hair

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR
1
simsiyah
milos forman isimli yönetmenin 1979 yılında çevirdiği müzikal filmin ismi.
film bir grup hippi ile vietnam'a savaşa gidecek bir adamın karşılaşmalarını ve gelişen olayları anlatmakta.
müzikleri süper, filmin finali de süper.
mordevrim
her haftasonu izlenmesi gereken filmdir. sonu bilinse de yine de her zaman sonunda ağlanılır, olmazsa duygulanılır.

---spoiler gibi---

çocuğunu reddeden zenciye küfredilip, çocuğuyla birlikte reddedilen kadının şarkısında ağlanabilir.

esas elemanımız zengin evinin zengin masasında dansederken eblek suratınızla sevindirik olunabilir.

askerliğe giden elemanımızın kısa askerlik macerası sırasında "full metal jacket"la bağ kurulabilir.

zenci-beyaz çatışmasına yönelik tüm şarkılarda eğer işiniz yoksa felsefi yorumlarda bulunulabilir.

ve elbette let the sunshine a her dinleyişte tekrar tekrar tapılabilir.

----spoiler gibi----

kısa kesmek gerekirse dünya sinema tarihinin en iyi müzikali olan bu film her hafta bıkmak bilinmeden tekrar tekrar izlenebilir.

çiçek çocuklara gıptayla bakılıp, o dönemde doğmadığına milyonuncu kez küfredilir..
zinzoline
sonu insanı dumur bırakıp, hüngürdeten müzikal film. gelmiş geçmiş en iyi müzikal hatta. çiçek çocuklar, dostluk, sevgi ve barış çok güzel işlenmiştir. izledikten sonra insan bırak güneş içeri girsin* der. pek güzeldir. let the sunshine in ile tanınır fekat asıl şarkısının sözleri şu şekildedir :

she asked me why
i'm just a hairy guy
i'm hairy noon and night
hair that's a fright
i'm hairy high and low
don't ask me why
don't know
it's not for lack of bread
like the grateful dead
darlin`

gimme a head with hair
long beautiful hair
shining, gleaming,
streaming, flaxen, waxen

give me it down to there hair
shoulder length or longer
here baby, there mama
everywhere daddy daddy

hair, hair, hair, hair, hair, hair, hair
flow it, show it
long as god can grow it
my hair

let it fly in the breeze
and get caught in the trees
give a home to the fleas in my hair
a home for fleas
a hive for the buzzin` bees
a nest for birds
there ain't no words
for the beauty, the splendor, the wonder
of my...

hair, hair, hair, hair, hair, hair, hair
flow it, show it
long as god can grow it
my hair

i want it long, straight, curly, fuzzy
snaggy, shaggy, ratty, matty
oily, greasy, fleecy
shining, gleaming, streaming
flaxen, waxen
knotted, polka-dotted
twisted, beaded, braided
powdered, flowered, and confettied
bangled, tangled, spangled, and spaghettied!

oh say can you see
my eyes if you can
then my hair's too short
down to here
down to there
down to there
down to where
it stops by itself
dudududududududu...

they'll be ga ga at the go go
when they see me in my toga
in my toga made of blond
brilliantined
biblical hair

my hair like jesus wore it
hallelujah i adore it
hallelujah mary loved her son
why don't my mother love me?

hair, hair, hair, hair, hair, hair, hair
flow it, show it
long as god can grow it
my hair, hair, hair, hair, hair, hair, hair
flow it, show it
long as god can grow it
my hair
age of aquarius
yüzyılın en iyi 10 müzikali arasında onuncu sırada yer almaktadır. filmdeki tüm şarkılar muhteşem kalitelidir. müzikal, james rado ve jerome ragni tarafından yazılmıştır. müzikalin ilk sahnelenişi 17 kasım 1967 tarihindedir. yıllarca broadway ve londra'da sahnelenmiştir. türkiye'de de hair müzikali türk sanatçılarla türkçe'ye çevrilerek yeniden düzenlenmiş ve sergilenmiştir. bildiğim kadarıyla kadınların çıplak olduğu sahnede, bizimkiler ten rengi birşeyler giyerek sahneye çıkmışlar. bu müzikal o zaman biraz ortalığı karıştırmış.

milos forman'in filmi ise 1979 yılında yapılmıştır. klasik tadında harika bir eserdir.

filmin ilk şarkısının adında da geçtiği gibi ( age of aquarius), filmde kova burcu cağından da bahsedilmektedir çünkü dünya kova burcuna girdiğinde dünyada birçok devrim ve yenilikler gerçekleşir.
luccy in the sky with the diamonds
olmak isteyip olunamayan, söylemek isteyip söylenemeyen, yapmak isteyip yapılamayan, umut eden, hayal kuran, tripten tribe giren yine de zarar vermeden sevebilendir; hair.
"the draft is white people sending black people to make war on the yellow people to defend the land they stole from the red people" der. ilk sahneye konuluşundan bu yana 40, film çekildiğinden bu yana 30 yıla yaklaşan zaman geçmiştir. yine de hippilerin, çiçek çocukların, sokakta kalanların, uyuşturucu kullanarak ülkelerine tepki verenlerin, serserilik yapanların, savaşmak yerine sevişenlerin dedikleri hala olur ülkelerinde. beyaz adam başka bir adamdan çaldığı toprağı korumaya yada çalmak yerine sömürmeye karar verdiği toprağa demokrasi götürmeye gider. başka bir ülkeye giden ülkenin amacı nedir. almak. ağaçları, yemeği, hammaddeyi, yakıtı, madeni, sağlığı, düzeni, genç kızların bekaretlerini, kadınların önce kocalarını/koca adaylarını sonrada namuslarını, mutluluğu, canı ("insan canını" olduğu kadar hayvanların ve doğanın da canını), evleri, hastaneleri, okulları, kitapları, bilgiyi, umudu ve yönetimi almak.
işte öyle bir müzikal ki almaya alışan bir gücün almasına karşı duran birinin kendi canını verdiğini gösteriyor. hollywood ca göstermiyor ama. izlenecekler listesine ekleniyor, savaşlar başlayınca yada alevlenince gösterimler yapılıyor. fakat ne yazık ki hiç bir şey olmuyor. hiçbir şey olmuyor çünkü filmde damlayan yada en azından damlamak için büyük çaba sarf eden gözyaşlarının sahibi 1 ay sonra o büyük gücün muhteşem kahramanlıklarını konu alan aslında birer katliamı anlatan filmlerde kazanan tarafa yani kahraman büyük güce seviniyor.
o büyük gücün gerizekalılaştırma politikasının çok başarılı olduğunu düşünüyorum. vietnam için konuştular, yürüdüler, içtiler, sokaklara döküldüler, uyuşturucu kullanıp anlamlı yada anlamsız olsun bir tepki verdiler. şimdi bosna-hersek savaşını kaç kişi hatırlıyor? peki kosova? afganistan desem? lübnan? ırak? peki israil kaç gündür uslu duruyor? bugün sınırda hiç asker öldü mü? işte o büyük güç soruları sormamayı, cevapları bildirmemeyi başarıyor. sadece kendi ülkesine değil tüm hedef ülkelere aynısını uyguluyor.
bu müzikalin süresi 2 saat ama görmeyi bileni hem çok eğlendiriyor hem de çok kızdırıyor. burjuvaziye, savaşa, yabancılaşmaya, birlik duygusunun ölüşüne, tepki vermenin bağırmaktan öteye bir uygulamasının kalmamasına kızıyor insan izlerken.
live earth konserleri verilirken izlenirken harcanan elektriği üretmek için yakılan fosil yakıta, o insanların hayatlarında bunu ne kadar salladığına, haftada ne kadar yürüyüp ne kadar toplu taşım araçlarını kullandıklarına takılıyor birden beyin. tepki veren 3-5 köşe yazarı oluyor, 5-10 arkadaş içki masasında dünyayı kurtarırken tartışıyor; ama yine de herkes pasifize kimliğine sığınıp gerizekalılaştırma planlarının biraz tozlu yollardan geçse de tökezlememesini sağlıyoruz.
bir müzikal bunca şeyi anlatabilir mi? anlatır, anlatır... küresel ısınma popülerliğini kazanmadığından daha o zamanlar pek hakkında konuşan eyleme geçen olmamış (greenpeace dışında); onun yerine ahlaki değerlerin tabulaşan yanlarını koymuşlar ve onu sorgulamışlar desem olur sanırım.
her şeye bu kadar kötümser bakarken, 1997 de türkiye de vizyona girdiğini o zaman 11 yaşında bir velet olan benim çatlak annem tarafından bu filme götürüldüğümü ve hayatımı cidden etkilediğini söyleyerek bitireyim bari. filmdeki jeannie karakteri çocukluk idolüm, easy to be hard şarkısını her dinleyişimde dayak yiyor, the flesh failures let the sun shine inin sözleriyle öfkeli bir ağlama krizine kapılıyorum.
izlenesi, izletilesi, düşünülesi, konuşulası, ders alınası bir yapıttır *
1
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın