girl interrupted

1 /
chaghdash chaghdash
düşük temposuyla, insanı filmin etrafında döndüğü bunalımdaki kızdan farksız hale getiren filmdir.

filmde verilen deli örnekleri ve delilik enstantaneleri binlerce defa işlenmiş olduğundan filmin sıkıcılığına sıkıcılık katmaktadır.
soulforged soulforged
winona ryder ve filmde oynadığı susanna kaysenın sorunlu benlikleri, manevi çalkantıları vs. neredeyse birebir örtüşmektedir. zaten bu yüzden winona projeyi sahiplenmiş, prodüksiyondan castinge, sinematografiden senaryoya her kısmına az da olsa el atmış, kaliteli bir yapım ortaya çıkması için yüklüce bir meblayı gözden çıkarmıştır.
jellicle jellicle
izlerken sıkılmasanız da, film bittiğinde aklınızda kalan bir sahne olmadığını fark edersiniz. durup durup, hiç beklemediğiniz bir anda sizi sarsmaz bu film. filmi izlemek için sevdiğiniz sanatçıları bahane gösteriyorsanız; winona ryder bekleneni verememiştir benim açımdan. halbuki o role uymak için her türlü fiziksel ve ruhsal özelliğe sahip bir kadın. angelina jolie'nin oyunculuğu mu yoksa insanı hipnotize eden gözleri mi alıp götürür insanı bilinmez ama ruhsal durum ve şekil uygunluğu açısından başarılıdır lisa karakteri.
öte yandan filmde guguk kuşu'ndanki hastane ortamından farklı bir atmosfer yaratılması; insanın akıl hastası olasını getiriyor.
eklemeden geçmeyelim; filmin en güzel olayı, 60'ların parçaları ile bezenmiş film müzikleridir herhalde.
coban coban
zihnin karmaşık labirentlerinde gidip gelicez derken kendimizi filmin sonuna doğru ya bu angelinayla winona yiyişir mi acaba derken bulduk. sıkıcı yani.
wykka wykka
kanaatimce sırf winona ryder hatrına bile izlenebilir. ha filmi henüz izleyememiş biri olarak bunu söylemek ne kadar mantıklı bilemiyorum ama bi şekilde gönül bağı geliştirdim filmle. bekle bekle, afişler gelsin, trailer etrafta dolansın, sonra ne olsun, film güzel yurdumuzda gösterime girmesin. peki. dvd, divx şeysi gelişsin, wykka almak istesin, her seferinde bi arıza çıksın. ona da peki. en son edinsin bi tane. "gece izlerim" diye saklasın, hangi gece? bu gece. umarım bu sefer de bi problem çıkmaz. o değil, bekleye bekleye beklentim yükseldi, sevmeyivericem, o olcak*
laberinto laberinto
sezar ın hakkı sezar a, angelina jolie hayatının oyunculuğunu çıkarmış ve oskarı da sonuna kadar hak ettiğini göstermiş. başrolde olsaydı da hiç şüphesiz en iyi kadın oyuncu oskarını alırdı; zira 2000 senesinde en iyi kadın oyuncu oskarını alan hilary swank'le aynı düzeyde dengesiz rollere bürünmüşlerdi. winona ryder'ın rolü ağır ve gerçekten o karakteri benimseyecek bir oyuncuya ihtiyaç duymuş. az da olsa güzel oynamış ama böyle bir filmden oskara aday olmamasının tek nedeni birazdan şarkı söylecek gibi klip havasında oynamasıdır. yani her filminde olduğu gibi yönetmeni, kamerayı hissediyor izleyici. kara gözü, kara kaşı, o güzelim kısacık saçları, maskülen havası tam oturmmuşsa da bir şeyleri eksik bıraktığı belli. belki de angelina jolie fazla baskındı, bu da var. her filminde olduğu gibi baskın taraf olması hiç şaşırtmadı, sürekli çevresini etkisi altına alan karakterleri oynadı, changeling'de bile bağımsız kadın rolüne bürünmesi bile tesadüf değil, kadını bunun için seçiyorlar. brittany murphy, kendini konuya öyle kaptırmış, öyle içten oynamış ki ufak da olsa bir ödül vermeleri yüreğime su serpti. zaten bu filmden sonra da baba filmlerde boy göstermeye başlamış. oyuncu kısmını bitirmeden önce mad men'in çirkin ve süper oyuncusu elisabeth moss nam-ı diğer peggy olson yine ne kadar kompleksiz bir oyuncu olduğunu bu filmde göstermiş. yüzünün yarısı yanan kaçık bir kızı canlandırıyor, izleyenler tekrar döndüğünde anlayacak.

akıl hastanesi fonlu bir senaryonun 60'lı yılları konu edinmesi hiç de şaşırtıcı değil açıkçası. değişimin patlak verdiği gençler, evler, kadınlar ve ne yapmak istediğine bir türlü karar veremediği için deli damgası yiyenler. şimdi türkiye'de bile var. sen hele oku da 4 senelik adam gibi bir okul, müziğini, şiirini sonra icra edersin. bu film de böyle bir noktada başlıyor ve insanı çileden çıkartıyor, film değil de, anlaşılamamayı anlamak. mesela susanna takside akıl hastanesine giderken taksiciyle şöyle bir diyalog içine giriyor.

spoiler

- normal görünüyorsun.
+mutsuzum.
-herkes mutsuz olabilir.
+hayaller görüyorum.
-halusinasyon gibi mi?
+öyle denebilir.
-bu yüzden john lennon'u tıkmalılar, öyle mi?
+ben john lennon değilim.

spoiler

film, diyaloglar açısından da çok başarılı ve keyif verici nitelikte. hoşuma giden bir diğer diyalog da şudur ki bence zeki bir diyalog olduğu şüphe götürmez. susanna ve georgina arasında geçiyor.

spoiler

-şu kız, polly. yüzü nasıl öyle olmuş?
+on yaşındayken kızarıklık yaptığı için, annesi köpeğinden ayrılması gerektiğini söylemiş. polly de gidip babasının benzin bidonunu bulmuş ve vücudunda kızarıklık olan yerlere dökmüş. sonra da kibriti çakmış.
-aman tanrım. ya sen? niçin buradasın?
+psödoloji fantastika.
-o ne demek?
+hastalık derecesinde yalancıyım.

spoiler
1 /