gelecek uzun sürer

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
6
taştozu
çok sağlam bir film olmuş, sonra müzikleri çok güzel piyano sesi insan sesi, demircilerin, çocukların, ağıtların sesi, sonra görüntüleri fotoğraf kadrajından çıkmış gibi çok hoş, sonra oyunculuklar, sonra replikler, tiradlar çok iyi, sonra filmin içine serpiştirilmiş fotoğraflar, şiirler, film replikleri çok güzel, sonra andrey voznesenski'nin oza'sı çok hoş, sonra sonra... ne çok sonra var, değil mi?


25 yıl sonra biz belki seninle yine benusen' de surlara çıkarız. ama biraz yaşlanmış oluruz. senle beraber bütün karadeniz' in etrafını bisikletle dolanırız. batum' da chacha içer, hüzünlü gürcü şarkılar dinleriz. soyim' de mayakovsky' nin evine götürürüm seni. yaltalı doktor chekov' dan öyküler okuruz. " içelim ve birbirimize sen diyelim. " deyip moskova - petruski treninde votka içeriz. " varna' da karşı kıyıdan sesleniyorum. sesimi işitiyor musun mehmet? mehmet? " deyip nazım' ı yad ederiz. sonra haritayı açarız, gözümüzü kaparız. böyle parmağımızı koyarız bir noktaya. derim " yürü " dünya haritasına. sonra ben politikaya atılırım. ama sadece ulaştırma bakanı olurum ha! bütün ülkeyi demir yollarıyla döşerim. sadece batı' dan doğu' ya değil. doğu' dan karadeniz' e, karadeniz' den akdeniz' e uzun uzun demir yolları. sonra her bölgede yok olmakta olan diller ve kültürlerle ilgili enstitüler kurulmuş olur. sonra, sonra her şey değişmiş olur. sonra çalışma saatleri 5 saat olur. sonra 30 yıldır içinde bulunduğumuz bu çatışma ortamıyla ilgili hakikatleri araştırma komisyonları kurulmuş olur. sonra... ne çok sonra var, değil mi?
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
pusulacetvel
althusser'in kendisiyle olan duruşmasını yazdığı kitabıdır. bir sabah uyanmış ve deliler gibi aşık olduğu kadını boğarak öldürmüştür büyük düşünür... ve akli dengesi yerinde olmadığı için ceza almamıştır. althusser e annesi cephede ölen nişanlısının adını vermiştir ve daha doğduğu gün ölen birini temsil ettiği hayatı belirlenmiştir. karısının onu sevme hali de çok ilginçtir. kadın onu değil, ona olan aşkını öyle sahiplenmiştir ki, althusser'in kötülüklerini de öperek iyileştirir onu... okuduğum en güzel otobiyografidir. kendisiyle yüzleşen bir insanın, kendi yüzüyle duruşmasıdır bu kitap!
filmi de ilk duyduğumda aklıma direk bu kitap geldi. özcan alper in filmin ismini bu kitaptan almış olabileceğini düşündüm. filme daha ilk gününde heyecanla gittim ama o beklediğim hali bulamadım. kötü bir film asla değildi, ama sanırım fazla beklenti içindeydim. diana wekil' in söylediği şarkı harici çok da iyi değildi.
sonuç olarak gelecek uzun sürer kış boyu kara bakarak dinleninilip, uzaklara dalınan bir şarkı dinletti bana...

yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
bismillahirahmanirahimof
''...
o günden beri sanırım sevmenin ne olduğunu da öğrendim: atılganca kendi duyguları üstüne "abartmalı" iddialara girmek değil, karşıdakine özenle davranmak, onun arzularına ve ritmine saygı göstermek; hiçbir şey istememek, verileni kabul etmeyi öğrenmek; her armağanı yaşamın bir sürprizi olarak kabul etmek; aynı armağanı ve aynı sürprizi iddiasızca, hiçbir zorlamaya başvurmadan, karşıdakine de yapabilmek. özetle, yalın özgürlük! cézanne neden sainte-victoire dağının her anının ayrı resmini yapmıştı? her anın ışığı ayrı bir armağandır da ondan.''

(bkz: louis althusser)
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
nereyeucarturnalar
özcan alper'in fiyakalı filmidir. evet iyi bir sinema eleştirmeni değilim belki haddim de değil ama hakkında birkaç kelam farzdır. harun-sumru-ahmet üç ana karakterdir.

harun inandığı değerler uğruna ki çok sevdiği -şiir tadında sevdiği- sumru'yu bırakıp gidecek kadar inanmıştır değerlerine. onu çok fazla göremeyiz ama o hep bir yerlerdedir. adeta gidenlerin türküsünü söylemektedir ve sumru'ya andrey voznesenski'nin kitabını bırakmıştır.

sumru -hopa'lı ve annesi ile telefonda hemşince konuşacak kadar kendi kültürüne hakimdir- diyarbakır'a ağıt derlemeleri yapmak amacıyla gelmiştir. ahmet ile tanışmış ve ahmet ile aralarında dostluk ve aşk ilişkisi arasında gidip gelen muntazam, tam kıvamında fiyakalı bir ilişki kurulmuştur. bu süreç boyunca bölgedeki devlet güçleri tarafından kayıpların hikayelerini toplamış ve sonuçta yola çıkış nedeni olan kendi kayıp hikayesiyle yüzleşmiştir adeta.

ahmet, bölgedeki mücadelenin en şaşalı zamanında -90'lı yılların ortası- dicle üniversitesinde felsefe bölümünde okumuş ve sonra sinemaya merak salmıştır. diyarbakır sokaklarında film cd leri satarak yaşamaktadır ve bisikleti vardır ve bisikleti ile diyarbakır sokaklarında gezerken bir tutam özgürlük hissini yaşar ve yaşatır hepimize. ahmet, gidebilmek ile gidememek arasında sıkışmıştır. filmin kurgu ile belgeseli birlikte ve çok kıvamında harmanladığı söylenebilir ve ahmet'in de bir kayıp hikayesi vardır. ama ahmet arada kalmış olup, ne sisteme ayak uydurmuş ne de sistemi bir şekilde reddedebilmiştir, sinema ile kendisine bir hayat kurmuştur.

şarap içilerek tekrar tekrar izlenmesi tavsiye edilir, çünkü gelecek uzun sürmektedir. müziklerin şahaneliğine hiç girmiyorum ama ne yazık ki iki parça söz konusudur ve sıkıntılı zamanlarda youtube sayesinde dinlenebilir.

film zaman bakımından da bence kurgu ve gerçekliğe uygundur. takriben ki filmde de geçtiği üzere 2005-2006 dönemlerinde üniversite gençlik hareketinde yer almıştır harun ile sumru. yıl da bir kez de olsa trenle gidilen ankara'daki sendika mitinglerini kim unutmaz.

unutmadan filmin başında geçen ve sonunda köylülerin anlattığı at hikayesi de unutulmazdır.

üç ana karakterimizin en sevdiği ve mısralarını ezbere bildiği şair andrey voznesenski den iki mısra ile bitirelim.

...
ne korkunç, bir başına düşünmek şimdi seni,
daha da korkunç bir başına değilsen oysa...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
simsar
bugün oturup bir daha izledim özcan abimizin bu filmini. insanlar tartışıyorlar; bir ağıt derlemecisinin türkiye gerçekliğine uymadığını, kürt meselesiyle ilgili film çekeyim derken o siyasallıkta boğulduğunu anlatıyorlar. haklılar muhtemelen. ama ben şu cümleyi düşünüp durdum:

"savaş birgün biterse kendimize şunu sormalıyız: peki ya ölüleri ne yapacağız? neden öldüler?"
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
mevlüt şekeri hüznü
"gezi lice değildir" diyenlere inat, tüm parklarda gösterilse, kürt halkı lice'de neden karakol istemiyor ayan olur herkese.

ohal'i ve kürt halkının çektiği zulmü bilen bilemeyen, duyan duymayan herkesi etkileyecek derecede hoş bir örgü. şahsım adına, sonbahar'dan daha sürükleyici bir film olmuş.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
deli degilim
özcan alper filmi.
müzikler çok güzel.
görüntüler harika.
görüntü yönetmeni şahane.

ve fakat sumru ile ahmet karakteri ve diyaloglarla ilgili eksik bir şey var. soğuk, mesafeli, içtenliksiz sumru insanı itiyor. diyarbakır'a gideceksin, orada bir arkadaşın olacak, senden de hafif etkilenmiş, gezeceksin, tozacaksın, dayanışacaksın ve muhabbetin davranışların bu kadar sıkıcı olacak. ilişki biçimleri ve diyalogları gerçekçi olmamış.

bir sonbahar değil. ama izlenmeli.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
amedian
az çok sinemayla ilgisi olan herkes garage olimpoyu bilir. arjantindeki cunta rejimin yaptığı baskıları, işkenceleri, hak ihlallerini, faili meçhul! cinayetleri öyle bir işliyor ki, o dönemi yaşayan bir arjantinli kadar içinize işliyor acı ve öfke. film kült olmasını, sınırları aşıp dünya seyircisiyle buluşmasını konusuna ve konusunu işleyiş biçimine borçlu.

gelecek uzun sürer de konu olarak hayli ilgi çekici, garege olipomyu andırıyor. film çekilirken büyük bir merakla bekledim vizyona girmesini, hakkında okuduklarım, çekildiği mekanlar, konu, hatta denk geldiğim birkaç sahne çekimi merakımı iyice kamçıladı. muazzam bir eser çıkacak diye bekliyordum.

neyse film vizyona girdi, koşa koşa gittik izledik. sonuç, bir hayal kırıklığı. bilmiyorum belki beklentinin yüksek olması filmden yeterli derecede tat almama engel oldu. aradan epey bir zaman geçince oturdum tekrar izledim, ı ıh hakikaten olmamış. verememiş bize o öfkeyi, o acıyı. bal dolu kavanozu dışından yalamakla yetinmiş özcan alper.

müziği, görüntüleri, oyunculukları iyi bunlara lafımız yok ama konuyu hissettirememişsin be özcanım alperim.

bazen tokadın nasıl bir şey olduğunu anlatmak yerine tokadı göstermen gerekir.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
30 madeni
özcan alper filmidir. filme ; kayıp yakinlariyla yapilan konusmalar belgesel havasi katmis, sumru karakteri yeterince iyi canladirilamamis oyuncuya bir beden buyuk gelmis, bitis sahnesi daha iyi olabilirmis vs. tarzi elestiriler yapilabilir. ama oyle bir konu islenmis ki yapilan hicbir elestiriyi duymayabiliriz.

pkk adina savasanlarin bir kadina ya da adama olan asklarindan vazgecip komunizme olan asklari ugruna olmelerine deginmesi, ozcan alper in bolgeye hakim oldugunun diplomasi gibi olmus.

film inanılmaz bir muzik esliginde bitiyor. ayrica film icinde kullanilan her bir ses ve muzik uzerinde harcanan emek insanin gozune batiyor. yapan ve emegi gecen (bkz:kafa ciddi ) herkesin ellerine saglik.

oyle bir filmki insanin aklina vedat aydin, mazhar k., salih b., sakine f., mesude ç. vs. geliyor. uygulanan politikalar sonucu yapilan katliamlar, gozunu kapattiginda gozkapaklarinda bir film gibi oynuyor.

cok guzel bir konu gercekten inanilmaz.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
6

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın