geçmiş

8 /
bumbada bumbada
sanırım kopamadığım, atlatamadığım durumdur. ne eski sevgili ne ölen anneanne, ne sevdiğim kızla sevgili olan arkadaş hiçbirini doğru dürüst atlatamadım. orospu çocukları beni cok üzdünüz. ben bunları hak etmedim.
klavyenintuşlarınabelirlibirsıraylabasılmıştır klavyenintuşlarınabelirlibirsıraylabasılmıştır
incelikli ve italiktir.

pişmiş sütün ve pirincin kokusuna uyanıyorum, güneşin son ışıkları halımıza yansıyor pencerenin perdesinden. kaldırımı dirseğimin de yardımıyla aşıyorum ve güneş hala karşıda ve uçurtmalar ezanı bekliyor. "bak" diyor, "bana bak". fıskiyeler yeni tıraş edilmiş otları ıslatmakta ve ben otların o kokusunu içime çekiyorum. " daha rahat bir hayat yaşamak" kuyruğunu ne güzel sallıyor köpek ben elledikçe veyapraklar hışırdadıkça kapanıyor gözleri ve "ön frene yokuşta basma demiştim!" taze çimenleri çekiyorum içime ve şehrin ortasında da olsam gözlerim kapanıyor ve yaprakların altından güneşe bakıyorum gözlerim kamaşıyor başım dönüyor. çim biçme makinelerini ve yüzleri maskeli adamları görüyorum. perşembe günler kalabalık olurdu ve haftaiçi erkenden havuzun zemininde yansımamıza bakardık ve kimsecikler olmazdı etrafta. yazları ışık hızında ve benim kalbim şeklini bir ekim başında almaya başladı ve yıldızlar sevdirdi bana geceyi ve gökyüzünü seyretmeyi çok esmeyen akşamüstülerde öğreniyordum "sık dişini, bizim için değil; kendin için. rahat bir hayat yaşamak istiyorsan..." o sırada ne oluyor bir mi iki mi 3-4 kaç kez dönüyor dünya güneşin etrafında. ve ben taze çimenlere uzanıp kokluyorum, kara hindibalara bakıp. kırmızı erik ağaçların yaprakları bir süre sonra yeşil oluyor ve yükseklik korkusu vardı en yakın ve "niye bu kadar hızlı gidiyordun?!" kafayı üşütmüş neden mi çünkü kafasını soğuk su dolu bir leğene sokmuş ve çünkü kız tavlasını sadece kızlar oynar ve benden ya büyük oldular ya da küçük. bir iki 3-4 sana nasıl ben nerdeydim ve sen nasıl olur da beni tanımazken bile çimen kokularını şehrin içinde duyuyorum. gözlerim kapalı yürüyemem "babanın halini görüyorsun değil mi?" kafatasımın arkasında bir ağrı akşam ediyor günü ve sofrayı. ellerimde taş izi ve harçlığım bitti "sakın yalan söyleme, gözlerinden anlar." gözlerim yanıyor ve vallahi sadece topkek aldım diyorum ve kumsalda boynumda kolyenin izi çıkıyor yahu sadece bir topkek aldım gözlerime bakma lütfen gözlerinden yaşlar ellerin terler "bana bak" erikler yapraklarla aynı renk olduğundan diyor ve gülüşmeler "saçma sapan konuşma be bi daha duymayayım şakası bile tövbe ya rabbelalemin." dalda uyuyakalsan sabah yerde bulursun kendini havuzda uyuyakalma ve sen nerdeydin kaç kere döndü dünya kendi kendine kendi etrafında çalılıklara tosluyoruz. "üşütürsüniz oğlum çıkmayın." ayağım bir çukura giriyor ve düşüyorum ayaklarımız bisikletin arasına sıkıştı ve zıplayan topum karlara karıştı belim nasıl acımıştı kaymayacağım demiştim. çarpıştık işte. evin sıcaklığını biliyorum tanıyorum ve çok üzülmüştüm sonradan babanla farklı takımı tutmandan biz de eğleniyoduk ve bir sıcaklık vardı. "hele ki bisiklet..." 'sen hiç'le başlayan cümleleri sen de seversin. ve ben o sırada hangi ağacı ve çimeni ve beyaz çakıl taşları ayağımı acıtırken. "bembeyaz nedir evladım? pekiştirme sıfatıdır öğretmenim." vanilya nasıl kokar öğretmenim ve sen o sırada nasıl ağaçlar heybet gözlerim o yüzden ve taviz dün hariç ve haftaiçi akşamları çok erken o ara nasıl dönüyordu o sıra dünya ve benim için iskambil kağıtları karmakarışık ve çimenler "daha rahat yaşamak istiyorsan daha" sen o sırada gözlerin neye kapalı ve şimdi hafif ve sakin bir müzik ve ilacın etkisi kanımda dolaşıyor kaç tane daha içmem artık ama bu dünyaya bu hayata ancak ve ancak o zamanlar hızı nasıldı ve saksı ayak bilekleğimi ve şampiyon galatasaray çünkü denizlispor gol yemiyor tebrikler iyi akşamlar aile kokulu evine git benim de evim aile kokuyor ama daha az kardeşim var ve ne bileyim yaprağı kopmayan bitkiler vardı bilmemne kılıcı elimde iz kalmıştı ya baban kızarsa "oğlum benim babamın tersi pis..." ben gözümü bile açmamıştım lan o sırada gözüm bile korkmuştu gözüm elim güçsüz mü sandınız kolum var ya benim bir sene küçük sizden benim babam dövmezdi senin baban aile gibi kokar ve neden kaç gün kaç ve silahı nasıl tuttu ve neye değerdi keşke nasıl bi kelime bağımsız ve önce ambulans sesi sonra "daha rahat bir" kaç tane ve

bam.
kaktus ve papatya kaktus ve papatya
şimdiki zaman ve geçmiş zaman
belki ikisi de gelecek zamanda mevcut
gelecek zaman da geçmiş zamanın içinde.
şayet zamanın tümü ezeli ve
ebedi olarak şimdiyse
zamanın tümü kurtarılamaz.

t.s. eliot
terminal tedirginliği terminal tedirginliği
"geçmiş tuhaf şey. hep yanınızda taşıyorsunuz. bana öyle geliyor ki on, yırmı yıl önce olmuş şeyleri düşünmeden geçirdiğiniz bir saat bile yoktur; ama yine de çoğu zaman geçmişin, bir tarih kitabındaki bir sürü bilgi gibi, öğrendiğiniz bir olgular kümesinden ibaret kalması dışında bir gerçekçiliği olmuyor... derken rastgele bir görüntü, ses veya koku ama özellikle de koku sizi bir anda alıp götürüyor ve o zaman da geçmişi hatırlamakla kalmıyor, içine giriyorsunuz"

gerçekten tuhaf bir şey. içinden hem çıkamıyorsun hem de tam olarak giremiyorsun.
animaldoctor animaldoctor
aradan belli bir süre geçtikten sonra en çok acıttığını düşündüğü şeyleri bile hafif tebessümle karşılayabiliyor insan. sonra vay be! diyorsun.
yine eskiden çok istediğin bir şey sana geldiğinde o anda neye istinaden çok istediğini sorgulayıp yine içten içe gülüyorsun.

geçmişi olduğu gibi kucaklayın diyenlere nanik yaptım bunca zaman ama anladım ki her anı belli bir süre sonra bitirip kucaklamak gerekliymiş.
8 /