hamlet

2 /
ceket yok pantolon verelim ceket yok pantolon verelim
nasıl da bütün tesadüfler bana karşı aksilesiyor
yüzüme vuruyorlar öç duygumun körlendiğini
oysa uyumak ve tıkınmaktan baska bir iş yapmayan adama adam mı denir?
olsa olsa hayvan denir
yaradan bize akıl denen melaikeyi
üzerine bagdas kurup tembel düsünelim diye vermedi ki!
hayvanca bir isyan mı bu bilemiyorum.
fazla ölçüp biçiyorum yapacağım işleri
kılıkırk yaran bu duraklama
dörtte biri akıl kalanı korku,
bu işi yapmalı demekle kalıyorum kendime
yapmak için haklı sebeplerim,
irade gücüm imkalarım var.
dünya kadar örnek var beni kışkırtacak
şu orduya bak!
bunca asker bunca masraf
toy bir prens geçmiş başına
yüreğinde kutsal bir tutku
dudak büküyor başına gelebileceklere
ölümlüğüne, cılız varlığına meydan okuyor
bir hiç bir yumurta kabuğunun uğruna hem de
büyük sebepler olmadıkça kımıldamamak
gerçek büyüklük sayılmaz şeref işe karıstımı
hiç uğruna kavga çıkarmaktır büyüklük daha çok
ben ne duruyorum öyleyse
öldürülmüş bir babam, kirletilmiş bi annem var
aklımı da kanımı da kızıştırmak için
ben hala uyumaktayım
nasıl yüzüm kızarmasın görünce karşımda
onbinlerce insanın kesin ölümlerine gittiğini?
bir esinti olsun şan olsun diye
mezara gidiyorlar yatağa gider gibi.
birkaç dönüm yer savaşıp alacakları
orduların kılıç oynatmasına izin vermez
ölülerin gömülmesine yetmez bir avuç toprak!
ey düşüncem bundan böyle ya kana boyan,
kana boyanmadıkça düşüm düşüncem
düşünmek bana haram
ya da beş para etmediğine yan!!
adamın biri adamın biri
shakespeare'in ince zekasını ve dili kullanmaktaki mükemmelliğini sergilediği hakkında sayısız araştırma yapılan, her dönem defalarca analiz edilmiş ve her dönemin şartlarına göre yeniden uyarlanabilecek bir tiyatral başyapıt.
şiirbaz şiirbaz
tiratlarının gücüyle insanı hayrette bırakan oyun. aynı zamanda belki de edebiyat dünyasında yaratılmış en acayip karakter. alıp götürür sözleriyle sizi bir yerlere, sonra vardığınız yer hiçliktir oysa. tipik bir shakespeare klasiği olarak, proto-nihilist bir dünyaya hapseder sizi. ophelia'nın sonsuz ölüme uyanışı gibi uyanırsınız o müthiş boşlukta.

belki de onun bu karmaşık ruhunu en iyi uyarlayan filmlerden birisi de michael almerayda'nın uyarlamasıdır. ethan hawke'ın oynadığı prens hamlet'in sinema ile olan ilişkisi ve görsel malzemenin bolca kullanılması, onu bize amerikan zengin züppe ve depresif bir şirket veliahtı olarak tanıtıyor ki, bu açıdan en modern uyarlama dense yeridir.

"kimi uyurken bu dünyada, kimi uyanık gezer. böyle gelmiş bu iş böyle gider..."
elpinoras elpinoras
türkçemizdeki hatalı çevirileriyle tavan yapmış oyundur.

"to be or not to be" başlangıcı, "var olmak mı yok olmak mı" ya da "yaşamak mı yoksa ölmek mi" şeklinde çevrilmiş ve bence (aynı zamanda oğuz atay'a da göre) hataların en büyüğü yapılmıştır.

tiratta hamlet intihar olgusunu sorguluyor olması bu başlangıç söz öbeğinin bu şekilde çevrilmesini gerektirmez ve hatalıdır.

"to be" derken olumlu bir anlam olarak yalnızca "yaşamayı", "not to be" derken de olumsuz bir anlam olarak yalnızca ölümü almak hatadır. yazarın yansıtmaya çalıştığı şey, olumlu olan öğelerin tümü ve olumsuz olan öğelerinin tümünün çarpıştığı ve mesele edildiği bir dünyadır.

yine de sebahattin eyuboğlu ve orhan burian pek hatasızdırlar.
lakin en büyük bomba ve hata can yücel çevirisindedir;
"bir ihtimal daha var; o da ölmek mi dersin?"
adamkitap adamkitap
hakkında yazılan kitap sayısı bile dudak uçuklatan , edebiyat dünyasının en mükemmel eserlerinden birisi.
1881-1935 arasında hakkında yazılan kitap sayısı 5,137.
kaynak:shakespeare ve hamlet,mina urgan,1985.
ceyus ceyus
ana teması intikam olan, içinde iki yüzlülükleri, sevgiyi de anlatan shakespeare eseri. hikayenin sonu ise alışılmış veya beklenen son değil.
abdüş şuküfe abdüş şuküfe
aşağıda vereceğim tiradıyla aslında yazdığı oyunlarının nasıl oynanması gerektiğini, oyuncuların abartısız oynamasını söyleyen shakespeare'in en önemli oyunlarından biridir... tiradı ise şudur...

verdiğim parçayı, ne olur, dediğim gibi, rahat, özentisiz söyle. çünkü birçok oyuncular gibi söz parlatmaya kalkacaksan, mısralarımı şehrin tellalına okuturum daha iyi. elini kolunu da havalara savurma öyle; ölçüsünde, tadında bırak her şeyi. duyduğun coşkunluk bir sel, bir fırtına, bir kasırga gibi de olsa, onu dindirecek bir hava bulmalı, buldurmalısın. doğrusu, yürekler acısı geliyor bana gürbüz bir delikanlının, takma saçlar sakallar içinde, bir acıyı yüreğini paralarca, didik didik ederce bağırıp halkın kulaklarını yırtması; o halk ki çoğu kez anlaşılmaz, dilsiz oyunları, gürültü gümbürtüyü sever. bir oyuncu termagant'ın kendisinden daha yaygaracı, nemrut'tan daha nemrut oldu mu, hak ettiği şey kırbaçtır bence. bu hallere düşme, rica ederim. fazla durgun da olma; aklını kullanıp ölçüyü bul. yaptığın söylediğini tutsun, söylediğin yaptığını. en başta gözeteceğimiz şey, yaradılışa, tabiata aykırı olmamak. çünkü bunda sapıttık mı tiyatronun amacından ayrılmış oluruz. doğduğu gün de, bugün de tiyatronun asıl amacı nedir? dünyaya bir ayna tutmak, iyilerin iyiliklerini, kötülerin kötülüklerini göstermek, çağımızın ne olup ne olmadığını ortaya koymak. gerçeği büyütmek ya da küçültmekle bilgisizleri güldürebilirsiniz, ama bu bilenleri üzer; oysa bir tek bilgili dost, bilgisiz bütün bir kalabalıktan daha önemli olmalı sizin için.
ah ben öyle oyuncular gördüm ki sahnede, öyle beğenilen, alkışlanan oyuncular gördüm ki, günaha girmeyeyim ama, değil hıristiyan, değil müslüman, insan bile değillerdi. öylesine şişirme, uydurma hallere giriyorlardı ki, dedim bunları tabiatın kaba işçileri yaratmış olmalı, insan yapıyorum derken insanlığın berbat bir kopyasını yapmışlar.
az çok değil, iyice yenmeli bunu. sakın söyleyeceklerinden fazlasını söyletmeyin soytarılarınıza. öylelerini gördüm ki, kendi başlarına gülmeye ve seyircilerin en anlayışsızlarını güldürmeye kalkıyorlar. hem de oyunun anlayış isteyen en can alıcı yerinde. kötü bir şey bu; acıklı bir budalalık bu yoldan tutunmaya çalışmak. haydi, gidin hazırlanın.

alıntı:www.tiyatrokeyfi.com/tiradlar/hamlet2.doc
wfnietzsche wfnietzsche
can yücel gibi bir edebiyat ve çeviri üstadının bile çevirmekte zorlandığı, neticede yanlışlar yaptığı tiyatro metnidir. genel olarak tragedya tarzına uygun bir işleyiştedir. ve dil olarak da tragedya tarzına uygun, şiirsel bir dille anlatılır. dramatik tiyatroya alışıp, dramatik bir dil beklemek olasıdır fakat konuşmalar günlük konuşmalar gibi değildir. öte yandan dünyada hemen hemen en fazla sahnelenmiş oyundur. içine sokulmadığı deneysel çalışma kalmamıştır. dans tiyatrosu, bale, opera, epik tiyatro, dramatik tiyatro...
alerion alerion
shakespeare'in ellerinde ölümsüzleşmiş hikayedir.

- ilk olarak 13. yüzyılda "danimarkalılar tarihi (saxo grammaticus- historiae danicae)" adlı eserde "hamlet" hikayesine rastlanır.
- 1514 yılında fransız yazar belleforest "acıklı hikayeler (histoires tragiques)" adıyla fransızcaya çevirmiştir. daha sonra "amleth" adıyla serbest bir çevirisini yapmıştır.
- 1600'lü yılların başında shakespeare'in oyununun ilgi görmesiyle ingilizceye çevrilmiştir. "hamblet'in hikayesi (the hystorie of hamblet)"
2 /