gezi parkı direnişi

49 /
tarık sezer ve orkestrası tarık sezer ve orkestrası
islamcı diktanın kabusu olmaya devam ediyormuş ahahahhahah. şimdiki diktanın binde biri vardı o zaman. sokağa çıktınız,protesto ettiniz noldu, ne geçti elinize, hiçbir şey. adam daha da güçlenerek çıktı.o gün yaptıklarının daha beterini yaptı ve yapıyor şu anda ve siz hiçbir şey yapamadınız yapamıyorsunuz şu anda da. şimdi durum daha kötü,hadi şimdi çıkın sokağa noluyor bakim. hahahaah zorla itaat edeceksiniz veya siktir olup gideceksiniz.

sizi şöyle alalım:

(bkz:türkiye den siktir olup gitmek )
beyond doubt beyond doubt
çapulcu kelimesinin ingilizceye girmesine neden olan direniş.
chapuller - dönemin başbakanı tarafından protestoculara verilen sim.
chapulling
1. gözüne biber gazı sıkılırken sıkana müdahale etmeden ayakta durmak.
2. meydanları ve boğaz köprüsünü dolduracak sayılara ulaşarak haksızlık karşısında hakkını aramak.
3. barışçıl protesto ile hakkını aramak ve insan yerine konulmayı talep etmek ve bu taleplerini sokaklara çıkarak dile getirmek.
4. evden dışarı çıkmadan pencereden balkondan tencere ve tavaları birbirine vurmak şeklinde barışçıl protestoya destek vermek.
5. herhangi bir siyasi partiye, ideolojiye bağlı olmaksızın etrafa zarar vermeden barışçıl bir şekilde hakkını aramak.

daha fazlası için buyrun burdan;

medium.com
azwepsa azwepsa
bu olayın türkiye tarihi açısından çok müstesna bir yeri var. türkiye'de belki ilk kez orta sınıfın gençleri kafalarını kaldırdılar. "ööööffff yeter be!" dediler. bunu derken de içlerindeki tüm çeşitlilik ile herkese açık kolları ile dediler. polis şiddetine karşı direndiler ve polisin zalimliği karşısında pek çok taraftan insanları birleştirebildiler. kısa bir süre içinde taksim'de, istiklal'de, gezi'de varoşlar ile zengin semtlerin çocukları omuz omuza durdu. farklı siyasi görüşlerden insanlar dostça aynı meydanı doldurdu. hayatta bir araya gelmeyecek kitleler yan yana duruyordu. müstesna olan yanı da budur.

elbette hükumet bu durumdan hiç hoşlanmadı. en başta kendi tabanını toparlamak için çalışmalara, mitinglere başladı. gerilimi tırmandırdı. bugün fetö denilerek yüz çevirilen eski suç ortağı devreye girdi. camide içki içme yalanı, kabataş'taki blue oyster club kaçkınları falan... tayyip erdoğan o günlerde, kendi tabanından bu direnişe sempatiyi kesmek için ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı söylemleri bugünü belirleyen dönüm noktalarından birini oluşturdu.

bu bir araya gelmeden, farklıların birbirine düşman değil de dost olmasından, o meydanda yükselen nezaket ve diyalogdan elbette tek rahatsız olan tayyip değildi. nitekim bir hafta içinde direnişin karakteri değişti. çok renklilik yavaş yavaş silindi. kendilerinden başka herkesi reddeden kişilere göre gezi cennet gibi olmaya devam etti. ama meydandan çekilenleri, gidenleri görmediler. orada yeşeren tüm anlayış ve nezaketi, tüm diyaloğu kendi propaganda aracı olarak kullanmaya kalkanlar elbette ki tayyip'in istediği malzemeleri vermekten de geri durmadılar.

dönüp baktığınız zaman kutuplaştırıcı söylemlerin tayyip'ten başladığı gibi karşı tarafta da güçlü bir karşılığı oldu. bu karşılık da hiçbir zaman sadece tepkisel olmadı. tüm bu "ilk üç gün ben de destek verdim" geyiğinin özü buradan geliyor. kutuplaşmadan nemalananlar kutuplaşmaya yanaşmayanları da itiyorlar.
49 /