garip rüyalar

1 /
quenya quenya
en son dün gece gördüğüm rüyadır.miami üzerinden ganitaya oradan da ziganaya çıkan karlı yolda benzinimizin bitmesiyle mahsur kalınmıştır,arabanın şöförü suna pekuysalın ortamdan birden arazi olmasıyla karın tipinin ortasında yollara vurduğum, ardından açık kalan kıçımı örtmem ve rüyaya kaldığım yerden devam etmiş olmamın bilinçaltımın nasıl içine ettiğimi gösterdiği durum.
quenya quenya
dün gece bbg erayın motorsikletine binip eryamana gitmemi, yetmiyormuş gibi de anneannemi de alıp dikmene döndüğümü ,dönüşte de pişmaniye ve kestane şekeri aldığım rüyanın örnek gösterilebildiği rüyadır.
anarsik kirmizi anarsik kirmizi
annemle birlikte anneannemin o çok sevdiği evinin bahçesinde oturuyoruz..
derken babam o evden metresiyle birlikte çıkıyor.. yanındaki metresi de bizim okulun meşhur kevaşelerinden birisi.. hatuna bir güzellik gelmiş böyle. süslenmiş püslenmiş babamın arabasına biniyor.. annem de bütün bunlara kayıtsız kalıyor yanımda.. rüyanın içinde snir krizleri geçiren ben babamı çağırıyorum yanıma, hatun arabaya biniyor.. alıyorum karşıma babamı "lan" diyorum.. "ne bok adamsın lan sen".. tokadını beklerken çalan telefonla uyanıyorum...

(bkz: paranoya azdırıcı rüyalar)
karizmatik karizmatik
lisedeyken görmüştüm.

bizim lise* ile düz lise aynı kompleks içinde yer almakta idi. bu sebepledir ki bahçelerimiz bitişikti. yine bu sebeplerdir ki okul çıkışlarında çok kavga olurdu. bu kavgalar bilinçaltıma yerleşmiş olacak ki bu rüyayı gördüm.

rüyamda bahçenin bizim okula bakan diliminde oturmaktaydım. arkamdan bi ses geldi. birisi beni çağırdı. "birader baksana". ben de arkamı döndüm. dönmem ile birlikte bana seslenen kalleş burnuma sert bir yumruk indirdi. burnumun direği sızlamıştı ve çok acıyordu. sonra kolumu burnuma doğru götürdüm ve türk filmlerinde şarap içen kötü adamlarının ağızlarından akan suyu sildikleri gibi kolumla burnumu sildim. bir de ne göreyim. kolum baştan başa kan olmuştu. evet burnum kanıyordu. ve şimdiye kadar yenilmezlik rekoruyla övünen taraftar gibi kendimle gurur duyduğum "bunca senedir kavga çıkıyor benim burnum bile kanamadı" ünvanım gitmişti. neden sonra uyandım. sabah olmuştu. koluma baktım gerçekten rüyamdaki gibi kolumdan kan vardı. valla. üstelik yastık da kanlanmıştı. ertesi gün okulda o çocuğu arattım. sonra "böyle bi öğrenci aslında yok" cevabını alınca rahatlamıştım. yoksa çocuğa çok pis dalacaktım.*
tarzan tarzan
inanması zor gelecek derecede saçma rüyalardır.

misal, 6 kasım 2007 akşamı, liverpool-beşiktaş maçını izlerken uyuyakalmış, maçın seri goller ve güzel bir oyuna karşılık 8-0 kaybedildiğini görmüşümdür; ter içinde uyanmışımdır..
(bkz: lan yoksa)
void void
90'lı yıllarda görülmüş tuhaf bir rüyadır;

rüyada yeşilköy'de uçağa binilir. uçağın kıç kısmı açıktır - tıpkı kargo uçağı gibi. bu fırsatla uçağın en arkasına ayaklar aşağıya sarkıtılmak suretiyle oturulur, manzara harikadır. uçak kalkar ve daireler çizerek irtifa alır, herşey açık olan kıç sayesinde geniş açıyla izlenir. bir süre sonra uçak içinde dev ağaçların olduğu bir ormana girer. ağaçlar ve dalları devasadır. bizim uçak daların arasında uçan oyuncak gibidir. o sırada film kopar ve tüm yolcu mürettebatla birlikte taş döşeli bir yolda kendini yürüyor bulur. herkes merakla yanındakine sormaktadır; nerdeyiz? uçaktaydık nasıl geldik buraya? yaşıyor muyuz? yolcular panikte ve duruma anlam verememektedir.

kalabalıkla beraber kısa bir yürüyüşten sonra ilerde bir saatçi dükkanı görürüm. koşarak dükkana girer ve adama şu soruyu sorarım.

- nerdeyiz ve hangi zamandayız?

adam sanki bu soruyu bekliyormuş edası ile şu cevabı verir.

"21 ağustoz 199x" malesef yıl hanesinin son rakamı anlaşılamaz ve uyanılır. rakamlar unutulmasın diye hemen bir kenara yazılır.

rüyadan sonra her yıl 21 ağustoz günü hafif bir tedirginlik yaşanır ama bir sürpriz olmaz. sene 1998'e gelir. üniv yaz tatili zamanları. 20 ağustozu 21 ağustoza bağlayan gece saat üç sularında arkadaşlardan dönerken ciddi bir ölüm tehlikesi atlatılır. bahsi geçen tehlike yirmi küsür tekerlekli rus plakalı bir kamyonun altında kalmaktır. muhtemelen fazla votkadan direksyonda uyuya kalan şöför yaya alanına girmiş ve omuzumu teğet geçmiştir.

işin tuhafı o günün 21 ağustoz'un ilk saatleri olduğu bilinmektedir. ancak bünye her yıl aynı stresi yaşamaktan bıkmış, varsın ne olacaksa olsun denmiş ve gecenin üçünde yarım saatlik dönüş yolunu yürüme macerasına girilmiştir. bir bakıma azrail'e meydan okunmuştur.

2000 yılına girildikten sonra risk ortadan kalkmış bünye rahatlamıştır.
ketenkele ketenkele
gördüğüm tek rüya tipi. bir gün gerçekten ak sakallı dedeli, ya da ne biliim bi medyum tarafından yorumlanabilecek derecede mantıklı, sağlıklı ve sade bir rüya görebilecek miyim çok merak etmekteyim hatta.
her gece uykuya yatmadan evvel aklımın ve bilinçaltımın bana o gece için hazırladıklarını merak eder, elinde pop-cornla çok beklediği filmin premierine gidecek biri gibi hissederim sayesinde.

örnek vermek gerekirse:

milkanın reklam için seslendiren seçmelerindeyim, bize şimdi unuttuğum bir motto söyletirler. (biz dediğim seçilmeye çalışan bir kaç kişi) her neyse efenim, sizi arıycaz derler sonra, beni aramazlar. çok üzülürüm, acayip mutsuz olurum ama hemen ardından tvde yayınlanan bir haberde milkanın reklam kayıtlarının yapıldığı binanın bombalandığını görürüm! her işte bir hayır vardır der yola devam ederim...

boğaz kenarındaki okulumda ömer seyfettinin oğluyla ilgili bir edebiyat dersi işlemekteyizdir. (var mı öyle biri bilmiyorum, varsa sultanahmet civarında oturuyomuş, öyle diyo rüyam) sonra deniz birden yarılır ve okulu içine alır. okul içine girer girmez camları açık bir minibüse dönüşür. hedef camları kapatmak, denizin dibinden mümkün olduğunca hızlı giderek karşı kıyıya geçmektir. karşıya geçmeyi başardığımızda, okul dediğin yerinde olur diyerek aynı yoru bu sefer geri dönmeye çalışırız. tabi delik giderek küçülmektedir, bizi içine almak üzeredir, şöföre gaza basmasını gaza basmasını şiddetle emrederiz... tabi nefes nefese kaldığım için ablam tarafından uyandırıldığımdan sonunu bilemeyeceğim.
ketenkele ketenkele
sonunda kabusa döndürttüklerimdir.

1.üç boyutlu siyah bir ekran gibi bir ortamda olsam gerek etrafımdan times new roman yazılar akıyo beyaz beyaz. kimin ne dediğini hatırlamıyorum ama gayet ekzantirik bir ses vicdan misali konuşuyordu. ancak vicdanımın rahatsız olduğu çok konu olsa gerek, dayanamayıp en yakınımdaki insanın duyması umuduyla 'uyandır beni!' demeye çalıştığımı hatırlıyorum. belki ak sakallı dedeler, teknolojiyle iç içe olan benim gibi bir insan için form değiştirmişlerdir...
öyle böyle, filme dökümü lost fragmanı kadar kolay gibi görülse bile, o sırada duyduklarım hakkında en ufak bir fikir sahibi olmadığımdan bir yandan da imkansız bir rüya.

2. osmanlı sarayı da olabilir aslında, ama hiç bir padişahımızın o kadar yakışıklı, mavi gözlü falan olduğunu sanmıyorum, benim prensim tudors'tan alıntı gibiydi. neyse bir prensimsi, bir karısı, iki cariyemsisi var. sarayımsı bir mekandalar. (ben neresindeyim bu hikayenin, ne burda benim işim bilmiyorum) karısı istedi diye cariyelerden birinin başını kestiriyor prens. yalnız enteresan olanı prens bu işi kendisi, bıçaklarla vs. yapıyor, kadının suratının derisini yüzerken uyanması ve gözlerini açması üzerine onu sakinleştiriyor ve her şeyin geçeceğini söyleyerek gözlerini kapıyor, tabi bunu yaparken kadının kafasının altından kanlar falan akıyor... böyle iğrenç bişi. tudors, dexter ve sweeney todd karışımı, kanlı bir rüya, kabus.. bilinçaltım, senden iğreniyorum...
olivia elton john olivia elton john
daha geçen gece rüyamda ben şansa bak programındaydım ve ahmet çakar ın acayip bakışlarına maruz kaldım bi süre.sonra birden her taraf deniz oldu ve biz diğer yarışmacılar ve ahmet çakar bi kayıktaydık.

ve ahmet çakar bana histoire dun amor adlı şarkıyı söylemeye başladı...gözlerimin taa içine bakarak hem de...

bi tırstım,bi tırstım ki... neyse ki üzerinde takım elbise vardı.bundan daha kötüsü olmadı hemen uyandım...

daha kötüsü için:
(bkz: dönülmez akşamın ufkundayız)
yilmazmc yilmazmc
görenlerin anlatarak milleti baydığı (görmeyene zevk vermeyen)şeylerdir, ayrıca youtube'a girememiş nadide olaylardan biridir.
anidenbelirenanlamsızgüdüler anidenbelirenanlamsızgüdüler
- kardeşimin latif doğan' ı vega konserinde gitar çalarken görmesi;

- lisemize gelen marilyn manson' ı gezdirirken muhabbetin sarması sonucu adamı bırakmayıp, anneannemin evine götürmem (o da ne çeşit bir samimiyet belirtisi oluyorsa artık); akabinde benim bile henüz tanışmadığım n. göbek akrabaların marilyn' i görmek için anneannemin evini doldurması;

- therion'un evimizin hemen önünde konser vermesi (tam christofer' dan* imza alacakken uyanmıştım);

ve en güzeli:

- eşinden boşanmış bir kristoffer gildenlöw' la isveç' te mutlu, mesut ve biraz da güneşsiz günler geçirmem;

şeklinde icra edilmiş rüya çeşitleridir.
ağustos ağustos
nedense hep bir adada olunur, sevdiklerinde yanındadır aynı adadadır. ardından çok uzaklardan gelen dev bir dalga görürsün, tsunami dedikleri şeydir bu gerçekleşmiştir sonunda ve hızla sana doğru yaklaşmaktadır. sevdiğine bakarsın,seni çok seviyorum dersin burdan kurtulamaksak eğer bilsin istersin,hızla uzaklaşmaya kaçmaya kalkışırsın, dalga gelir yinede sular basar her yeri,kalan tek tük insnalra arasında sen ve sevdiğinde vardır. bu rüya farklı zamanlarda 3-4 kez tekrar eder. ama dalgalar gidip siz kurtulduktan sonra biter,yani devamı gelmez.sabah şaşkınlıkla uyanılır ve yeni bir güne başlanır.. (yorum yapabilecek varsa eğer,merakla beklemekteyim )
ketenkele ketenkele
öss'nin ikinci kısmı ikinci defa yapılacakmış, öyle bir gün.. sınava 30 dakka kala uyanmışım. eve bi adamın geleceğini söylüyorlar, tehlikeli olduğundan bahseden annem noolur noolmazlık bir tüfek koyuyor ortaya.. sınava 20 dakka kala adam geliyor.. mini minnacık el bombalarını yere atmakla tehdit ediyor, ben de onu vuruyorum..
sınava 15 dakka kala eve babam geliyor ve gidiyoruz.. geç kalıyorum, ayrıca bir türlü konsantre olamıyorum.. çözecek 30 mat-2 30 fen-2 ve toplam bi buçuk saat var.. yapabilirim diye kendimi motive ediyorum ancak cevap kağıdını (açık mavi, manasını bilen vardır yorumlar belki diyerek bu detayı da veriim dedim) tükenmez kalemle işaretleyecek kadar şapşalım... (kolay değil, daha sabah ilk cinayetimi işlemişim!) dolayısıyla sınav sırasında yapabildiğim son 15 dakkada 10 sorudan ibaret..
sınavdan beni arayan milyonlarca insanın dolaştığı bir istanbul'a çıkıyorum.. en yakın arkadaşlarımdan biriyle gezip ne yapacağımı düşünüyoruz... beşiktaş, taksim, herkes her yerde beni arıyor! ben de yaşadığım yerden uzak olduğu savunulabilecek florya metin oktay tesisleri'ne gidiyor bu gassaraylı tanrı misafirini içeri almalarını söylüyorum.. 'sabah hayallerimden birini kaybettim, üniversiteyi kazanamıycam; ha zaten kazansam da ondan önce kodese gircem! hayallerimden geriye kalanı gerçekleştirmeme izin verin ve gsli futbolcularla bir gece geçiriyim' diyorum ve tüm kalpleri eritiyorum...
içeriye girdikten sonra ne olduğunu bilinç altım sansürledi...
uğur uçar'ın neredeyse üstüne oturup da arda turan'la muhabbet çeviriyordum ki...
uyandım.
1 /