hasar tespiti

adanalinacak adanalinacak
işyeri değişikliğinde yaptığım liste.
hasarlardan biri a4 kagıtta kenarların silik cıkmasını a5 kagıt kullanarak önlemiş olmak.
numerik klavyeye geçerek daha hızlı kayıt ımkanına kavusmak.
masaustu goruntusunun kenarlardan kesılmıs olarak çıkmaya baslaması.
9lu elektrık prızının boşa çıkması, atıl duruma geçmesı.
geçmiş zaman yolcusu geçmiş zaman yolcusu
"bitmek kökünden bitki, bitkin, bitkinlik... ikili bir fayda: tükenmek ve sonra yeniden doğmak. anka kuşunun acısı, sevinci... bir arada... yaşayamadığım günler beyaz bir duvara dönüştü. sevdiklerim eski, vakur birer koltuk oldular. neredeyse çatlayacaktı duvar, kırılacaktı koltuk. elimi göğsüme sokup porselen bir vazo çıkardım. bir demet kurumuş çiçek... kartpostal yalnızlığıyla koltuğun üstüne bıraktım. çiçek bitmiş. birazdan gün doğunca çiçek de doğar. duvar kaybolur. sonra gözlüklerimi çıkarıp bir çay bardağı yaparım kendime. bulut var mı? var. bulutla hayat arasında bir fark görmem. bulut gibi yaşamalı derim, ihtiyar bir bilge gibi. kime sarılmalı? sarmak kökünden sarı, sarıarmak, sarılmak... bulutları alıp bu duvara bir sünger çekmeli. duvarlarda yaşayanları bir ağaca asmalı."!:ökkeş konalp:!
geçmiş zaman yolcusu geçmiş zaman yolcusu
"t. kurtulmaya çalıştıkça hicraniye onu içine çeken bir çeşit bataklığa dönüştü. t. bu bataklıkta debelenip durdu. günün birinde hicraniye'deki mekanların adlarını duyduğunda sunturlu küfürler savurur hale geldi. ama onunki oraya karşı bir kin değildi. o daha çok hayat tarzının yol açtığı ızdırabın acısını oradan çıkarmaya çalışıyordu. mesela hicraniye'nin dağ dibine konumlanmış evlerinde içkisini yudumlayacak bir rahata razıydı. bugün hala öyle mi, bilmiyorum. o bugün daha çok bir çeşit mekansızlığın ve bohemin peşinde gibi geliyor bana. o ve onun gibilerin dillerinden düşmeyen 'coğrafya kaderdir' sözüne inanıyor. ama bu inanç hem onda hem bende çok daha erken yaşlarda bilinçdışı bir sembol şeklinde vardı. dörtyıl'ın bilinmez hangi zamanında n.'de yaşama hayalleri kurmaya başladığımızda bu coğrafyadan kurtulmanın, sosyolojik bir yadsımanın ilk nüveleri de atılmıştı aslında. t. ile bu noktada benzeşiyoruz. fakat ben, açık konuşmak gerekirse toplumsallaşma sürecinde bu bilinçdışı sembolleri baskılayarak törpüledim. bir çeşit asimilasyon sürecinde kendimi toplumun rahat kollarına bıraktım. oysa bu süreç t.'de hiç de böyle olmadı ve sonunda onu alkolün kollarına iten irade kırıcı bir güç gibi işledi. böylece ben çoğu noktada toplumu yadsıma iradesini törpülerken kendimden de taviz verdim. fakat yine de (daha doğrusu bu yüzden) mutlu olamadım. ne var ki, t. de yadsımada ısrar etmekle mutluluğu bulamadı. ne toplumu reddetmek insanı mutlu kılıyordu ne de onu benimsemek. böyle bir şey nasıl mümkün oluyordu? i̇ki yolda da değilse neredeydi mutluluk? aslında bu bilmecenin basit bir cevabı vardı: yanlış yollarda yürümek. ben, imkanım varken hicraniye'yi terk edip yadsımayı sürdürmediğim için mutsuzdum. t. ise hicraniye'den ayrılma imkanı olmamasına rağmen yadsımakta direttiği, asimile olmayı reddettiği, hayalcilikte ısrar ettiği için mutsuzdu. dörtyıl'da değil ama sonraları a.'ya yerleşme imkanım doğmuştu. oysa ben burada kalıp asimilasyonu kabullenmiştim. benim yanılgım şuydu: hayal kurmaktan vazgeçerek, hayalciliği bir kenara bırakarak hayallerime ulaşacağımı düşünmüştüm. daha doğrusu bunu düşünmüş de değildim. fakat topluma ayak uydurmak tam da bu anlama geliyordu. bu tavizler beni toplumun istediği gibi biri yapacak, buna karşılık ben de birtakım kazanımlar elde ederek bunlarla mutlu olacaktım. halbuki bu yalancı bir mutluluk olacaktı; sönümlenmiş bir mutluluk kırıntısı... bunu o zamanlar öngörmem imkansızdı. burada, bu dört tarafı yüksek dağlarla çevrili şehirde kalarak hayallerime ulaşacağımı sandım. sonuç hüsran oldu. t. ise hiçbir zaman o şehre benzemeyi, hayallerinden vazgeçmeyi, hayalci kimliğini terk etmeyi kabullenemedi. bu ısrar onda topluma karşı gittikçe büyüyen bir hınç yarattı. ne toplumu aşabildi ne de ona teslim olabildi. neticede her ikisinde de başarısız oldu: ne bu şehirden kurtulabildi ne de hayallerine kavuşabildi. bu başarısızlık onu alkolün kollarına attı. ne ben kendim olarak kalabildim ne o. şimdi iki zıt ucu temsil ediyoruz: ben toplumla uyuşmayı vaaz eden zoraki bir ortayolculuğun, o ise radikal bir toplum düşmanlığının savunucusu olduk. bugün kardeşi kardeşe düşman eden, hicraniye'den başkası değildir."*
adanalınacak adanalınacak
günlükte ara sıra yapılan. konu bulamayınca ve çıkmazda hissedildiğinde kullanılır. tehlike anında yap gibi. bi deşarj durumu oluyo. yazdıkça başa gelenleri sırayla sanki azalıyor gibi oluo dert. ya da çoğalmıyo gözünüzde bilemedim.