gecenin sesi

heidi heidi
enis batur şiiri.

kaptanın uykusu kaçtı birden;
birden külçe gibi üstüne indi
gece ve yalnızlık, kalktı, bir
havlu aldı sırtına, küpeşteye
tırmandı yavaşça, duydu:

çocuğu uyutmuştu kadın; uzun,
yılansı bacağını siper etmişti
düşmesin diye dönerken kar
yatakta: uğulduyor, tutuşuyordu
erkeğin başını gömdükçe yinine:
içinden büyük bir kuş havalanıyor
uzağa süzülüyordu.
bacanga bacanga
depresif günlerdeki en büyük düşmandır gecenin sesi, ya da gecenin sessizliğinin sesi..normalde en ufak bir ses geldiğinde uyuyamayan insanı televizyon ya da müzik açık yatmaya zorlar..ama kaçış var mıdır, yoktur.. elbet kalınacaktır dört duvar arasında, yüzleşilecektir gecenin sesiyle..
neyçırsever neyçırsever
gün boyu kulağa gelen bütün o titreşimlerin, bitmeyen gürültülerin, şehir yaşantısının yoğun yaşamından kopan türlü seslerin çoğunun kesildiği zaman, yani gece olduğunda hani o kulağın ne kadar yorulmuş olduğunu anlatan hafif çınlama sesine benzer bir ses-sessizlik sesi gelir ya, işte bu ses gecenin sesidir.
şehirde yaşadığını ne kadar belli eden bir tanım oldu demeyin. gariptir ki bu sessizliğin sesini duyamayacağınız bir an yoktur. köyde, mağarada ya da dağda olmak farketmez. sanki varoluşun sesi gibidir, durmayan zamanın içinizden geçerken çıkardığı ses gibidir, etrafınızdaki enerjinin sınırsız bir şekilde ve durmadan vücut tarafından algılanması sonucu oluyor gibidir. ki, öyledir de aslında. o yüzden gecenin sesi aslında biraz da hayal gücüne bağlıdır. ne kadar olasılık katarsanız hayal gücünüze bu sesin anlamı da genişler, dolayısıyla daha da merak uyandırır, bu sese kulak veresiniz gelir.
bir çeşit meditasyon sebebidir. bir bakmışsınız beden yorgunluğunuz bir tarafta unutulmuş, onun yerine çocukken gökyüzüne baktığınızda kurduğunuz hayallerin devamını kuruyorsunuz. zihniniz o kadar saf programlanmış ki, sizi zarar görmeden geçmişe götürüp eski mutluluklarınızı hatırlatıp ondan sonra tekrar şimdiki ana getirip gelecek ile ilgili meraklı sorularınızı icat ederek eğlence yaratabiliyor. aynı zamanda isterseniz de topyekün pılı pırtı, bütün gereksiz gördüğünüz düşünceleri bohçaya sarıp hatrı bile sayılmayacak bir kuvvet gerektiren bir hamleyle dışarı atıverebiliyor, meditasyonun o boşluk hissiyle yerçekimine karşı gelmenize de yardımcı olabiliyor.
neyçırsever neyçırsever
cok guzel, sessiz, sakin bir komsuluk diyarinda yasiyorum. gece olunca sessizligin degerini daha net anliyorum cunku geriye donup baktigimda kaldigim evlerin, sokaklarin gurultulu halleri ruhumu icten ice nasil kemirmis, anlatamam. yalnizca anlatmaya calisabilirim. sanki gercek olmamasi gerekirmis gibi butun o bilincalti iskencesi...
insani hic farkettirmeden deliye ceviren bir sey sehirde yasamak. gece yarisi dahi calismaya devam eden makinelerin icinde, radyasyonlu, sarhoslu bir cevrede yasamak. ne vucut dinlenebiliyor, ne de zihin. o kadar dis etkenin altinda insan nasil etsin de iyi birisi olsun, nasil etsin de insanliginin manasini bir adim daha ileriye tasisin, imkani yok gibi bir sey. ayni, gundelik telaslarla, tasalarla eriyen, somurulen omurler cag ilerledikce artiyor ve umudunu yitiremeyen insanoglu elbet guzel gunler gelecek deyip ayni hatalari katlayarak yapmaya devam ederken cocuklarini kendilerinin daha beter bir hale getirdigi bir dunyaya getirmeye devam ediyor. gecenin sesini sanki uzay-zaman ikilisine entegre edip uzay-zaman-gece sesi yapmislar. biri olmazsa oteki olmaz, paradoks halinde kabullenmisler. dusunmeden, caresizce, asillikten hayli uzak bir secim yapmanin sonuclarini dusunmeye vakitleri olmadigi icin her sey olmasi gerektigi gibi gorunur onlara. oysa bazi nadir karsilastigimiz o guzel insanlar sanki o rahatsiz edici ses karinlarindan geliyormuscasina hemen zamani-uzayi durdurup tedavisini bulmak icin can atarlar, cancagizlar. bu bozuklugun sebebi nedir, nasil ustesinden gelinir diye icten ve distan yanip tutusurlar. iclerindeki ates kendilerini pisirir, yanlarina yaklastiginizda ise sizi. bir veba yaymayi secmek yerine guzellik, bilgelik, iyilik asilamayi secmislerdir. beraber kavrulursunuz. eskimek ve bayatlamak yerine gelecege daha dayanikli olmaya, ufku genisletip aydinlanmaya cabalamaya, anlamaya calismaya, ustun insanliga dogru yonlendirirler. olmasi gerektigi gibi.
omer e omer e
şimdi horozlar ötmeye başladı,
uzak yoldan araç sesleri.
çok seyrek gece kuşları,
havada yağmur öncesi sıcağı.
yakında derenin şırıltısı
ve karanlık.
doğanın bir sesi var,
o anlatıyor, ben dinliyorum.