gönül yarası

1 /
glossator



beni bu içten,sıcak kürtçe türkü ile tanıştırmıştı.filme,oyunculuklara methiyeler düzmemek neredeyse imkansız.fazla söze lüzum yok yavuz turgul ismi yeterlidir.
marseille
hani bazı şarkılar vardır, sizi yorumladığını falan düşünürsünüz. "tam benlik yeaa" tadında değil, es verilen anlarda bile nefes alamadığınız şarkılardan bahsediyorum. ben bu şarkıyı her dinlediğimde yumruk yumruk olur boğazım. bildiğin yutkunamam bir süre, bir kadını çok sevip kaybetmek için her şeyi yapmış bir eşek düşünün. ya da düşünmeyin, ben o eşeği öldürdüm. ama giden gitti, elde değil. yüreği hoş, hayatı da gözleri kadar güzel olsun başka da bir şey istemem...

"ben allah bilmezdim dergâhım oldun
nasıl cehennemsin yanmaya geldim"
compasino
izlendikten sonra üstüne amerikan filmlerinin izlenemeyeceği bir film. yavan kalır hey dostum senin derdin ne diyenleri izlemek.
ninca
"acılar çekiyoruz. acılar nefretleri, nefretler yıkımları getiriyor. hayatlar tel tel dağılıyor, paramparça oluyor ama kimi zaman yaşanan bir felaket büyük bir mutluluğun kaynağı olabiliyor. bir çocuğun ağzında dökülen kırık dökük sözcükler mucizeye dönüşebiliyor; yaşanan onca mağlubiyete rağmen..."

ve taksi galata köprüsü boyunca gider.
anosias
son dönemde yapılmış en güzel türk filmlerinden biri. başrollerinde idealist bir öğretmen, şartlar yüzünden kocasından boşanmış ve kızıyla hayat mücadelesi veren bir pavyon kadını ile bu kadına psikopatça aşık bir güneydoğu erkeği var. filmin en iyi oyuncusu da şener şenin zaten beklenen iyi oyunculuğunu saymazsak timuçin esene ait. hatta bu psikopat karakterden o kadar çok etkilenmiş ki, cem yılmaza hangi rolü oynamak isterdiniz dendiğinde verdiği cevap da gönül yarasındaki halil oluyor. meltem cumbulun oyunculuğu ise vasat. hala köylü kızı imajından kurtulamamış. özellikle heyecanlığındaki tepkileri yılan hikayesindekilerin o kadar aynısı ki, bir yerden memoli çıkacak, "e be köylü kızı" diye bağıracak diye bekliyor insan ister istemez. ama bunu yanı sıra meltem cumbulun sesinin ne kadar güzel olduğunu birçok sahnede tekrar görüyoruz.

film boyunca bazı şeyler çok fazla dikkat çekiyor. idealist öğretmenimiz şener şen doğuda damı akıtan okuldan emekli olup istanbula gelince, hemen ikinci bahardaki mekanına geri dönüyor. insan diyor ki burası haydarpaşa garını geçti. istanbula gelen direk samatyaya mı geliyor. ama sonradan öğreniyoruz ki, burası nazım öğretmenin eski mahalleseymiş. zaman geçince bir de ne görelim ali haydarın kızı devin özgün çınar gene şener şenin kızı. insanın içinden keşke meltem cumbulun kızını da ali haydarın küçük kızı oynasa fikirleri geçiyor ki, birden o kızın artık yaşının filme uygun olmadığını hatırlıyoruz.

şener şen filmin başında istanbula yola çıktığında, her şeyi anadoluda yaşadığını aşk, insanlık, sevgi adına bilmediği hiçbir şey kalmadığını söylüyor ama sonuna da ekliyor insan son ana kadar bir şeyler öğrenebiliyormuş diye ve işte orada nazım öğretmenin gerçek hikayesi başlıyor. aslında film de birçok hikayeden oluşuyor. idealist öğretmen nazımın, kızı piraye ve oğlu memetle olan ilişkileri, bir babanın* kızına olan özlemi ve karısına duyduğu psikopatça aşk, namusunu korumaya çalışan bir pavyon kadının* kızına beslediği sonsuz sevgi ve için yakmaya başlayan yeni bir "gönül yarası".
film genel olarak bakıldığında son derece başarılıyken, detaya indiğinizde birçok sahnede gözünüze gelen mikrofon gibi küçük küçük birçok hata selamlıyor insanı.

filmin en güzel ve dokunaklı anlarının çoğu da sanırım piraye ve nazım arasında geçenler. bir baba kız ilişkisinin nasıl aşkın önüne geçebildiğini izliyoruz yazılmış güzel diyaloglarla.
"sence benim adım neden nazım? senin adın piraye, abininki memet?
hepimiz hayallerimizin kurbanıyız"
hayallerinisatanadam
bugün televizyonda rastlayıp, bir daha izlediğim ve bir daha içlendiğim harika bir türk filmi. bu filmi izledikten sonra ''doğru düzgün bi tane bile filmimiz bile yok'' diyen bi adama rastlamayayım.

hepimiz hayallerimizin kurbanıyız.
evi ekosistemde yıkılmış sümüklü böcek
o "goñül" (nazal n'yle söylenecek) deyişi var neşet ertaş'ın:


hasret düştü göñlüme
göñülden yaralıyım
tabipler derman vermez
bir bahtı karalıyım

göñül bilenim nerde
göñül alanım nerde
bu devasız derdime
derman olanım nerde

göñül derdi yar derdi
hasret yaman zor derdi
onu çekmeyen bilmez
çekenlere sor derdi

garib'im göñül arar
göñül bileni sorar
bu göñül yarasını
göünülü bilen sarar


eleanor
yavuz turgul a ait bi şaheser daha diyebileceğim film..film güzeldir anlatımı şiirseldir oyunculuklar da gayet başarılı sadece meltem cumbul biraz aksamış gibi geldi ve timuçin esen kesinlikle çok çok iyi, şener şen zaten hiçbişey denemez ona bildiğiniz şener şen.filmden çıkınca boğazınızda bi yumru oluşuyor sanki bi 5 dakka konuşamıyosunuz gözleriniz dolu dolu boğazda bi yumru işte..neyse izleyin bu filmi pişman olmazsınız..
moonlight
ne filmdir yahu, kaç kere izledim, cdsini edindim ara ara açar izlerim, gene de tv de denk gelsin asla boş geçmem gene izlerim.

filmde kaçırılan bi replik vardır aslında, şener şenden gelmiştir.

dünyayı otogardan alıp istanbula getirecekken halinin dünyayı dövdüğünü öğrenmesi üzerine şöyle demiştir dünyasına:

-aşkın kaç yüzü var...


gerçekten de öyle, aşkın kaç yüzü var acaba???
1 /