gerçeklik

1 /
fempusay fempusay
bir şeyin (nesnenin) var olma biçimidir. yani onun ilk var edildiği anı işaret etmektedir. o anda herhangi bir özne tarafından henüz tanımlanmamış olan nesne saf halde bulunur ki; buna hakikat veya gerçeklik denir.
karyatid karyatid
insanlar arasında bulunması zor özellik. o kadar çok insan var ki gerçeklikleri silinmiş sanal karakter olarak kalmışlar yaşam içinde. birinin tenine dokunursunuz işte dersiniz burada bu adam, gerçek ama tenine dokunduğunuzda gördüğünüz gerçekliği gözünde , yüzünde , sözlerinde bulamazsınız.
gerçeklik bir koku bir isim değil bir insanlık gereği oysa ki. parayla satın alınmaz . yaşayarak daha da büyüyerek ya sahip olursunuz ya da eksikliği içinde sanallaşarak ondan uzaklaşırsınız.
mabel mabel
sizinle müsemmadır.


yakın hissettiğim bir sahneden örnekleyeceksek:


"sonunda otuzuncu kutuyu da buldum.

bir mayıs başlarken gerçeklik,

may'in gözlerinde batıyor.

bir kutu ananastan hiçbir farkım yok."


(bkz: chung hing sam lam)
ozan burada ozan burada
"gerçeklik inanmayı bıraktığın zaman kaybolmayan şeylerdir."
(reality is that which, when you stop believing in it, doesn't go away.)
philip k dick

how to build a universe that doesn't fall apart two days later isimli yazılmış ama yapılmamış konuşmasından alıntıdır.
tam metinhttp://deoxy.org/pkd_how2build.htm

ek: şunu yazmayı unutmuşum; ininmayı bıraktığından nasıl emin olabilirsin?
acilin ben maxfaktor uzmaniyim acilin ben maxfaktor uzmaniyim
bu günlerde çok fazla kurcaladığım birşey. aklımı kaçırıyor oluşumla da ilgili. aylar önce yaşadığım bir kriz sonucunda ölümün eşiğinden döndüğüm günü hatırlıyorum.

insanlar öldükten sonra yaşadıklarını zannederek bazen hapis kalırlarmış. öldüklerini hiç anlamazlarmış. şimdi bunu çok sık düşünüyorum. o gün öldüğümü sandığımda acaba öldüm mü?

yaşadıklarım ölmeseydim yaşayacaklarımın paralel bir yansıması mı? hiç bilmiyorum. belki de gördüğüm en gerçekçi kabuslardan birisine hapsoldum.

insan biraz sonra sevdiğinin yanında uyanabileceği ihtimali aklına gelince kabus gördüğüne nasıl da inanıyor. allah kahretsin ki bi yanım çok gür bir sesle bunların hepsi gerçek diyor. biraz uyumalıyım bunun da etkisi var sanırım gerçeğin ne olduğunu şaşırmamda.
jouissance jouissance
"i̇deal bir gerçeklikle ilgili hayallerimiz, hep yolun bir yerinde tanımlanamayacak kadar sığ/sefil bir şeylerle çarpışıverirler" (kieslowski)

"gerçekliğin" rastlantı karşısında un ufak oluşuna dair.. fazla büyütüyoruz bu gerçeklik algısını ve onu büyüttükçe karabasan halini alıyor, ruhumuzu daraltıp üzerimize çöküyor- bir rastlantı yeter oysa.
somal somal
herkeste bir tane olan şey. ve karşı çıkıldığında sizi rahatsız edecek uyutmayacak olan şey. yok saydığınızda ne oluyor lan bana demenize sebep olacak şey. hele ki unutursanız vay halinizee...
jouissance jouissance
"dünya bir zamanlar aşırılığa meyledip bir takım öte dünyalarla içli dışlı olmuşsa da günümüzde gerçeklik adlı sahile vurmuş gibidir."

"tanrının ortadan kaybolup gitmesi bizi gerçeklikle karşı karşıya bırakmıştır. peki ya gerçeklik de kaybolursa o zaman ne yapacağız?"
(baudrillard)

(gerçeklik kaybı illaki bir eksik türünde düşünülmemelidir; gerçeklik fazlası denen bir şey de bu duruma yol açabilir der baudrillard: düşün yerini alan gerçeklik, arzunun imkansızlaşması. lanetli pay.. çözüm? "şiddet".)
diablesse diablesse
şu an tanımı olmayandır benim için. bir sürü şey okudum gerçeklik adına. bazısı bilinçten bağımsız var olan diyor, bazısı bilinçle şekillenir diyor, bazısı yanılsama. hatta derrida ya göre yanılsama olduğunu unuttuğumuz yanılsamalar.
objektif olamayacağımız tek konuda objektif yorumlar yapmaya çalışıyoruz.

"if a tree falls in a forest and no one is around to hear it, does it make a sound?"

eğer bir ağaç etrafında hiç kimse yokken düşüyorsa, ses çıkarır mı?
felsefenin temel sorularından birini ele alalım. düşen bir şey var, ve sorulan ses çıkarıp çıkarılmadığı. aklıma ilk gelen soru gözlemcinin olmadığı bir yerde gerçeklikten ne kadar bahsedebiliriz? daha sonra sese takılıyorum. zaten gözlemci dediğimiz, bizler sesin varlığından haberdar değil miyiz? sonra hangi ağaç hangi yer derken, yer çekiminin de bizim kabul ettiğimiz bir gerçeklik olduğunu hatırlıyorum.
ve tam burda duruyor herşey. daha fazla düşünmemeli.

hayal etmek garip şey, bir şeyleri zihninde canlandırmak. istesem, algımı değiştirebilsem tamamen hayal dediğim o şey de yaşayabilirim aslında. gerçek dediğim, o oluverir birden, halüsinasyon deyip geçiştirebilirim de.
hiç olmamış, hiç gözlemlenmemiş bir şey nasıl gelip de canlanıyor o zihinde peki? belki de her şeyin bu evrende bir karşılığı vardır ve ben bir yerlerde gerçekten o çok istediğim, korktuğum şeyleri yapıyorum. gördüğüm rüyalar daha anlamlı şu anda.
kendi gerçekliğinden şüphe etti mi insan bunların hiç bir anlamı kalmıyor bir de, hay ağzına sıçim noluyor lan demeye varmadan aslında hiç zorunda olmadığın ama zorundaymışcasına yaşadığın gerçekliğe geri dönüyorsun.
neyse sonuç olarak ya onlar halka, ya da halka değil fil.
filler komik hayvanlar.
wundm wundm
insan zihnine ait olan gerçeklik kavramını araştıran bilimlerde gelinen son nokta, dilin ana bileşenini oluşturduğu bütünlükte tekil ve çoğul zihinlerin gerçeği ancak ortak bir ufukta algılayabildikleri hususunda mutabıktır. bu durumda, gerçeklik üzerinden yürütülen bir tartışma yoluyla çıkan her tür anlaşmazlık, bir nevi "ufuk" sorunudur. anlaşmazlığın giderilmesi halinde, ki bu sadece ortak bir gerçekliğin bulunmasıyla mümkündür, bu ufukların birleştiği, daha doğrusu kaynaştığı noktada bütün kutsal ve kutsal olmayan iletişim yöntemlerinin özü ve sebebi olan "gerçekliği" görürüz.

yorumlanan her önerme; kuşku, red ve kabul süzgecinde anlaşılmak üzere alıcısına ulaşır. dilin söyleyebildiği, zihnin algılayabildiği kadardır - yönteminizi belirleyin.
marjinal hokkabaz marjinal hokkabaz
hayal gücümüzün kalibresi kadardır... hayal edemezsek gerçeklik deriz adına. bu nedenden çok basittir algoritmaları:

"bizden değilsen yoksun" meselâ. trend format."gerçeklik bir illüzyondur dostlarım; ve dünya üzerinde hiç dost yoktur."
1 /