garip akımı

lazarushadow lazarushadow
ilk gençlik yıllarından itibaren beraber çalışan, okuyan yazan ve üreten üç şair arkadaşın, orhan veli, melih cevdet anday ve oktay rıfat, garip tarzındaki şiirleriyle ilk kez bir arada görünmeleri varlık dergisinin 1 sonteşrin 1937 tarihli sayısına denk gelmiştir. üç şair, yeni bir hareketi başlatırken ve bunun ilk örneklerini verirken güç birliği içinde olduklarını göstermeyi amaçlamışlardır. bu yüzden, dergide basılan eserlerinin sürekli bir arada bulunmasına, sayfa düzeni içinde konumlanışları ile de bu birliği korumaya özen göstermişlerdir.
dönemin ulus gazetesinin, “şiir ölüyor mu?” başlıklı söyleşinde, bir süreliğine paris’e giden oktay rıfat yerine de soruları cevaplayan orhan veli ve melih cevdet, ortaya çıkardıkları bu yepyeni, bir anlamda radikal akımı şu sözlerle anlatmaktadırlar: melih cevdet’e göre, her çağın güzellik anlayışı değişiktir. bu değişikliği sağlayan da toplumsal oluşumlardır. şair, bu bakış açısıyla, henüz adı konmamış garip hareketinin, toplumcu yönünü belirtir. orhan veli kanık ise “bugüne kadar hiçbir şeklide şiir yoktu” diyerek kendilerinden önceki şiiri her bakımdan reddederek garip’in edebi geleneğe karşı çıkan yönünü ifade eder.

garipçiler, ortak kitap öncesi dönemde, sanki, harekete ad olacak “garip” nitelemesinin şiirlerine yakıştırılmasını ister gibi, getirdikleri bu yeni tarzın uç örneklerini vermeye özen gösterirler. garip’i, yeni şiiri ve yeni şair tipini gerek sözleriyle, gerek aykırı davranışlarla destekleyerek tanıtma işlevini büyük ölçüde orhan veli kanık gerçekleştirir. mesela onun renkli, içinin kıpır kıpır olduğunu gösteren örneklerden biri, bir baloncudan bütün balonlarını satın alıp sokak sokak dolaşmasıdır. şair, yıllar sonra tavırlarını şu sözleriyle niteler: “biz de görmek istediğimiz işin ne olduğunu belirtmek için, birtakım softaların damarına basmaktan hoşlanıyorduk...”
garip oluşumu bir hareket, bir okul anlayışı ile başlatılmamış olup tamamen “kendiliğinden”lik özelliği göstermesini daha sonra ki yıllarda melih cevdet anday şu sözleriyle anlatmaktadır: “üç arkadaş şiirlerimizi birbirimize okurduk...şimdi sanıyorlar ki üç kişi bir araya gelirse ekol kurulur. hayır, garip hareketi bir tesadüftür...gerçekten devrimci bir şiir olduğunu sonradan anladım.” bir başka deyişle garip, mevcut şiir anlayışına bir tepki halinde oluşmasına rağmen çıkışı sistemli bir çerçevece içerisinde olmamıştır.
garipçiler, varlık’ın yanı sıra gençlik, insan, ses, yenilik gibi bazı istanbul dergilerinde de yayımlanan yeni tarz şiirleriyle seslerini duyarmayı başarmışlar hatta yarattıkları yankılarla yol açtıkları tartışmalarla dönemin şiir gündeminde belli bir konuma gelmişlerdir.
hareket olma niteliğini şiirlerinin biçimi, içeriği ve varlık sayfalarındaki sunuluş tarzıyla hissettiren; ancak bu yapısını bir adla belirginleştirmeyen garip, edebiyat tarihimizde bilinen adına 1941’de yayımlanan üç şairinn ortak kitabıyla kavuşur. yaklaşık üç boyunca çeşitli kaynaklar sayesinde edebiyat dünyasına giren bu yeni tarzın, bir eser olarak ortak seçkisinin hazırlanma fikri orhan veli’den gelir; şair kitabın hazırlanması işini de bizzat üstlenir. fakat, gene de hareketin ve tek ortak kitaplarının “garip” adıyla anılması da üç şairimizden bağımsız gerçekleşmiştir. orhan veli’nin arkadaşı cavit yamaç’ın önerdiği garip ismi, kitap için şairin düşündüğü tahattur’ün yerini alır. böylece kitabın, üç arkadaşın şiirlerinin yadırganmasından, gaip bulunmasından kaynaklanan ve daha sonra hareketle birlikte anılacak olan ism,, dönemin bir başka üretken edebiyatçısı tarafından konmuş olur. ve garip, 1941’in ilk günlerinde çıkar.
o günlerde, önsözle ilgili üç şair arasında çıkan ufak tefek görüş ayrılıklarına rağmen, hareketin asıl savunucusu garip şiirlerinin, akımın yayın organı niteliğindeki yaprak’a (1949) kadar uzanması, üç şair arasındaki genel görüş birliğinin, en azından orhan veli’ nin ölümüne kadar sürdüğünün kesin göstergesidir.

kaynak: bizzat yazarın kendisi.
lazarushadow lazarushadow
garip bildirgesinin taşıdığı öneri ve ilkelerse şunlardır:
• şiir değişmez değildir; aksine görece bir yapıya sahip olduğu yeni kuşaklara anlatılmalıdır. varolan şiirdeki yapaylık yalınlaştırılmalı ve doğallaştırılmalıdır. şairin amacı duyuşta ve söyleyişte yalınlık olmalıdır ki bu sağlamak için halkın konuşma dili esas alınmalıdır.
• nazımla şiiri bir tutan anlayış aşılmalıdır. nazım öğesi olan vezin ve kafiyenin şiirde yeri yoktur. bu iki öğe şiirden uzaklaştırılmalı, bunlara dayalı olan ahenk de şirden atılmalıdır.
• vezin ve kafiyenin zorlaması ile oluşup yerleşen “şiirin kendine özgü bir dili olduğu” şeklindeki anlayış yanlıştır; aşılmalıdır. şiirin doğallaşmasını engelleyen söz ve anlam sanatlarına gerek yoktur. şiirde sözcüğün ses değerine önem verilmemeli; temel mesele anlam olmalıdır.
• şiir seçkin sınıfların temsilcisi olamaz; tam tersine yönelmesi gereken toplum kesimi, ekonmi ve zevk bakımından gelişmemiş olan geniş halk katmanlarıdır. bir başka değişle, şiir azınlığın değil toplumun sanatı olmalıdır.

bu temel ilkelerle, gerek şiirlerle gerekse yazı ve konuşmalarla hareketin, toplumcu estetiği benimseyişi, edebi geleneğin her türlü öğesinden uzak duruşu ve günlük dili şiire malzeme yapma isteği belirgin bir biçimde ortaya konmuştur.
camel camel
her ramazanda iftar çadırlarına yapılan akımdır*. kimileri uzun kuyruklarda iftarı beklerken, kimileri de duraktaki otobüslerin egzoz dumanında ellerini ısıtırlar.
impera impera
yalnız eski şiire değil, nazım hikmet şiirine de tepki olan garip akımı üç ozanın adına bağlanır: orhan veli kanık, oktay rifat, melih cevdet anday. üç arkadaş varlık dergisinde ölçüsüz, uyaksız, şairanelikten uzak yeni bir şiir akımı başlatır (1936), bu yoldaki şiirlerini garip adlı bir kitapta toplarlar (1911). garipçiler adıyla anılmalarının nedeni de budur. yeni akımı özellikle nurullah ataç destekler. arip devinimi birçok genç izleyici bulduğu gibi, dönemin ünlü ozanlarını da etkiler. orhan veli’nin yazdığı "garip" önsözü bir bakıma bu yeni şiir deviniminin bildirisidir. ama üç ozanın birlikteliği uzun sürmez. kitabın ikinci basımı yalnız orhan veli’nin şiirleriyle yayımlanır (1945). ayrıca orhan veli, kitabına "garip için" başlıklı ikinci bir önsöz eklemek gereğini duyar. nitekim garip devinimi sonraları, gerek bu nedenle, ama asıl melih cevdet ve oktay rifat’ı şiiri ayrı bir çizgide sürdürmeleri sonucu orhan veli’nin adına bağlanmıştır.
garipçilerin dayandıkları ilkeler kısaca şöyle özetlenebilir: "konuşma dilinin doğallığı içinde şiirsel deyişleri bulmak, gündelik yaşamın sorunlarına ve küçük adamlara eğilmek, söylev havasından kurtulmak, süslerle söz oyunlarından yardım beklememek, ölçü-uyak-biçim tutsaklığında nazım kolaylığına düşmemek, dünya görüşlerine bağlı kalarak yaşamak ve özgürce yazmak." (rauf mutluay).
ama orhan veli’nin kendisi de kitabının ikinci basımında sanat anlayışını gözden geçirmek gereğini duyacaktır. özellikle şiirsel gelenek, biçim konularında daha esnek bir tutuma girmiştir. nitekim ikinci kitabı vazgeçemediğim’den (1945) başlayarak şiirini değiştirdiği görülür. "kimi şiirlerde akıl çizgisinden duygu çizgisine kayılır, mizah ve şaşırtma bırakılır, yer yer uyağa ve sıfata başvurulur, sözcük tekrarlarından, müzikten yararlanılır. hepsinden önemlisi, halk şiirinin dil ve deyişine özenilir" (asım bezirci). en ilginç gelişme ise özdedir: toplumcu şiire yaklaşır orhan veli de.
garip devinimi, gerek ilk yıllarında, gerekse sonraları, değişik sanat anlayışlarına bağlı olanlarca değişik biçimlerde değerlendirilmiştir. geleneğe bağlı olanlar, orhan veli ve arkadaşlarını şiiri ayağa düşürmekle suçlarken; toplumcular, garipçileri, toplumcu şiiri engelleyen, yozlaştırmayı amaçlayan ve küçük burjuva duyarlığını geliştirmeye çalışan bir devinimin başlatıcısı olarak gördüler. yazın tarihçileri ise, garip devinimini genellikle yeni şiirin başlangıcı saydılar.
bugün de bu tutumların pek değiştiği söylenemez. ama nesnel bir değerlendirmeyle, garip deviniminin türk şiirinin gelişim sürecinde önemlice bir yeri olduğunu söylemek gerekmektedir. doğrudur; toplumcu şiirin yasaklanmaya çalışıldığı, toplumcu ozanların kovuşturulduğu ve nazım hikmet’in susturulduğu bir dönemde garip’in yeşermesi rastlantı sayılamaz. orhan veli ve arkadaşlarının "serbest nazım" anlayışıyla şiirler yazmaları, bu alanda en çok nurullah ataç’tan destek görmeleri sanatın siyasal dışı tutulması eğiliminin iktidarca da desteklenmesi sonucudur. ama bu, konunun olumsuz görünen bir yüzüdür. öteki yüzde ise, türk şiirinin yeni biçim ve söyleyiş olanaklarıyla zenginleştirilmesi, sokaktaki insanın duyarlığına açılması, gündelikleştirilmesi vardır. garip’in birinci yeni olarak adlandırılmasıdır. türk şiirinin tanzimat döneminde başlayan yenileşme sürecinde, garip beşinci, altıncı yeniliktir. cumhuriyet sonrası alındığında da yeni türk şiirinin kurucusu nazım hikmet’tir. garip ise bu yenileşme sürecinde bir ayrıntıdır. ama bütünün onsuz olamayacağı bir ayrıntı.

http://213.243.28.24/ozel/edebiyat/turkyazin/index.html#garip
lenineli lenineli
membaı orhan veli’nin 1937’de varlık dergisinde yazdığı şiirlere dayanan, 1941’de yayımladıkları "garip" kitabının önsözünde orhan veli’nin yazdığı poetikayla tavrını, tutumunu, edebî kaygısını ve tercihini ilan eden edebiyat akımıdır.

"birinci yeni" diye addedilmesi var olan ve bilinen bir durum olmakla birlikte, bu tanımı doğru olarak kabul etmek yanlış olacaktır. mamafih, muzzaffer erdost’un isim babalığını yaptığı "ikinci yeni" için de bu tanım yanılgıdır. garip akımı türk yeni şiirinde bir sıralamaya koyulacak olursa, buna belki; "dördüncü beşinci altıncı yeni" demek daha uygun düşecektir. aynı şekilde bu sıralamalara artı bir (1) ekleyip "ikinci yeni"yi de sıralayabiliriz. işin aslı; yeni şiirin 19. yüz yıl sonlarında teşekkül olan tanzimat edebiyatıyla başladığıdır. namık kemâl, tevfik fikret, ahmet haşim, servet-i fünûn, fecr-i âti, memleket edebiyatı, milli mücadele edebiyatı, yedi meşaleciler, beş hececiler gibi şairler ve edebiyat evrelerinin nüveleri birbirlerine benziyor olsa da yüz yıllarca sürmüş bir şiir geleneğinden kopuşun da her daim delili oldular. her biri çok keskin geçişler olmasa da bir öncekinin üzerinden yükselen olgular oldu. şunu da kabul etmek gerekir ki; "garip akımı" ile birlikte şiirde daha önce hiç olmadığı kadar bir "devrimcilik" yaşandı. işte işin spesifik yanları şunlardan ibarettir:

garip kitabının önsözünden çekip alabileceğimiz en mühim nokta şudur:

"bugüne kadar burjuvazinin malı olmaktan, yüksek sanayi devrinin başlamasından evvel de dinin ve feodal zümrenin köleliğini yapmaktan başka hiç bir işe yaramamış olan şiirde bu değişmeyen taraf; ‘müreffeh sınıfların zevkine hitap etmiş olmak’ şeklinde tecelli ediyor. müreffeh sınıfları yaşamak için öyle çalışmaya ihtiyacı olmayan insanlar teşkil ederler ve o insanlar geçmiş devirlerin hâkimidirler. o sınıfı temsil etmiş olan şiir lâyık olduğundan daha büyük bir mükemmeliyete erişmiştir. fakat yeni şiirin istinat edeceği zevk artık akalliyeti teşkil eden o sınıfın zevki değildir. bugünkü dünyayı dolduran insanlar yaşamak hakkını mütemadi bir didişmenin sonunda bulmaktadırlar. herşey gibi şiir de onların hakkıdır ve onların zevkine hitap edecektir..."

görüldüğü gibi orhan veli ve arkadaşları şiirin kimler için yazılması gerektiğine işaret ediyor. türk şiirinin daima yüksek zümre için yazıldığı, elit bir edebiyat yaratıldığı, fakat artık ezilen halkın edebiyatının yapılması ve halk için şiir yazılması gerektiği söyleniyor. ancak bu alıntının devamında da söylenildiği gibi, bu tercih ideolojik bir kaynaktan beslenen bir tercih değildir. bir sınıfın bir sınıf üstündeki üstünlüğünü kılma gayreti değildir. ki bu iki sınıftan kasıt; toplumun iki ana sınıfı olan proletarya ve burjuvazidir. zaten garipçiler bu noktada da bir tavır alsa idi hepten tatlarından yenmeyeceklerdi!

şiirde söz sanatlarını reddeden, vezni; aruzu, heceyi kat’iyen kullanmayan, halkın konuştuğu günlük dili kullanan, daha önce hiç olmadığı kadar sıradan insanları şiirlerinde konu edinen bir akımdır garip. orhan veli’nin "süleyman efendi" diye de bilinen "kitabe i seng i mezar" şiiri, türk şiirinde en çok tartışılan şiirlerden biri olmuştur bu noktada. süleyman diye bir adamın nasırına gönderme yapmak şiire nasıl konu olabilirdi? üstelik kahve ağzıyla yazmak! o dönem orhan veli ile epey dalga geçilmiş, ancak edebiyat tarihine baktığımızda bugün istihzada bulunanlardan daha çok orhan veli’nin adının anıldığını görüyoruz. zaten tarih de ezilenlerin yanıda olmadı mı hep!..

şöyle de bir şey vardı: (bkz: #1534173 [k])
mindinmind mindinmind
melih cevdet,oktay rıfat ve orhan veli varlık dergisinde ölçüsüz, uyaksız, şairanelikten uzak yeni bir şiir akımı başlattılar.bu yoldaki şiirlerini garip adlı bir kitapta topladılar.garipçiler adıyla anılmalarının nedeni de budur. yeni akımı özellikle türk edebiyatının en önemli eleştirmenlerinden denemeci yazar nurullah ataç destekler..fakat garipçiler akımı şairler tarafından pek taraf bulmadığından mıdır nedir, daha sonra oktay rıfat da melih cevdet de ikinci yenicilere katılmışlardır..
tozmavi tozmavi
akılda kalıcı olması için 'omo' diye şifrelediğimiz yazarlardır.
-orhan veli kanık
-melih cevdet anday
-oktay rıfat horozcu

aklımda kalan özellikleri ölçü, uyak pek sallamayan adamlar olması, şairanelikten uzak olmaları ve bir de sürrealzmden etkilenmeleridir.
tekil kişilik tekil kişilik
gariplik değil dostum bizimkisi.
evet tuhafız biraz be!
orhan bey, isminin anlamı gibi bu çok sesli şehri yönetti bir zamanlar...
gözleri kapalı.
soyadı veli idi, veli gibi biriydi, ne de olsa dili bildiğin necip fazıl idi.
geldi geçti garipler, kaldı tuhaflıklar geriye...
bir de bizim gibi deliler işte!