bin yıllık bilimsel yöntemlerle "materyalizmin oyuncağı"(2) diyerek eğlenmeye çalışırsanız, aynı aklı başında insanlar bu sefer size gülüp geçecektir.(3)

ek:
(1) aksini savunanlardan bir alternatif duymayı bekliyorum...
(2) materyalizm "bilimin arkasında bir şey aramamaktır." bilim ise arkasına bakmaz. bu açıdan materyalistlere de bilimden destek yoktur. bilgi olsun.
(3) sonuç olarak bilimi tanımı dışına çıkarıp "tekelleştirmek" isteyenlerin kimler olduğu bu yazıdan anlaşılabilmiştir diye umuyorum.
recai pengül recai pengül
bilimsel yöntemle dalga geçip de yerine elle tutulur tek bir öneride bulunmayanların sürekli demagoji, boş konuşma ve bilimselliği tekele almaktan bahsetmelerine sebebiyet vermiş örnektir. bilim gibi sınırları çok kesin çizilmiş ve işlevi analiz etmek ve kavramak olan bir yöntem kullanarak tanımlanamaz ve kavranamaz olan allah'a ulaşmayı ümit edenlere kolaylıklar dilemek dışında bir şey yapılamaz.
hell isnt good hell isnt good
en önce inanç ve bilim konularını ayrıştırmamız gerekiyor. bilim denilen aletlerle yapılır standardı vardır, herkes için aynıdır. ama inanç denilen olgu daha özel bir olgudur, daha kişiseldir, daha izafidir.
bunun için bilimsel bir konuda tartışma kabul edilebilir ama inanç konusundaki bir tartışma sadece laf salatası olacaktır.

garajdaki ejderha ile ilgili olarak, kuzenimin insan beynindeki ince çizgilerden birisinde yürüdüğü zamanlarda birlikte çay içip konuşurken kadının birisine dikkatli bir biçimde baktığını gördüm. hayırdır kadında bir anormallik mi farkettin diye sordum. yok dedi, sadece ilk bakışımda onu karşımızda oturan kadın olarak, sonraki bakışımda ise bir bebek olarak gördüm dedi. şimdi nasıl görüyorsun diye sordum. kadın olarak görüyorum dedi, ama bebekle kadın aynı kişiydi diye ekledi.

"inançlarınız ne kadar güçlü olursa olsun bu güç, inandığınız şeyin gerçek olduğunu göstermez, sadece inandığınız şeye ne kadar bağlı olduğunuzu gösterir" diye devam ediyor nietzsche. insanın gözü oyun oynar seraptır adı. insanın beyni oyun oynar adına da sanrı denir. ama inanç konusunda yanılmamak çok daha zordur, çünkü yanıldığınızı ya da yanılmadığınızı anlayamazsınız. onun için lise civarında herkesin inancı kendine diye bir laf söylerler tartışmayı bitirmek için. benim algıma göre bu söz aynı zamanda inancın göreceliliğini de gösterir. bu arada beni de yıllar öncesine döndürdünüz, gözlerim yaşardı şerefsizim.
recai pengül recai pengül
kendisinin ne anlama geldiğini anlamayanların sırtına binip gitmiş olmalarını temenni ettiğim ejderhadır.

"oysa ki her türlü alternetif öneri okumuş olsalardı anlayabilecekleri şekilde metinlere yedirilmişti. bu noktada da idrak sorunları olduğu kanısına varmamam için sebep yok." ne iddialı bir lâf değil mi? ilk okuduğumda ben de şaşkınlıkla sarsıldım ve "acaba gerçtekten de bir şeyleri kaçırıyor muyum?" diye şüpheye düşerek sözlükte ilgili başlığı baştan bir daha okudum. gördüm ki hakikaten don kişotluğa soyunmuşuz çünkü ejderha severlerin carl sagan'ın kişisel inançlarına ettikleri lâflar dışında bir elle tutulur bir argümanları yokmuş. yani itiraf ediyorum tongaya basmışız. bir şey iddia etmeyen ancak laf cambazlığı ile görünüşte çok derin mânâlı lâflar edenler karşısında yenilgiyi kabul etmek dışında bir seçenek bulamadım. bu tongaya bastığım için cezamı da kendim kesiyorum ve şu girideki lâfı da kendime etmekte sakınca görmüyorum (bkz: #1159464).
wondrous wondrous
problem gördüğüm kadarıyla tanrı vardır veya yoktur demekten ziyade “tanrının olası bir varlığını bilimsel süreçlere maydanoz etmek ne kadar doğrudur?” sorusuna çıkıyor.

son bir-iki yüzyıldır akıl yoluyla tanrının varlığının veya yokluğunun ispatlanamayacağı felsefe dünyasında hâkim görüş haline gelmiş durumda. bu minvalde, insanların tanrıya bireysel olarak inanıp inanmaması tamamen onların tasarrufunda ve rasyonalizmin değil jandarmanın görev alanında bir konudur. ancak ne doğruluğu ne yanlışlığı nesnel olarak ispatlanamayan bir teorinin, yani tanrının varlığının, nesnel olması yani tüm insanlara aynı şeyi ifade etmesi şiarıyla yola çıkmış bilimin içine karıştırmak, bilimin tüm bu niteliklerini tepe taklak edecektir.

konuyu pratik olarak örneklersek, tanrının yok olduğunu değil var olduğunu kabul alarak bilim yapmak üzere kolları sıvadığımızda, kıçı kırık ölçüm araçlarının spektrumlarının yetmediği yerde kimi işgüzar bilim insanlarının konuyu metafiziğe, tanrıya, kitaba bağlayacaklarını tahmin etmek zor değil. nasıl ki her ad hoc kabulüyle beraber bilimsellik bir miktar sekteye uğruyor, nesnel bilimcilerin sinirden elleri titremeye başlıyorsa tıpkı benzer şekilde onlarca safsatayla ve tanrı referesiyle dolacak bir bilimsel literatür bir süre sonra çöplüğe dönecektir, işlevsizleşecektir.

bu tür tartışmalarla zaman kaybedip bilimsel süreçleri de kendi aklıyla beraber sekteye uğratmamak için agnostisizm tabanı en sağlam felsefe olarak hala arz-ı endam ediyor. isteyen sevgi meselesine, tanrıya veya kozmik ışığa inanabilir, biraz daha ileri gidip enel hak olduğunu ilan edebilir ama gözünüzü seveyim bir kitapta yazılı diye çamurdan insan yaratıldığına inandığınız halde “benim atam maymun değil sen maymundan geldiysen bana ne eheh” çelişkisine ve basitliğine düşmeyiniz, kendiniz düşüyorsanız da bilimi düşürmeyiniz.
unconsciousbutterfly unconsciousbutterfly
bu sikindirik ejderhanın yol açtığı tartışmada bir şeyi netleştirmekte fayda var diye düşünüyorum. sorun, tanrının varlığının ispatlanmasının akıl yoluyla yapılması veya yapılamaması, ifadesindeki yanlışlıktır. insanların akıllarından başka karar verme mekanizması yoktur efendim. burada tanrı vardır, yoktur tartışması yapamayız diyen pozitivist bilim diye tanımlanan şeydir. bu noktada hemfikir olduğumuza göre devam edelim.

tanrının herhangi objektif, tüm insanlar tarafından kabul gören, bir kritere göre ispatı yapılabilseydi, iman ve inanç kavramları büyük ölçüde anlamını ve önemini yitirmiş olacaktı zaten. bilim de objektif kriter tanımına uyduğuna göre bilimsel yollarla tanırının varlığını ispatlama ya olmadığını ispatlama çabaları boşunadır. ama yine de her iki argümanı savunanlar da bazı bilimsel verileri ampirik olarak görüşlerine destek göstermektedirler.

bilim insanların kurduğu ve açıklayamadığını kabul etmeyen bir sisteme ve bu yolla ilerleme amacına sahipken, imanın esas manası açıklayamadığı yerde inanmakta yatmaktadır. bu noktada zaten şu an geçerli olan bilimin imanı tasdik edeceğini düşünmek saflık olur.
kuzudis kuzudis
bilimin sınırlı aletleri ile görmeye çalıştığımız ejderhadır. beş duyu organımız artı akıl/zeka varyasyonu ile şekillendirdiğimiz bilim denilen heyhulanın, tanrının varlığını, (yok değil) var olmadığını sığ bünyelere ispatlamaktan başka amaç gütmeyen bu safsatanın, (ki inanın tanrı olmayabilir ama bırakın olmadığıyla kalsın) düğüm noktasıdır. bilim tanrının varlığıyla uğraşmaz diyen akıl sahibi varlıklara garajlarındaki ejderhanın bilimin hangi kulvarında yer alan gerçekleri aydınlatmaya çalıştığını anlamayan, anlatamayan bir birey olarak sesleniyprum. tanrı yok demek için aciz duyu organlarınızla uydurulmuş bu teorik testi kabul edenleriniz varsa beri gelsin, açıklasın bana oksijenin varlığını. nefes alıp veriyoruz diyenlere hala hayattasınız, atmosfer diyenlere ruh diyerek cevap veririm.. ha yedi kat yer, yedi kat gök yazan kur'an a inat siz yerkürenin ve atmosferin katmanlarını saymayabilirsiniz de. sizden yüzyıllar önce okuma yazma bilmeyen bir adamın*böyle bir bilgiye haiz olması kaldırılamaz çünkü. garajınızdaki ejdarha siksin sizi emi. içerlemeyin, olmayan birşeyin cinsel organı zorlamaz çeperlerinizi.
recai pengül recai pengül
garajımdaki ejderha kavramını tanrının olmadığını ispat için kullanan kendini bilmez ateist-yazarlar varmış. bulduğumuz yerde kıstıralım onları bir köşede çünkü bilimsel yöntemin ne olduğunu hâlâ anlamamışlar. iyi ama hani neredeler? onlar da bizim ejderha gibi kokmaz, bulaşmaz, gözükmezler galiba çünkü en azından sözlükte ilgili başlıkta onların yazdığı, tanrının yokluğunu ispat ve ilan eden bir giriye rastlamak zor. daha çok, bu kendini bilmez yazarlara "oksijenin varlığını nasıl ispatlarsın? s.ksin sizi ejderhalar." diyerekten had bildiren cengaverler var.

garajımdaki ejderha kavramıyla ilgili bilimsel yöntemin sınırlarını çizmeye çalışan girilerin ezici bir çoğunluğu (buna benim gibi "bilim, tanrının varlığıyla yokluğuyla ilgilenmez." diyen ejderhanın tecavüz mağdurlarının girileri de dahil), defalarca söylenmesine rağmen anlamamakta direnenlerin duymazlıktan geldiği bir mesajı içeriyor: "bilimsel yöntem, garajımdaki ejderhanın yokluğunu ispatlayamaz. yanlışlanamayan bir önermenin doğruluğu hakkında da bir hüküm bildirmez. bu ejderhanın varlığına inanmak isteyenler, bilim dışında başka bilgi kaynaklarına yönelmelidirler."
kuzudis kuzudis
garajdaki (olmayan) ejderha üzerinden prim yapıp, "bakın tanrı yok" diyen yazarların, soğan cücüğünden farksız, her yana eşit seviyede bükülen omurgalarından sıyrılabildiğiniz vakit göreceğiniz gerçek şudur ki, garajımdaki ejderha; düşünemeyen insanları* tanrının var olmadığı yönünde etkilemek için ortaya atılmış, ağzında biberonla dolaşan bilim adamlarının itelemesidir.. yanlışlanamayan önermenin doğruluğunun ispatlanamayacağından dem vuranların ise yerlerinde sabit kalamayıp, bu önermeyle tanrının yokluğu ispatlanamaz demek yerine, ohh bebek, daha hızlı şeklindeki hezeyanları ancak yarıştırılan sidiğin ulaştığı uzaklığın cm cinsinden ölçümüyle şekillendirilebilir. öyle basit ki sorulan soru, arkasında çin seddi gibi durduğunuz bu mantıksal yaklaşımın güttüğü bilimsel amacı açıklamanızla biz susacağız. art niyet gözetmeyeceğiz. ama sadece kelime bolluğu var olan, varsa yoksa laf salatası...

elbette ki birileri karşı çıkıcak tek amacı materyalist düşünceyi önüne gelene empoze etmeye çalışan bir düşüncenin karşında. elbette objektif düşünmek en sağlıklısı işin içine kuyruk acısı girmedikçe.. ne diyor üstad kayser sozer; varlığı ispatlanabilen bir tanrının varlığını zaten ben siklemem.(ya da buna benzer bir şey).. ve yine aynı mantıkla varlığı ıspatlanamayan ejderhanın ırzınıza geçmesinden mütevellit, buraya kadar ulaşıyor çığlıklarınız.. bakın size mahal vermeden ben yapayım. ad hominem mağdurusunuz siz de. bütün acizlerin son anda sığındığı kurtuluş kapısı gibi star gate mübarek. nerden nereye geçeceği de belli değil ki, kapıda karşılayalım sizleri.
recai pengül recai pengül
soğan cücüğüne benzer omurgalı, kişiliksiz ve haysiyetsiz ateist-yazarların, üzerinden prim yapmadığı bir ejderhadır. çünkü "bilimsel olarak yanlışlanamayan önermeler beş para etmez. o hâlde tanrı yoktur." diyen yazar ---->yoktur<----. olduğunu iddia etmek de ad hominemin ve demagojinin önde giden örneğidir.

basit bir iddia: garajımdaki ejderha örneği "tanrı yoktur." iddiasını ispatlamak veya insanları bu yönde düşündürmeye itmek için ortaya atılmamıştır. (aslında "tanrı vardır." iddiasını ispatlamak için de ortaya atılmamış bir örnek ama herhâlde bunu göstermeye gerek yoktur.) tanrının olmadığını ispat amacıyla bu örneği kullananlar da bu örneğin eleştirdiği hataya düşmektedirler amma velakin sözlükte bu tür bir yazara (varsa bile) çok sık rastlanmamaktadır.

anlaşılır kanıtlar: carl sagan'ın bu örneği verdiği kitabının* türkçe çevirisinde 20 sayfa bu örneğe ayrılmış [1]. ve bu 20 sayfada tanrıdan veya benzeri ilahi varlıkların varlığından/yokluğundan bahsedilmiyor. uzaylılar tarafından kaçırıldığına inananlar hakkında yapılmış kısa bir tartışmadan ibaret alakalı bölüm. sadece son paragrafta geçen "uzaylılarca kaçırılma öykülerine yol açan başlıca etkenler, beyin fizyolojisi, sanrılar, çocukluğa ilişkin çarpıtılmış anılar ve aldatmacaysa, önümüzde [...] belli başlı dinlerimizin kökenlerini düşündüren büyük öneme sahip bir sorun durmuyor mu?" gibi bir cümle ilahiyat hakkında bir laf etmekte ki bu da burada konuyu saptıranlara rağmen sürdürmeye çalıştığımız felsefî sorun hakkında bir hüküm bildirmiyor.

kısaca, örneği ilk olarak ortaya koyan insan bile bu örneği kendi kitabında tanrının yokluğunu ispat için kullanmamış. şimdi durum buyken ortalığa cengaverce çıkıp da "tanrının olmadığını ispat edenleri garajımdaki ejderha s.ksin!" diye tatava yapanlar tartışmaya çalıştığımız konuyu gözden kaçırıyorlar: bilimsel yöntem özünde ideolojilerden bağımsızdır. bilimsel yöntem ile materyalist ideoloji birbirinden farklı şeylerdir. bilimsel yöntem materyalist ideolojinin emrinde değildir. bilimsel yöntem yanlışlanabilir önermeler ve gözlenebilir fiziksel gerçeklik üzerinden işleyen, evren hakkında sınırları iyi çizilmiş bir bölgede kendi içinde tutarlı ahkâm kesmenizi sağlayacak olan nesnel bilgi kaynağıdır. ne evrenin yüce yaratıcısı hakkında bir şey söyler, ne de varlığın kökeni hakkında. tüm bu konular tanımı gereği bilimsel yöntemin inceleyemeyeceği alanlardır.

tanrının metafizik bir kavram olduğu, öznel bilgilere ve inanışlara dayandığı ve bilimin araştırma konusunu olamayacağı düşüncesi neden bazılarında bu kadar alerji yaratıyor anlamıyorum. o kadar yalın iddia ki, ön yargılarınızı bir kenara koysanız, ortada "tanrı yoktur." ispatı olarak algılanacak bir önerme olmadığını göreceksiniz. zaten olsaydı burada vermeye çalıştığımız mesajın ta kendisi ile çelişirdi. ama bu tartışmanın bu kadar uzaması ve söylenenlerin çarpıtılması ortada ön yargının da ötesine geçen bir niyet olduğu şüphesini uyandırıyor bende.

iyi alıştırma oluyor aslında ha. bilim felsefesi hakkında bu kadar basit bir iddiayı bu kadar şaşaalı kaç değişik cümle ile dile getirebiliyormuşum ben bile şaştım.

1. karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı, carl sagan, çev. miyase göktepeli, tübitak popüler bilim kitapları 15. baskı sf. 169-189.
1 /