hasan ali toptaş

2 /
mabel mabel
"hikayemin bütünlüğü daha fazla çözülmesin diye,

bu bölümde de boş bırakılmış birkaç sayfa tadı bulunsun istiyorum

çünkü ve böylece hikaye,bir süre de olsa

benliğimin sınırlı bakışından kurtulup rahat bir soluk alabilsin,

kendisi kalabilsin,

ya da anlatmakla ben onu bir yandan yaşatıp

bir yandan öldürüyorsam,

bu güzel günahın birazı da sizin olsun istiyorum."


(bkz: bin hüzünlü haz)
abıefsun abıefsun
bir yazarın kendine has bir üslubu ve anlatımı olabilir lakin ben böylesi has olanı ve böylesi haz vereni ve böylesi kendine bağlayıp kelimeleri içinde kaybettireni görmedim daha evvel.. üslubu ve anlatımı da geçtim kendine özgü ve daha evvelinde kimseden duymadığım sözcükleri var bu adamın.. herhangi bir kitabından sonra bir diğer kitabını okuyanlar eminim ki dediğimi ve hangi kelimeler olduğunu anlayacaklardır..


birgün olup da gözüne ya da kulağına bu kendimce karaladığım kelimeler çalınacak mı hiç bilemiyorum fakat benim bildiğim şu ki , beni maruz görüp de ortalığı dağıtıp birbirine katmam pahasına da olsa o sayfalar deryasındaki o 50 kuruşluk karmaşalar karmaşası odada istediğimi saatlerce aramama izin verip de rastgele çektiğim kitabınla seninle tanışmama vesile olan kitapçı sahibesine teşekkür ve minneti bir borç bilmemdir..

sıradanlığın içindeki basit rüyaların kendi halinde ustası! senin gibisini ne gördüm ne okudum ne duydum.. ya ben hiçbirşeye karışmadım bu alemde, ya da sen bambaşkasın..

selam olsun..!( duyanlar, görenler, bilenler iletirse bahtiyar olurum..)
abıefsun abıefsun
bir bakkal dükkanıydı..

rengarenk çikolata paketlerinin, şepşeker sarılı pembeli sakızların, topitopların, bisküvi ve gofretlerin, patlayan şekerlerin, sulugözlerin, minik tadelle'lerin, hobby'lerin, sigaraların, ekmeklerin ve çeşit çeşit peynirin, zeytinlerin, mumların, ampullerin, pirinçlerin, ağırlıklı tartıların, camekanlı buzdolabının, süprizli yumurtaların olduğu bir yerdi..

kahverengi bir masanın arkasında oturmuş, arkası kaplı, kenarları kırmızı çizgili, içi çizgili küçük defterlere hikayeler yazıyordun iki sayfasına bir.. bazen birkaç sayfayı geçiyordu.. gariptir ki ben masanın altından çaktırmadan rakı içtiğini hayal ettim o an.. hala da çözemedim.. yüzünde hep o kitapların arkasında gördüğümüz o ' şimdi ne yapacağım?! ' gülümseyişi.. garipti.. rengarenkti.. anason kokuyordu.. gündüzdü..

bir bakkal dükkanıydı..
kaplankaplan kaplankaplan
dil fetişisti, kitap kurdu, spontane kurgu ustası, alçakgönüllü, nazik, hayalgücü akıl, mantık, sınır tanımayan, gerçek ve saygıdeğer yazar, edebiyat adamı.
kaplankaplan kaplankaplan
bir panelde, okuyacağı metnin sağına soluna, üç adet "sakin ol!" ibaresi eklemiş, bir etkinliğe katılacağı kasabanın girişinde kendi adını taşıyan bir pankart gerildiğini görünce tornistan etmiş, sıkılgan ve muhteşem romancı, öykücü.
aygız aygız
"çoğunluğunun bir işte çalıştığı, aynı dükkanlardan alışveriş yapıp aynı yöntemlerle yediği, aynı şeyleri konuştuğu, çocuklar doğurduğu, sonra onların hep birlikte okula gittikleri, aynı renk giysilerle sınıflarını geçip mezun oldukları, ardından tabur tabur askeri birlikler oluşturdukları, aynı marşları aynı biçimde söyleyerek aynı koğuşlarda aynı kıvrılışlarla yattıkları ve bu edimlerle beraberlik ruhunu yakaladıklarını sandıkları, sonra bir bavul dolusu anıyla terhis olup eve döndükleri, anne babalarına hiç değişmeyen ve toplumun hazırladığı reddedilmez duygularla sarıldıkları, aynı yasalara uyarak evlendikleri, babalarından devraldıkları yöntemlerle seviştikleri ve babalarından boşalan iş kadrolarına kapılanınca dünyanın yarısını ele geçirmişçesine sevindikleri, sevinçlerini aynı yüz ışıltısıyla yansıttıkları ve tıpkı kendilerinden öncekiler gibi, gene çocuk doğurdukları ve onları besleyip büyütmeye başladıkları ve bütün bu olup bitenlere 'dönüp duran paslı bir çember' diyecekken 'akıp giden yaşam' adını verdikleri uyumsuz bir toplumda, yelken kulaklı bir uyumsuzdum ben."
de te fabula narratur de te fabula narratur
"hikâye anlatırken kelimeleri habire kusmayacaksın hasanım ali,

birçoğunu yutacak

ve

kâğıdın üzerine de

yuttuğun kelimelerin

boşluğunu bırakacaksın."

-hasan ali toptaş; uykuların doğusu.
biyolojiksaat biyolojiksaat
...yürüyorum dediği durmanın ta kendisiymiş. düş gibi birşey yani...koşarsın koşarsında varamazsın hani; içindeki umut varamadığın kadar büyür. sen bakarsın ışıltıyla. ileriye uzanırsın( uzanmak istiyorsun yalnızca) uzandıkça da kolların uzar babam uzar...gene de boşluğu avuçlarsın hep; düşünü düş yapan boşluğu...

...göz göre göre yok olmuştu o; kendi görünürlüğünün derinliklerine çekilmişti. her gün heryerde karşılaşacaktı eskisi gibi, sesi işitilip kokusu duyulacak, ama ona asla ulaşılamıyacaktı. herhalde kendi varlığına karışarak yok olmak en akıllıca yöntemdi...

gölgesizler
2 /