hayata dair içbükey detaylar

ütopya ütopya
-spoiler-

sansasyonel başlık örneği. yazar burada okunmama ihtimalinin verdiği tırsının itkisiyle hareket ediyor olabilir.

-spoiler-

başlığın harf oyunlu cin çarpmaları gibi oluşundan ötürü ve aslında daha da çok bu anlatacağım meramın hangi başlığa gireceğini kestiremememden ötürü buraya yazıyorum ahanda. çocukluk denen o garip evrede kendi algı kalıplarımızın bize sunduğu o rengarenk masallardan, gençliğin orta evresindeki (yani şimdi oluyor bu) katı ve soğuk gerçekçi şu halimize nasıl evrildik hala anlamış değilim. üstelik bunu kendi adıma sürekli hayretle karşılamışımdır. saçma sapan uğraşları, oyunları, takıntıları ve algıları olan o çocukluk halimi dün gibi hatırlarım, şimdi iş yerinde ciddi bir ortamda kaldığımda, içinde olduğum durumu garipserim. çünkü bahsettiğim gibi ciddiyetsizlik dolu bir yaşamdan nasıl da bir anda ağır abiliye evrildim anlamış değilim.

neyse, gelelim olaya ve sonrasındaki tespite;

sekiz yaşlarında filanken, bir gün babam beni ve kardeşimi, şimdi hatırlayamadığım bir nedenin ödülü olarak, haftasonu hamama götüreceğini söylemişti. evet ödül olarak hamama gidecektik. ve o yılların coşkusundan olsa gerek bu garip ödüle baya sevinmiştik. bir kere eylemin babayla beraber yapılacak olması bile tek başına heyecanı tavana vurmaya yetiyordu o zamanlar. hamamların ne menem birşey olduğunu daha küçük yaşlardan -kadınlar hamamından hem de- hatırlıyorum az çok. pek sevimli bir çağrışımı yok ama olsun, baba diyorsa hele bu bir ödül olarak konmuşsa muhakkak vardır bir kerameti.

neyse efendim, soğuk bir sonbahar pazarı, sıkıca giyinip doluşuyoruz arabaya üçümüz birden. hamamın hemen önüne park edip arabayı giriyoruz içeriye. ilk giriş kısmı bile insanı boncuk boncuk terletecek sıcaklıkta, soyunma kabinlerinin olduğu yer hepten sıcak. neyse soyunuyoruz kardeşimle bir kabinde, peder hemen yandaki kabinde. slip beyaz donlarla çıkıyoruz, pehliven edasıyla kabinden. biz küçük olduğumuz için peştemal vermiyorlar ama peder ve diğer büyük adamların hepsinin sırt altı garip renkli bir bezle sarılı.

biz donla içeri girdiğimiz için herkesin de don üstüne peştemal giydiğini sanıyorum. sonuçta hiç kimse değilse bile babam o heybetli iktidarını ve duruşunu saftirik bir bez parçasına emant edip, donu sıyırarak gelmez diye düşünüyorum. üstelik ıslandığında hepten transparan olan bu soytarı işi bez her an düşme tehlikesi bir yana, diz üstünde duruyor. yani altta herkesin kesin don giymiş olduğundan hiç şüphe duymuyorum artık.

içeride kardeşimle birbirimize bir iki su atma oyunu oynadıktan sonra saunaya giriyoruz. sauna, merdiven şeklinde oturma yerleri ve çam ağacından yapılma bir kaplaması olan ufacık bir yer. üst merdivenler dolu olduğu için en altta oturuyoruz kardeşimle. bir ara birbimizi ittirirken ben arkaya doğru dönüyorum ve film orada kopuyor.

üst merdivende oturan amcanın dizleri arasında benim bacağa denk boyutlarda birşey var. sekiz yaşında filanım ama "aaa amcanın üç bacağı var" diyecek kadar da saftirik değilim. gördüğüm yaratığın ne olduğunu gayet biliyorum. çaktırmadan önüme dönüyorum ve bir süre sonra da dışarı çıkıyorum.

olayın hemen ertesinde gariptir, ilkin babama olan saygım azalıyor, çünkü onun da şu saftirik bezin altında donunun olmadığını anlıyorum. baba, ciddiyetin ve gücün timsali, sırtına doladığı bir beze emanet. onun da tüm iktidarı bir kaza sonrasında yerle bir olabilir. sonra o zamanlar işemekten başka işlevinin olmadığını düşündüğüm penisimin de ben büyüyünce hayvani boyutlara geleceği geliyor aklıma ve içten seviniyorum. sonuçta elimizdeki yegane örnekte bir fındıktan farksız hede bir toriğe dönüşmüş. ben de bir an önce büyümenin derdine düşeyim diyorum kendi kendime...

çok yıllar sonra, bu akşam, bayram öncesi arkadaşlarla keyif için gittiğimiz bir hamamda içbükey olan bu detayı fark ediyorum. meğer o zaman dördüğüm amca allah'ın seçip seçip gönderdiği bir kulmuş. on afrikalıdan sonra bizim diyarlara gönderilen bir numuneymiş.

bu olayın bir yerden sonra yaş olarak büyümeyle de alakasının olmadığını anlamak içime oturuyor be sözlük. halbuki o gün ne hayaller kurmuştum, ne mutlu olmuştum kendimce. hamama gittiğim o ilk güne lanet olsun be...

ön edit: yazıyı bitirdikten yaklaşık dokuz dakika sonra bir edit girip "şaka lan şaka kafar hariç on altı" demeyi çok istedim be arılar... hayat işte kimine iç bükey detaylar da sunuyor.
wanker wanker
tüm işlerini halledip, biriki haftalık kısa süre için yemek içmek sıçmak gibi zorunluluklar hariç herhangi bir sorumluluğunun olmadığı zamanlarda oluşan derin boşluk. istediğini yapabilecek olmanın ve her şeyi zevk için yapmanın heyecanı ama o işten güçten kafayı kaldırıp yeterli boşluğa ulaşınca gelen filosofik düşünceler.