garden state

2 /
kokulu battaniye kokulu battaniye
hepimiz kendi yalnızlıgımızda boğulmaktan cevremizdeki sıradanlıkların arkasında saklanmış güzellikleri farkedemezliğimizi ve aşktan ne kadar da uzak durup koptugumuzu hatırlatan film.. zach'in oynadıgı karakterse beni kendisine hayran bırakmıştır.ayrıca filmin soundtracki ise apayrı bi güzellik..
kornish kornish
imdb'den şapka çıkarılacak yorum:


it is a film that speaks to an entire generation. 1947's "the best years of our lives" spoke to our grandparents. "the graduate" spoke to our parents. "fight club" spoke to our older brothers working dead-end jobs in the 90's. but it is with the arrival of "garden state" that our generation is spoken to, those of us born in the early-mid 80's who are in our late teens and early twenties trying to make it by in a environment that seems all at once to strange and yet so familiar.
kornish kornish
gerek zach braff'ın kendi hayatını samimi bir dille anlatmasıyla, gerek senaryosunun büyük bir kısmını kolej yıllarında yazmasıyla, gerekse, bir çok insanın, yaptığı şeylerden duyduğu pişmanlığa, daha da önemlisi, yapmadığı şeylere duyduğu pişmanlığa dokundurmasıyla mükemmel bir film.
qolpa qolpa
sountracki su sarkılardan olusur:
1. coldplay - don't panic
2. the shins - caring is creepy
3. zero 7 - in the waiting line
4. the shins - new slang
5. colin hay - i just don't think i'll ever get over you
6. cary brothers - blue eyes
7. remy zero - fair
8. nick drake - one of the these things first
9. thievery corporation - lebanese blonde
10. simon and garfunkel - the only living boy in new york
11. iron and wine - such great heights
12. frou frou - let go
13. bonnie somerville - winding road

sarkıların hepsi birbirinden guzeldir,insanı rahatlatır,zihnini boşaltır.herkesin dinlemesi gereken albumlerin birtanesidir.
ben ihsan değil hilmiyim ben ihsan değil hilmiyim
öncelikle herkesin beğenemeyebileceği bir filmdir. zevkler ve renkler tartışılmaz olayının dışında bu kanıya varmamın sebebi ise bir ay önce filmi ilk izlediğimde "bu ne lan " demem, ama bugünlerde hem andrew(zach braff hem de samantha nınnatalie portman) durumlarının karışımı bir ruh hali içinde olmamın verdiği etkiyle ( ki filmin sonunda çalan let go'ya da ayrı bir parantez açmak gerekiyor, açarak da görevimi yapıyorum) ağladı ağlayacak havaya bürünmem. esas oğlanla esas kızın filmin sonundaki konuşmaları biraz daha uzun sürse eminim ki çöker, hüngür hüngür ağlardım.
"hayatımı sen olmadan daha fazla ziyan etmek istemiyorum".
gxix gxix
- eser içeriği -

andrew* manik depresif, sam* ise epileptik birisidir. film boyunca andrew'ün depresif safhasına şahit oluyorsunuz, özellikle filmin başında beyaz yatakta tek başına yattığı sahne, depresif bir insanı ancak bu kadar güzel betimleyebilirdi. filmin sonlarına doğru kasvetli hava izleyiciye farkettirilmeden dağıtılıyor ve andrew'ün manik faza geçişine yakın film sonlanıyor. bunda natalie portman'ın rolü büyük. oyunculuğunun yanısıra seyirciye yansıttığı sade güzelliğiyle "şirin" ve "sevimli" sıfatlarını hak ediyor ve andrew'ün sahnelerin köküne işlediği depresif havayı dağıtıyor. bunu yaptığı sırada epileptik olduğunu öğrenen seyirci sam'e daha da bağlanıyor.
filmi bitiren nokta da sam'in seyirciyi depresyondan kurtardıktan sonra andrew'ü de kurtarması.

ayrıca filmin sonlarına doğru bana katılan annemin film hakkındaki yorumu gayet manidardır;
"psikolojik rahatsızlığı olan iki kişi birbirini kurtardı."
işte bence filmin asıl özeti budur.
andrew'ün psikiyatrist olan babası ile yaşadığı sorunları basite indirgediğimizde, durumu baba-oğul ilişkisinden çıkarıp, babanın profesyonellik alanındaki başarısızlığına geldiğimizde annemin yukarıdaki yorumu daha da anlam kazanıyor.

- eser içeriği -
no more no more
indie bir film. güzel insanlar içerikli, "hepimiz ucubeyiz, ne vardı?" mesajlı, coldplay ile britpop-rock ile başlasa da bana göre toptan amerikan indie müzikli, hülasa seyirlik bir film. lakin bir hedef kitle problemi var, annemle izlesem o benim gördüklerimi göremezdi bu filmde, bir süre sonra bizden sonraki kuşak da sıradan bulacak. tabi, bu arada kült film olacak, türün en güzel örneği olarak gösterilecek, filan.
sehrikalp sehrikalp
içselleştirildiğinde kalıcı izler bırakabilecek, içine girildiğinde ise yüksek tatmin sağlayabilecek, yüksek potansiyelli bir film. filmin ruhuna işleyen soundtrackın, 'içselleştirme' ve 'içine girme' noktasındaki hizmeti kusursuz. ince esprilerle bezeli genel yapısı ile, filme özgün tebessümler ettirmesinin yanında, yalan söyleme hastalığı olan ve kendini sıradan hissettiğinde kimsenin yapmadıklarını yapıp, ses çıkartan samantha karakterinin işlenişi ve bunun bize sunumunda ki natalie portman performansı, her halükarda izlenme nedeni oluşturacak nitelikte.
blondie blondie
zach braff** gururla sunar;yazan,yöneten,oynayan olarak...gerçekçi,sempatik bir ilk film.film her şeyi hayatta olduğu gibi anlatmaya çalışan filmlerden bi diğeridir,ama herhangi biri diildir,en azından benim için.çünkü her mutlu sondan sonra sorduğum soruyu filmin sonunda let go eşliğinde sorar andrew*; samanthaya sorar, kendine sorar yada bize sorar:peki ya şimdi ne olucak,şimdi ne yapıcaz?

peki ya mutlu sondan sonra ne olucak?

aslında olması gereken tek şey yapılcak şeyleri düşünmemektir, hesapsızca yaşamaktır...(bkz: zach braff ın aslında söylemek istedikleri) "çünkü hayat bu!"dur.("like u said,this is it,this is life!")izleyenlere filmi sevdiren de film boyunca süren bu gerçeklik hissidir.(sountrackin de büyük payı vardır tabi!)
mümtaz mümtaz
zach braff'ın, ilerisi için çok şeyler vaad ettiğini düşündürten, kendisinden çok şeyler beklenmesine neden olan fevkalade güzellikteki filmi...
joco joco
zach braff ı scrubs tan tanıyanlar ve kendine yakın bulanlar derneği olarak belli bir düzeyde beklentimiz zaten vardı. e natalie portman ı sevmeyen zaten bizden değildir, bu da film üzerindeki beklentileri arttırdı. sonra bazı sitelere girdik yorumlara baktık, "aman aman off ne film, süper film" laflarını da okuduk. bunun üzerine gittik bi de daha filmi izlemeden soundtrack ini edindik, let go yu dinledik. "herhalde 2 yıl etkisinden çıkamayacağım bir film izliycem, hadi bakalım". en son hamle olarak filmi bulduk buluşturduk ve zorlu 90 dakikanın sonunda içimizde büyük bir hayalkırıklığı ile kapadık windows u. "bu muymuş la o kadar şey film?"

bu, filmi izlememişlerin izlememesi gereken bir yol.

bundan aylar sonra, yine şartlar olgunlaştı ve film küçük bir grup arkadaş tarafından seyredilmeye niyetlenildi. vasat bir film izleneceği bilindiği için, amaç sadece ortamdakilere eşlik etmekti. bu sefer yine aynı 90 dakikanın sonunda, windows bu kez, içinde bir mutluluk hissi, kafada bir takım düşünceler ve filme karşı sıcak duygularla kapatıldı. "vay be güzel filmmiş" diye düşünürken, kendi kendine şaşırıldı.

bu film, öyle bir film.
2 /