guilty pleasure

nickimouse nickimouse
kişinin en ilkel, en yontulmamış benliğini ortaya çıkaran zevkimsi. utandıran beğeni. karşı cins seçimine uyarladığında kendinden nefret etmene -daha da önemlisi- seksten soğumana sebep olan kavram.

gecenin bir yarısı, fonda “bütün kızlar toplandık” şarkısı, içimizdeki kıro seven kadınlar uyandı. meğersem biz göğüs kıllarına, ağza iki numara büyük gelen porselen dişlere, kravatla aynı renk ipek mendillere, siyah pantolon altına giyilen kahverengi mokasenlere bayılırmışız. dimağımızdan sizzet yıldızhan mı çıkmadı, davut güllüoğlu mu, ibrahim kerkal mı, nihat boğan mı? hani mürekkep yalamış, eli ekmek tutan şehirli kadınlardık biz? cilaymış hepsi cila…
bir cuma gecesi geyiği beni mahvetti. tam havaya girmişken guilty’m geliyor aklıma duraklıyorum, bey de kıllanıyor artık ‘bu ay biraz uzun sürmedi mi’ diye sızlanıyor, galiba bir psikaytra görünmem gerekiyor...
bkz age bkz age
çok eski dostlara dönüp, işime aşklan sarılıp, kendimi yayınevlerinin en ciddi köşelerinde, en sıkıcı festival filmlerinde zemzem suyuyla yıkayıp kurtulduğum günahlar.
sen balik degilsin ki sen balik degilsin ki
sevmekten utanıp tek başımıza kalınca gizli gizli yaptığımız şeylerin tanımı.

bir şeylere isim koymaktan, bir sınıflandırma yapmaktan inanılmaz zevk alıyorum. yıllardır yaşayıp tam olarak ifade edemediğim şeylerin bir adı olduğunu öğrenince o kadar mutlu oluyorum ki, bu da bunlardan işte. sağda solda yok şöyle indieciyim, yok alternatif müziğe böyle bayılıyorum diye dolanıp ders çalışırken kendimi irem derici dinliyorken bulmamın bir açıklaması varmış yani. huh nasıl rahatladım.
birfincancay birfincancay
merhaba. linkin park dinliyorum. televizyon izliyorum. 4 sezon survivor izledim. how i met your mother da izledim. türkçe pop yabancı pop cem-i cümlesine aşinayım. çukur izlemişliğim var. rihanna'nın şarkılarına eşlik etmişliğim var. şebnem ferah fanı olmuşluğum var. şeyma subaşı'nı biliyorum. kerimcan durmaz'ı da biliyorum. müge anlı'yı annem veya konu komşu yüzünden değil kendi irademle izliyorum. hatta konusu gelmişken, müge anlı'nın, türkiye'de saygı duyulması gereken az sayıda insandan biri olduğunu düşünüyorum. sözlük dedikodusu yaparım. daha çok bilgi içerikli girileri değil; geyik goy goy içeren girileri beğenirim. az önce kendi kendime serdar ortaç'ın bir şarkısını söyledim. yine olsun yine söylerim.

hiçbiriyle ilgili zerre suçluluk duygusu hissetmiyorum. i̇çimden gelen hiçbir tercihin, beni "aptal, mal, kapasitesiz, cahil, eksik" yapacağını düşünmüyorum. allah'a şükür karakterim o kadar kum zemin üzerine değil.

tabii tam tersi de aynen geçerli. bir kısmınızın gözüme soka soka sergilediği mainstream "entel" tercihler, mallığınızı gizleyemiyor maalesef. "david lynch hayatımın yönetmeni yaaa" deyince analizden, yaratıcılıktan, özgünlükten uzak kafalarınız birden aydınlığa kavuşmuyor. sıra dışı olmaya çalıştıkça daha da sıradanlaşıyorsunuz. "toplumun mal kesimi, sibel can dinliyor bunlar!" diyerek eleştirdiğiniz gruba daha da yaklaşıyorsunuz. bunları söylemek istedim.

buyrun şu anda dinlediğim şarkıyı paylaşayım hatta sizinle:




mutluyum, huzurluyum. size de diliyorum aynını. şu guilty pleasure denen illetten uzak durun.
2
siz beni nereden tanımıyorsunuz siz beni nereden tanımıyorsunuz



bugün tempra'sıyla tozu dumana katan bir şehir insanı bu şarkıyla son ses yanımızdan geçti. tam nakarat kısmıyla bağladı bizi, mest olduk. google sağ olsun şarkıyı üç saniyede bulduk. arkadaşlarla dinledik, hoşluğun ötesinde hissettik. eve geldim ve dedenin dedesinin yeddi ceddini diyerek 9 metrekarelik salonumda volta attım. en afili guilty pleasure'ım artık bu. teşekkürler tempra'sıyla tozu dumana katan şehir insanı.