gerçeklik algısının kaybedilmesi

kiloko kiloko
legion un ikinci sezonu bitirmemle beraber gerçekliği sorgulamakla geçmişti günlerim.
şöyle kısa bir kesit bırakıp sizlerin de kafanızı karıştırayım



kuttamuwa kuttamuwa
belki şu durum da örnek verilebilir gerçeklik algısının kaybedilmesine:
dostoyevski'nin bir hayli ilginç kitabı " yer altından notlar" da yazar bir yerde aslında gerçekte , hiçbir şeye üzülüp sevinip kızmadığını tüm bu cart curtları - muhteşem bir çevirmen yorumu bence - gönlünü hoş tutmak için yaptığını, yazıyor ki bence müthiş bir yorum.

bazen kızmam gereken durumlar olduğunu düşünüp ben de bu yanılsamaya düşüyorum. kimi zaman da gururumun amansız çalkantılarına yenik düşüp " tamam lan ne bok yersen ye " deyip onun türlü kepazeliklerine şahitlik ediyorum. en anlamsız zaman ve yerlerde en olmadık konuşmaları mı yapmadım, tutup insanlara yalvarmadım mı of daha neler. vallaha içim bunaldı.

ama kepazeliktir dostlar, 19. yy aydınının vazgeçemediği hazdır.
le bebe le bebe
insan kendisini aynadan gördüğü zaman yüzündeki manasızlığı görünce bu yeni dünyanın içinde gökyüzünün altından ne kadar uzaklaştığını da hissediyor. duvarların arasında ve bir ekranın karşısında gerçek dünyanın ne olduğunu ararken buluyor kendisini. "yaşamak" eylemi kendi içinde anlamını yitiriyor; insan kendini kaybediyor, aldığı her nefesi, hayallerini ve tüm umutlarını tüketiyor. gerçeğin ne olduğunu unutuyor.

yeni dünyada inanmak zorunda olduğu çok şey var. yapmak zorunda olduğu, yaşaması için devamını getirmek zorunda olduğu onlarca eylem var. belki de, yaşadığını sanması için ona zorla yaptırılan; ancak körelen zihni yüzünden bunu göremeden geçip giden bir ömrü var. bu yeni kürede yaşamak için hayallerini satıyor, zamanını ve umutlarını bir çırpıda bir nefes için takas ediyor. birtakım tuhaflıkları görmesi ya da on beş milyon canı olması hiçbir şey ifade etmiyor. diğerleri nasıl isterse öyle yaşıyor. bu "diğerleri" de kendi içindeki diğer insanlar için var olmaya devam ediyor. bir zincir halinde bu zulüm başladığı yere geri dönüyor.
eski dünyadaki en masum duygu olan sevgi dahi yeni dünyada anlamını kaybediyor. o kadar derinlere inen bir inancın içinde hapsolunmuş ki, onlara göre kimi ve neyi neden sevdiğinin bir önemi yok. çünkü, anlık haz tüm hayata değer bir anlam kazanıyor.

bir yerden sonra karanlığın içinde kalmak yoruyor. fakat, yıllarca karanlığın içinde kalan ve duyarsızlaşan o gözler aydınlığın ilk saniyesinde hasar görüyor ve işlevini kaybediyor.
yeni dünyada sevgi kaybediyor; madde ve haz kazanıyor. hiçbir şey için mana aramak gerekmiyor, çünkü her şey sizin için paketlenmiş ve süslenmiş oluyor.
içinizdeki isyana dahi bir paha biçiliyor. yeni dünyanın göz yakıcı ihtişamı ve derin bir haz veren sahteliği gerçekliği yok ediyor. gerçeğin ne olduğu yeniden tanımlanıyor. hayat kayboluyor.
sevgili jane sevgili jane
bir hastamı değerlendirmeye alıp; kendi anlatımına göre fiziksel, psikolojik, kognitif vs hiçbir şey bulamayıp çıldırma suretiyle ilk giriş dosyasını buldurttum. adamın test sonuçlarına, anlatışına göre mükemmel üstü bir hayatı ve düzeni var.

kaza esnasında düşüp beyninin temporal lobundan darbe almış. yakınıyla da konuşunca hastanın anlattığı hiçbir şeyin gerçek olmadığı, testlerin vs yanlış aksine bardak bile kaldıramadığınu öğrendim. temporal lobun görevlerinden biri gerçeklik algısı. buradaki kanama bunu kaybetmesine sebep olmuş ve ona göre kazadan önceki yaşamına devam ediyor. hastaneyi otel, odayı ofis, bizi mimar vs sanarak kısa bi dönem geçirdik. neyse ki toparladı sonuç güzeldi ^^
clitor eastwood clitor eastwood
gerçeklik ne zaman, nerde, kim tarafından bulunmuş ki kaybedilsin..
beş dakika önce olan olayı kafasında kırk ayrı senaryoyla tekrar canlandırıp, hepsini farklı yollara dehleyen bir varlık insan.
olan, olmakta olan, olagelen ve olabilen her zaman rölâtiftir.

sürüngen beynin en küçük dalgalanmada ortaya çıkıp kükrediği bir yerde gerçeklik yoktur. bu illüzyonun kökeni doğduğunuz anda aldığınız ilk kokudan lise çıkışında gömdüğünüz kokorüçe kadar tüm gelişim sürecinin birer sonucu ve etkisidir.
hiçbirimiz, diğer hiçbirimizin gerçeklik algısını deneyimleyemez.
ortada akan yaşam ise sadece bir setten ibarettir.

yani kaşık aslında yok, varsa da kaşık değil.
müthiş sol ayak müthiş sol ayak
sabahları rüyadan uyanırken yaşanan hede.

"arabam yok! arabamı çalmışlar! çantam falan da içindeydi!" diye kalktım.
iki saniye sonra evde olduğumu anladım ve arabam olmadığını hatırladım. swh