gecenin şiiri

2 /
fikir yüce fikir yüce
çatlak

bir yerden uzaklaştıkça,
yaklaştıkça bir başka yere;
daha iyi anlaşılır bir gurbetçinin
neden her zaman bir kedi vardır gözlerinde.
ve neden kendisinden büyüktür elleri,
bir güvercin gezinir gölgesinde.

yüzünün kavruk engebesinde,
bir çatlak durmadan ilerler
kırık çizgileriyle.
bir yerden uzaklaştıkça,
yaklaştıkça bir başka yere.

metin altıok
nardan adam nardan adam
"şimdi kılıksızım, fakat
borçlarımı ödedikten sonra
ihtimal bir kat da yeni esvabım olacak
ve ihtimal sen
yine beni sevmeyeceksin.
bununla beraber pazar akşamları
sizin mahalleden geçerken,
süslenmiş olarak,
zannediyor musun ki ben de sana
şimdiki kadar kıymet vereceğim ?"

orhan veli
mercan bruno mercan bruno
sokağa mı çıkıyorsun, dikkat et
emanet ol tanrıya,
sokak demek
eksilmek yarı yarıya.

odalara kapanıp oturdunuz
içinize evin serin sessizliği doldu.
koruyucu duvarlara borçlusunuz
çevrenizde dalgalanan dostluğu.

bir sokağa çıkmayın bozulur bunca büyü
yavan gelir ev size,
hayatınız kuytu ve küflü,
sokaklarsa aydınlık, taze.

ayartıcısı caddelerin eseri
zalim gelişleriniz,
evde size uzanacak elleri
itmek istersiniz.

haince sokaktan dönüşünüz
sisli, karda...
çünkü başka yaşayışlar gördünüz
dışarda.

sokağa çıkarken dikkat
sokaklarda esen rüzgar çünkü.
rüzgarlarla eve dönmek saçma,
ev dar çünkü.

behçet necatigil
kertmeyen kele kertmeyen kele
bugünlerde herkes gitmek istiyor.
küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

hayatından memnun olan yok.
kiminle konuşsam aynı şey...
herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
bir kendisi.
bu yeter zaten.
herşeyi, herkesi götürdün demektir.
keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
ama olmuyor.

hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

böyle gidiyoruz işte.
bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"otur" diyen kazanıyor.
o yan kalabalık zira...
iş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu...
en kötüsü alışkanlık.
alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
kalıyoruz...
kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

evlenmeler...
bir çocuk daha doğurmalar...
borçlara girmeler...
işi büyütmeler...
bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

misal ben...
kapıdaki rex'i bırakıp gidemiyorum.
değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum.
alıp götürsem gelmez ki...
bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
herkes onu, o herkesi seviyor.
hangi birimizle gitsin?

"sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
kendi imalatımız küfeler.

ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
ölüm var zira.
ölüme inat tutunmak lazım,
inadına kök salmak lazım.

bari ufak kaçışlar yapabilsek.
var tabii yapanlar, ama az.
sadece kaymak tabakası.
hepimiz kaçabilsek...
bütçe, zaman, keyif... denk olsa.
gün içinde mesela...
küçücük gitmeler yapabilsek.

ne mümkün.
sabah 9, akşam 18
sonra başka mecburiyetler
sıkışıp kaldık.
sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.

hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
ne saçma...
bahar mıdır bizi bu hale getiren?
galiba.

ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim.
gittiğim olmadı hiç,
ama olsun...
istemek de güzel.


can yücel
cesarettin abi cesarettin abi
hala sen varmışsın gibi
iki yastıkla yatıyorum..

kimseye söyleme gidişini, ben söylemedim.
elimde senin siparişin olmayan torbalarla geliyorum eve..
ağlaya ağlaya öpüyorum yattığın yastığı yorganı
sanki beni az önce yolcu etmişsin gibi çıkıyorum sokaklara..
üst komşuya hava atarak, bi fiyaka bi görsen..
ne garip bu insanlar!
bütün mahalle, hatta alttaki bakkal bile seni geçen kasım öldü sanıyor...
ne garip bu insanlar!
hala her sabah bana selam veriliyor..
sanki yaşıyormuşum gibi..

ceyhun yılmaz/eski karım.
zinser zinser
"yol sürüyor.
geceyi felç eden sessizliği yaka cebimden söküyor
ve ayaklarıma ilave ediyorum
sanki akdeniz benim oğlum değil.
künye kayıp.
fünye çekili.


gönyeyi kaptırdığım çingeneyse
çoktan buhara’yı yakmış olmalı.
ki bu, lüzumundan fazla para harcıyoruz demektir.”

“işte sen gülüyorsun
ve beni daha geniş bir salona almış oluyorlar”

ah muhsin ünlü
mavi mavi
i

içimden dedim beraber yürüyelim olur mu
varsın gemilerimizi taşıyamasın sular
varsın yarı yolda uyuya kalsın
bize gönderilen bahar

içimden dedim beraber yürüyelim olur mu
varsın gölgemiz olsun hüzün
dilediği gibi uzatsın canevimize ayaklarını
varsın annemiz olsun tütün
hayat daha sert vursun yumruklarını

ii

içimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi
nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren
kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi
nedir yalnız bize yakışan bu serüven

bu serüven ki
bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri
ve terketti bizi huzur denen sevgili
kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında
billur bir kuş gibi

iii

içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu
beraber yürüyelim olur mu…

(bkz: ibrahim tenekeci)
hay aksi hay aksi
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.
behçet aysan

mercan bruno mercan bruno
ya zamanından çok erken gelirim.
dünya’ya geldiğim gibi,
ya zamanından çok geç,
seni bu yaşta sevdiğim gibi…

mutluluğa hep geç kalırım.
hep erken giderim mutsuzluğa...
ya her şey bitmiştir çoktan,
ya hiç bir şey başlamamış…

öyle bir zamanında geldim ki yaşamın,
ölüme erken, sevgiye geç...
yine gecikmişim bağışla sevgilim.
sevgiye on kala, ölüme beş...

aziz nesin
freeit freeit
ve dokundu elleriyle tanrı:
önce dudaklarından bir ses
ve suskusundan bir aşk sonra

ey kadın dudaklarından asılan haz benim
dedi.
toprakta adı kalan adam toprakta adı kalan adam
acı türküler yakma, daha ölmedim,
o ses benim, duy da gel yine.
uzak yollara bakma elin olmadım,
bayramlığını giy de gel yine.

yüreğini yaksa da hüzün,
ele karşı solmasın yüzün.
yediveren bir gül gibi doğdun içime,
şimdi bana değer her sözün.

sana bir avuç bulut saklayacağım,
mavisinde turna sesiyle.
kendi göğümde yine seni bekleyeceğim
aynı yağmur uğultusuyla...

ibrahim karaca
benden de güzeli yok benden de güzeli yok
bütün ışıkları söndürdüm, susturdum bütün sesleri
artık ağlayabilirsin kanka
severken bana sormadın, ağlarken de utanma
nasıl unuturum diye düşünmeye başlama bir beyhude çabayla
her unutmak çabası, bir hatırlamak hamlesidir aslında
ilk akla gelendir en çok unutmak istediğin
hep kaçmak istediğin yere koşarsın aşkta
çok ahmakça biliyorum ama,
herkes teslim oluyorsa eğer en çok kurtulmak istediğine,
bu kez ahmaklık sırası sende usta
alımlı delikanlılığından, alıngan bir adam yaratmışsın
yumruklarının içine sıktığın gururun kırıldı kırılacak
ama dert etme, gururun kırıldıkça çoğalacak
aşkın acısını çekmek, aşkta hile yapıp gitmekten daha asil iştir
sen şimdi, seni sakız gibi çiğneyip tükürdü sanıyorsun
vaziyeti şaşırıp, algıda hata yapıyorsun
o sadece çiğnedi, sen tükür gitsin
gel şimdi bir hasret şarkısı okuyalım
allah gidenleri affetsin
allah gidenleri affetsin...

üsküdar'da sandallar yıkılır sallanırlar
tophane'de mangallar yar diye yanar, ağlar
ismini çığlık çığlık haykırıyor martılar
senin için söylenir kumkapı'da şarkılar
yar yokluğuna itirazım var


bütün ışıkları söndürdüm, susturdum bütün sesleri
şimdi alemin bütün efkarını toplamaya başla
topladığın efkarı dağıtma vakti gelir nasılsa
aşkta kazanan taraf yoktur, bunu sonra anlarsın
ayrılığın izlerini kaldırıp saklayabileceğin tek bir yer bulamazsın
islak açık bir yara gibi şimdi kalbin
hiçbir tesellide teselli aradığın da yok
şimdi denizleri içsen sönmez içindeki mahşer yangını
bu illet senin gibi kaç adamı küle çevirdi de,
küllerin hepsini kalbi yalandan bir leyla üfleyip gitti
sen istanbul'un rüzgarında uçuşanı toz mu sandın
hepsi küldür senin gibi
ben çok kadın tanıdım
sevenden sakındığı bedenini, sevmeyenlerin yoluna kilim yapmış
sen gözünden sakınmışsın, o gözünün yaşına bakmamış
şimdi dilediğin kadar ağla, bana da birşey sorma
bu da geçer diyeceğim, inanmıcan nasıl olsa
boşver derdi kederi, sat gitsin
gel şimdi bir muayyer kürdi şarkı okuyalım
allah gidenleri affetsin

üsküdar'da sandallar yıkılır sallanırlar
tophane'de mangallar yar diye yanar, ağlar
ismini çığlık çığlık haykırıyor martılar
senin için söylenir kumkapı'da şarkılar
yar yokluğuna itirazım var.

uğur arslan.
2 /