gülay göktürk

1 /
adrian adrian
tsk hakkında yazdığı dikkate değer yazısı için;
(bkz: toplumun ordu algısı bilmiyorum daha ne kadar iyi niyetli çağrılar yapacağız genelkurmay'a "içinizdeki çürükleri temizleyin" diye... daha ne kadar "i̇şte bak, derhal so... bugun )

bu link de diğerleri gibi iki gün sonra boşalabilir, bu yüzden yazıyı direk alayım istedim.
-
bilmiyorum daha ne kadar kendimizi "çürük elmalar" diye avutmaya çalışacağız. bilmiyorum daha ne kadar iyi niyetli çağrılar yapacağız genelkurmay'a "içinizdeki çürükleri temizleyin" diye... daha ne kadar "i̇şte bak, derhal soruşturma açtılar, demek ki üstüne gidiyorlar" diye umutlanacağız ve sonra yeni bir andıçla birlikte yeni bir hayal kırıklığı yaşayacağız...
taraf'taki haberi dün okumuşsunuzdur umarım. çünkü artık haberi tekrarlama imkanımız yok; yasak geldi. o yüzden sadece yorum yapabiliyoruz.

aslında konunun yorum yapmaya ihtiyacı da yok ya; her şey o kadar apaçık ortada ve durum o kadar vahim ki...

ergenekon soruşturmasının başından bu yana ortaya çıkan her belgeden sonra "artık ordu yönetimi akıllanmıştır; kendi içindeki darbeci-komplocu mihrakları temizleyecektir" diye umuyorduk. bu soruşturmanın ilerlemesinde asker-siyasetçi mutabakatının sağlandığını sanıyorduk. evet, anlaşılıyordu ki, ordu yönetimi soruşturmanın muvazzaf subaylara doğru derinleşmesini istemiyor; emekli subaylarla sınırlı kalmasını arzu ediyordu. ama bunu sağlamaya çalışırken de zımni bir söz veriyordu hepimize... "söz, suça karışan muvazzafları ben kendim temizleyeceğim, bundan sonra da böyle şeyler olmasına izin vermeyeceğim."

bu konuda söze dökülmeyen bir mutabakat vardı; ya da biz öyle sanıyorduk...

ama önceki sabah kalktık ve bir de baktık ki, ergenekon soruşturmasının başından bu yana ordu içinden çıkan gizli belgelerin en korkunçlarından biriyle karşı karşıyayız.

eğer belge sahteyse, sorumlular elbette bedelini öderler.

ama gerçekse korkunç bir gerçekle karşı karşıyayız:

genelkurmay'ın beyni sayılabilecek bir birim olan harekat başkanlığı'nda, hem de bundan sadece iki ay önce hazırlanan bir eylem planında türkiye ordusunun kendi halkına karşı savaşan bir ordu haline getirilmesinin planı yapılmış. meşru hükümeti yıkmak için harekete geçilmesi, halka karşı komplolar kurulması, etnik sorunların tahrik edilmesi, bazı komşu ülkelerle aramızın açılması, suçsuz insanlara karşı provokasyonlar düzenlenmesi, iftiralar atılması düşünülmüş ve bütün bu korkunç suçlar, altında bir kıdemli albayın imzasıyla resmi bir rapor haline getirilmiş.

böyle bir eylem planı ordu içine sızmış birkaç kişinin işi olabilir mi?

böyle bir plan emir-komuta zinciri dışında, birkaç subayın kafasına esip de hazırladığı bir plan olabilir mi?

gelinen bu noktada, ordu yönetiminin yukarıda sorulan soruların bütün toplumun kafasında olan sorular olduğunu anlamasında fayda var. ortaya çıkan bu suç planının "münferit bir olay", faillerinin de ordu içine sızmış birkaç suçlu olduğuna inanmanın çok zor olduğu bir noktadayız.

bütün bu planlar, ordu içinde köklü biçimde yerleşmiş ve kurumsallaşmış olan bir zihniyetin ürünüdür. bu zihniyet, kendisini türkiye'nin asıl iktidar sahibi olarak görmeye devam etmekte ve iktidarının sarsıldığını hissettiği anda son derece gözü kara bir biçimde böyle planlar yapmakta tereddüt etmemektedir.

yaşadığımız bu acı tecrübe siyasi iktidarlara da askeri vesayet rejimiyle uzlaşmanın mümkün olmadığını göstermiştir umarız. siz uzlaştığınızı sanırsınız, sonra bir bakarsınız ki arkanızdan kuyunuz kazılmış. bu korkunç andıç geleneğinin son bulması için askeri vesayet rejiminin yıkılmasından, vesayet rejiminin bütün kalıntılarının hem zihinlerden hem de kurumlardan temizlenmesinden başka çare yoktur.

açık konuşalım; son birkaç yılda yaşanan acı tecrübeler, halkımızda "gözbebeğim" dediği ordusu hakkında derin bir hayal kırıklığı yaratmıştır. halkın ordu algısı değişmektedir. ve belki de en kötüsü, bu algı değişimi, ordunun asli görevini iyi yapmasını da engelleyecek boyutlara gelebilir.

hiçbir anne baba oğullarını, baş meselesi halka karşı komplolar kurmak haline gelmiş bir orduda savaşmaya göndermek istemez.

acaba genelkurmay bu kritik eşiğin ayırdında mı?
aygız aygız
"yalancıya yalancı, yiyiciye yiyici, beceriksize beceriksiz, despota despot diyebildiğimiz ve hesabını sorabildiğimiz gün, yalancılık da, yiyicilik de, beceriksizlikler de, despotluk da azalmış olacak. ve bu ülkenin vatandaşlarıyla devletin kurumları arasında var olan yalanlarla zehirlenmiş, güvene değil korkuya dayalı sakat ilişki de ancak o zaman sağlıklı bir zemine oturacak."

- 11 nisan 2010, "yalanlarla yaşamak istemiyorsak" başlıklı yazısı

yalanlarla yaşamak istemiyorsak bu ülkede "yalancı" demenin serbest olduğu kişi ve kurumlar vardır; yasak olduğu kişi ve kurumlar... mesela politikacılar... onlar bu toplumun "şam... bugun
gılgamış gılgamış
bugün ne yazdığına baktığımızda cemaatleri sivil toplum örgütü olarak gören bildik tezini tekrarladığını ve "ne olmuş cemaat devleti ele geçiriyorsa canım" herzesi yumurtladığını görüyoruz.
dude dude
zamanında çocuk pornosu konusunda "madem müşterisi var çocukların kullanımını engellemek için bari anime şeklinde dağıtımı serbest olsun" minvalinde açıklamaları olan şahsiyet.

orada seyreden doyuma mı ulaşır yoksa o gaz çocuk peşine mi düşer düşünmekten aciz yaşam formu.
dude dude
anime çocuk pornosunu açıktan savunan yazar:

-----alıntı-----

ben, arzunun bu lanetlenişini haklı bulmuyorum. yani, insanların çocuklara zarar vermedikleri sürece "sübyancı olma hakkı"nı savunuyorum.

ama öte yandan, pornografinin konusu olan çocuklar, bu işi kendi iradeleriyle, kendi kararlarıyla yapmadıklarından ve zaten o yaşta böyle bir şey mümkün olmadığından, ayrıca bu çekimler onları fiziksel ve psikolojik olarak örseleyebileceğinden, çocukların porno filmlerde oynatılması kabul edilebilir bir şey değil.

işin bu yanına bakınca da, çocuk pornosu içeren filmleri ahlak dışı buluyorum.

ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için şöyle farazi bir örnek vereyim: diyelim ki, çocuk pornografisi çekenler, o filmlerde gerçek çocukların yerine bilgisayarda yaratılmış sanal çocuklar kullansalardı, yani filmin kahramanı animasyonla yaratılmış olsaydı, benim hiçbir itirazım kalmazdı. böylece hem sübyancı erkeklerin özgürlüğü kısıtlanmamış, hem de hiçbir çocuk örselenmemiş ya da ileride belki de utanacağı, istemeyeceği, kendi ahlakına uygun bulmayacağı bir rolde oynamamış olurdu.


-----alıntı-----

edit: bilimadamlarının bir tepkisini de ekleyelim:

gülay göktürk'e bilim adamı tepkisi


iü psikoloji bölümü öğretim üyeleri, sabah gazetesi yazarı gülay göktürk'ü 'çocuk pornosu' başlıklı yazısında 'bilgi eksikliği ve muhakeme hatası yapmakla' suçladı...

sabah gazetesi yazarı gülay göktürk'ün 'çocuk pornosu' başlıklı yazısı, istanbul üniversitesi (iü) edebiyat fakültesi psikoloji bölümünün tepkisine neden oldu.

iü edebiyat fakültesi psikoloji bölüm başkanı prof. dr. ismail alev arık, öğretim üyeleri adına yaptığı yazılı açıklamada, gülay göktürk'ün 9 ocak'ta sabah gazetesinde yayımlanan yazısında belirttiği, "sübyancılık bir duygu, belki de bir fikirdir, ama cinsel taciz bir eylemdir." düşüncesine katılmanın mümkün olmadığını söyledi.

göktürk'ün yazısının bilgi eksikliği ve muhakeme hataları taşıdığını ileri süren prof. dr. arık, "insanı anlamak için duygu, düşünce ve eylemleri ile bir bütün olarak ele almak gerekir. bu bağlamda iddia edildiği şekilde, duygu-düşüncenin eyleme dönüşmeyeceğini varsaymak hem mümkün, hem de gerçekçi değildir." dedi.

prof. dr. arık, gülay göktürk'ün 'cinsel objenin çocuk olduğu pornografik yayınları yasaklamanın, sübyancılık eğilimini azaltmadığı, aksine arttırdığı' iddiasının hangi kanıtlara dayandığını sormanın kaçınılmaz olduğunu belirtti. arık, "yapılmış olan çalışmalar göstermektedir ki cinsel içerikli malzeme, sosyal ve psikolojik açıdan yatkınlık gösterenlerde cinsel uyarılmayı ve buna bağlı olarak da cinsel faaliyeti artırmakta, cinsel obje seçimini etkileyebilmektedir. hatta yatkınlığı olmayan kişilerde bu fikri kabul edilebilir kılma riskini de taşımaktadır." görüşünü dile getirdi.

prof. dr. arık, cinsel tercihlerin bireysel özgürlük alanına girmesine karşın, insanlara zarar verdiği noktada bu özgürlükten söz edilemeyeceğini vurgulayarak, "kendi seçimi olmadan, bir yetişkinin denetiminde olarak bir çocuğun cinsel edim ya da fantaziler için kullanılması hastalıklı bir tercihi gösterir. bu, ister gerçek olsun, ister sanal, istismarın hüküm sürdüğü bir alandır." dedi.


http://www.istanbul.edu.tr/iletim/74/haberler/u4.htm

edit: i̇ki giri arasında hala göktürk'ü savunan bir giri vardı ama gidince iki tanesi üst üste kalmış.
belirsiz belirsiz
"açları doyurmak ne devletin ne de siyasetin görevidir." peki çoğunluğun insan gibi yaşayamaması pahasına küçük bir kesimin palazlanmasını yargı ile, polis ile güvence altına almak neden devletin görevidir? ihsan istemeyenlere de gölge etme deme hakkı vermiyor devlet, o ne olacak?

"unutmayalım ki eşit olmayan gelişme, kapitalizmin içinde taa başından beri vardır. gelir dağılımı tablolarındaki eşitsizlik de öyle. eğer bu ahlak dışı ise insanlık yüzlerce yıldır ahlaksız bir düzen içinde yaşıyor demektir." ha şunu bileydin. bir anlayışın yaygın biçimde kabul görmesi ahlaksızlık olmadığının ispatı mıdır? bu toplumun çoğunluğu için evlilik dışı seks erkek için mübah iken kadın için kaşarlık, motorluk, kaltaklık, orospuluk... belirtisi. (doya doya sayalım, 300 kelime ile konuşuyoruz ama "kadın kevaşeliği" söz konusu ise kelime türetmekte üstümüze yok.) demek ayırımcılık, cinsiyetçilik, ötekileştirme, yani ahlaksızlık bizde su götürmez biçimde gelenek haline gelmiş. örnekleri en faşistimiz bile çoğaltabilir.

"... o zaman, kapitalist kârı hırsızlık olarak gören arkaik düşünceye geri dönmüş oluruz." liberal müslümanlar, kendilerine bu izmin giydirdiği şık, modern elbiseyi çıkarıp çıplak kalmaya niyetli olmayanlar, bu dünyevileştirme operasyonuna ses etmeyecek mi? muhafazakarlardan da ümitliyim ben. örtünmek gibi mezheplerin, müslümanların ne gerekliliği ne şekli konusunda ortak bir noktada buluşamadığı teferruata, biçimle ilgili bir emre arkaik denseydi ayaklanmayacak mıydınız? ihtiyaç fazlası mülkü sahiplenmek, stoklamak hırsızlık değil midir, mülk allah'ın değil midir? israf etmek haram değil midir? kâr için tüketmek ve üretmek haram değil midir? "bir hırka, bir lokma" vardı, ne oldu ona? islam dininin en temel ilkelerinden birine arkaik deniyor, cuma namazı sonrası sokaklara dökülmek icap etmiyor mu?

"ekonominin içine ahlakı zorla tepiştirmeye kalktınız mı, ortaya çıkan şey zora dayandığı için açıkça ahlak dışı olan komuta ekonomisidir." gülay göktürk boşa telaş ediyor. ahlakı tam da zora dayanarak, göte soka soka öğrettik ve ona yakın uzuvlarda öyle bir sabitledik ki, çıkartıp olması gereken yere sokmamız şimdilik mümkün görünmüyor.
eksiksizuyum eksiksizuyum
"düşünüyorum da, "devletlerin egemenlik hakkına saygı" ve "ülkelerin iç işlerine karışmama" gibi eski ilkelerin geçerli olduğu dünya, bugüne göre daha güvenli bir dünyaydı galiba..." diye başlayan bir yazı yazmış. dünyada öyle bir dönem var mıydı be? hani ülke içerden karıştığı an fitne fesatla daha da karıştırıp yürüyen yabancı ülke orduları hiç olmadı yani. veya attila, "egemenlik haklarına saygılıyız" deyip romalıların üstüne gitmekten vazgeçti, öyle mi? 400 yıl evvel ingiltere sakin sakin oturdu, hiç sağa sola dalmadı, he mi? teyze hangi dünyada yaşıyorsa güzelmiş, bizi de götürsün.
eleanor eleanor
bir yazı yazmış bugünde, büyük dönüşüm ve usalık dönemi başlıkta. büyük dönüşümü -bu her ne ise artık- akepeden bekliyor, 1.tayyip handa ustalık dönemini yaşayacak tabii, 3.kezdir iktaidarda ya hani sultan hazretleri, daha çok sevinmiş belli. hatun orgazm çığlıkları atıyor.

"ak parti'nin iktidar olduğundan bu yana girdiği her seçimde oyunu biraz daha artırmasını nasıl yorumlayacağız?

halkın otoriter rejim özlemlerine cevap verdiği için mi arttı erdoğan'ın oyları? bu millet tek adam yönetimlerini pek sevdiği için mi ya da son dönemde erdoğan kürtler'e ağzının payını bir güzel verdiği; öcalan'ı asma arzusu konusunda mhp'yle yarışa girdiği için mi arttı oyları?

yoksa ak parti'nin -taşıdığı zaaflara rağmen- büyük dönüşümün partisi olduğunu gördüğü ve bu dönüşümü ancak onunla devam ettirebileceğini bildiği için mi?

ak parti'nin hatalarını mı seviyor bu halk; yoksa doğrularını mı?..

halkı küçümseyenler ve kendilerini bir matah zannedenler, yine her zamanki gibi, "bidon kafalıların" ak parti'nin hatalarına ve zaaflarına oy verdiğini düşünecekler. varsın düşünsünler."

bir bölüm bu yazısından. okudukça gülümsedim sadece, acı bir gülümseme. düşünsenize bir aralar sol cenahtaydı bu hatun, ezilenler falan diyordu, sınıflardan bahsediyordu, yani benim senin okuduklarını bu hatunda okudu. geldiği noktaya bak. bu liberaller cidden ahlaksız yahu, bu yazının alt metninde aslında korku var, bal gibi biliyor tek adam yönetimine dönüştüğünü, bal gibi biliyor bir despot doğduğunu, bal gibi biliyor islamcılarda var olan alternatif anlayışını. asla var olanın dışında bir teklif değil sundukları , durdukları nokta her daim kemalist tandanslı oldu, kemalizmin getirdiğinin alternatifini koydular, kemalizm çünkü dertleri bizatihi kapitalizmi karşılarına almış değiller, ne emperyalizmle ne kapitalizmle dertleri, onlar sadece verili koşulları değerlendirme derdindeler, dertleri iktidarın ellerine geçmesi ve iktidarın nimetlerinden faydalanmak, hangi dönüşüm yahu? elinde çoktan karşıtına dönmüş bir iktidar var, hangi alternatif, adam resmen devlet benim diyor, benim valim, benim kaymakamım, benim polisim, adamın ağzından benim vatandaşım çıkıyor mu? vatandaşın hali kimin umurunda, hangi koşulunu değiştirecek sokaktaki adamın, sadaka kültüründen öte ne verdi? sosyal hukuk devletinde başbakan fakire bahşeder mi, lütfeder mi yoksa fukaranın hakları var mıdır? kömür,yiyecek yardımı ya da yeşil kartın lütuf mu edilmesi gerekir yoksa bunların kurumsallaşması mı? bu insanlara aslında tüm bunların hakları olduğunu anlatmadan, var olan biat kültürü yıkılmadan hangi dönüşüm, neye dönüşeceğiz yahu? nasıl bir kafası var şu liberallerin anlamıyorum ki, bizatihi muhafazakar bir kafadan büyük dönüşüm bekliyorlar. eşyanın tabiatını bilir misiniz, ona ters , muhafazakar nere büyük dönüşüm nere ?

ancak,içi boş , kocaman laflar, netice koca bir sıfır
gerekirse çılgın atarım gerekirse çılgın atarım
garip bir şekilde yandaş olabilmek için çabalayan kadın.varsa torunları yıllar sonra utanacaktır kendisinden.yumurta yiyeydikte büyükanne atamızın cumhuriyetini satmayaydın diyeceklerdir.ne acı senin soyundan gelenlere.utanç içinde bir yaşama mahkumlar.
1 /