hasan ali toptaş

1 /
muzevir muzevir
- bir metni yazmaya başlamadan, masaya oturmadan, yani fiili olarak satırlara dökmeden önce ne yazacağını biliyor, metnini karşında bütünüyle görüyor musun?
- hayır, masaya oturuyorum ve yazmaya başlıyorum. yazdıkça arkası geliyor.
- peki hasan, sana iyi günler.
hayatberbat hayatberbat
"insana en yakın yalnızlıktır insan."

"7.

yalnızlık alıp karşısına kendini,
öteki kendinlerle konuşmaktır.
bakışmaktır, öteki kendinlerle;
dövüşmektir.
kimi zaman da, öldürmektir
içlerinden sana en çok benzeyeni,
benzemiyor diye.

yalnızlık, öldürmektir."
.........


müfrezelerin peşimde olduğu kaçmamdan belliydi çünkü;
koşmalıydım ben ve koşardım
ve bir süre sonra koşa koşa,
koşmak durmaya benzerdi.
durmanın dışında koşmak bulamazdım o anda;
dururdum ve bir uçurum dolanırdı ayak bileklerime.

yalnızlık, uçurumları giyinmektir biraz da."
.........

dururduk ve bir uçurum dolanırdı ayaklarımıza..kitabını açar bir kaç sayfa okur sigarmızdan derin bir nefes çekip..uçurumları giyiniyoruz hasan usta....iyi ki varsın iyi ki okuduk iyi ki yazıyorsun diyoruz...
overland overland
"... 'anneme o kadının nasıl öldüğünü sordum. anlattı ama o kevser değil, server'di dedi. kevser'i server yapmadım tabii, adı öylece kaldı. cenette bulunan, kaymaktan yumuşak, baldan tatlı, kardan soğuk bir suyun adı olduğu için kaldı. içenlerin bir daha susamayacağına inanıldığı için' ... bu ad dünyanın dışında bir yerde insanlara vaad edilen şeylerden birini işaret etmektedir. bu da kendisini hoşnut etmiştir. yazar bu adı bilinçle seçmediğini belirtse de yaptığı açılım bizi zaman dışına iter. içenlerin bir daha susamaması, en temel gereksinimimiz olan su bizim için artık sonsuz kılınmıştır... verilen adlar bizi tarih dışına iter. güncel olandan sıyrılırız. kevser'in yazarının aradığı da budur. sonsuzluk."
diyor saba kırer "kişi adlarındaki toplumsallık" yazısında. kim bilebilir: kevser'in yazarı, kevser'in kendisini aramış olamaz mı, aksine böylece isteğini somutlaştırmış olamaz mı? kim bilebilir...
overland overland
bildiğim kadarıyla masada değil, kanapede yüzükoyun yazmaktadır. bir de dolakalem kulanmakta ve yazıda küçük bir hata oluştuğunda kağıdı yırtıp atmaktadır. odtü'deki konuşmasından.
tangocu kedi tangocu kedi
almanya'da bir edebiyat dergisi tarafından "o doğu'nun kafka'sı.sadece onun için bile türkçe öğrenmeye değer" diyerek tanıttığı yazar.yanlızlıklar kitabı ile kendisini tanıdım .aynı kitap şu anda tiyatro oyunevi tarafından sahneleniyor.
overland overland
saba kırer,
"modernizm ve postmodernizmde örtüşen ve ayrılan taraflar 'ölü zaman gezginleri'nde de karşımıza çıkar. 'balkon' öyküsünde toplumsal ve siyasi durumlar balkondan izlenen bir form olarak görülse de homurtularıyla evin içine dalan ya da pembe memeleriyle balkondan tören alanına ağan kadınlarla beraber bir içiçelik yaşanır. ama tankların altında ezilen aşka ve şiire ne ağıt yakılır ne de tavır alınır. üstelik yeniden tören alanına dönüp bu kez anlatıcı karakter trompet üfler. yadsınan bir durumun ortak katılanı olur."
demekte süreksiz ve dualist yazısında h.a. toptaş öyküleri için.

şimdi gördüğümüz bu değil mi zaten. yani hayatımız. kesik, parçalanmış, kaotik.
bir nick bulamadım gün akşam oldu bir nick bulamadım gün akşam oldu
yapıtları yeni yeni anlaşılmaya başlanan ve daha şimdiden türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olmayı başarmış yazarı.
son derece çekingen, tutuk ve mütevazı kişiliğiyle dikkat çeken toptaş, ününü dünyada da yaymaya başlamıştır. romanları başta almanca olmak üzere diğer dillere de çevrilmeye başlanmıştır.
franz kafka hayranlğı had safhada olan kafkaesque bir yazar.
jemand jemand
yer çekiminin olmadığı ama yine de ve nedense hissedilen kadife döşemeli bir düşte kaybolmak isteyenlerden olup da bu yüzden yazıyorsun. esastan çok usula yatkın usunun, kelimeleri bir biri ardına dizip fısıltı halinde tumturaklı sözlere can vermesi seziliyor. derken, "her zaman için sezmek bilmekten daha iyidir" sözünü hatırlıyorum. biraz da bu yüzden (midir), sesi daimi müzmin iddiasız metinlerindeki yarı uykulu başdönmesi içkinliği, kapağında okur nakışı parmak izleri bulunan kitaplarının gizi, ana dizinde başı okşanan çocuk mahmurluğu diye düşünüyorken; bize sezmek düşüyor sevgili toptaş.
hangi kelimeleri en çok sevdiğini bildiğim denli seziyorum kaygını. sonra iyi ki varsın deyip, sözgelimi düz yazının cemal süreya'sısın, diyorum.
i know i am right i know i am right
bir yazar toptaş ve öykücülüğünün kaynaklarını anlatırken şuna benzer bir şeyler söylüyor "nedendir bilmiyorum kafka ile pek aram olmadı. hani bazen olur ya ilk sayfadan anlarsınız o kişi sizin yazarınız değildir.. kafka da benim için öyle oldu. toptaş besbelli ki kafkasever biri, olsun! ben de toptaşseverim."
düttürü dünya düttürü dünya
yalnızlıklar kitabındaki yalnızlık tesbitleri ve aforizmaları gerçekten vurucudur.

ister içinden bakılsın ister dışından,
bütün pencereler
birer yalnızlıktır ev denen yalnızlığın yüzünde.
hayatberbat hayatberbat
''sen de uzanıyorsun biraz...
sonra, geri çekiliyorsun.
sonra,yeniden.
evet,yeniden.
böylece,gelip gidiyorsunuz ölümün kıyılarına,böylece;
yalnızlık,gidip gelmektir biraz da,
nereye olursa. ''

hayat sevda ölüm özlem herşey gidip gelmektir biraz be hasan usta...
balyancho balyancho
yalnızlığı vurucu şekilde ortaya koyan yazardır. aforizmalarla doludur her cümlesi...
kişiliği de son derece etkileyicidir,bu denli alçak gönüllü olmaz dersiniz yazarlar,kendisini görünce.
...

neresinden bakılırsa bakılsın,
her cümlede bir çift göz vardır
ve her noktada bir insan.
o insan ki, bakar bize ve ötemize;
ve o insan ki, giyindiği zamanın gerisinden sorar
hep
kaygılanır, duraksar ve sessizdir;
ve geldim demenin bir sessizliği varsa, öpüşelim
demenin, sen hala gitmiyor musun demenin ya da
ölmek istemenin bir sessizliği varsa,
kelimeleri de vardır sessizliğin
duruşun kelimeleri vardır;
bakışın, uzanışın,
gülüşün...

ama, yalnızlığın kelimeleri yoktur.
o, bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir.

yalnızlık alıp karşına kendini
öteki kendinlerle konuşmaktır
bakışmaktır öteki kendinlerle;
dövüşmektir.
kimi zaman da, öldürmektir
içlerinde en çok sana benzeyeni,
benzemiyor diye.

yalnızlık, öldürmektir.
1 /