hayata giren yanlış kişilerin öğrettikleri

1 /
nar kırmızısı nar kırmızısı
hayatımızın bir bölümünde yer almış, yanlış kişi olduğunu anladığımızda hayatımızdan çıkardığımız insanların bize öğrettikleri. belki yanlış bir sevgili, yanlış bir dost.

en başında, bir daha yanlış yapmamayı öğretir mesela. yeni insanları, dahil ederken hayatımıza artık daha temkinliyizdir. ilk önce tartarız, kalbimizle değil, aklımızla. duyguların yerini, mantık alır. çok düşünüp öyle hareket etmeyi öğretir.

ilk önce güvenmeyi öğretir. sonra sadece doğru kişilere güvenmen gerektiğini. ayırt edebilmeyi, güvenilecek insan ile güvenilemeyecek olanı.

yalan söylendiğinde daha çabuk anlarız. ya da söylenen yalanlar daha az canımızı yakar. yalanlarına katlanmayız kimsenin. sevmekten vazgeçmek artık daha kolaydır. aşk her şeyi affetmemeye başlar.

hayal kurmayı fakat kişiye endeksli olmaması gerektiğini. geleceğimizi bir başkasına bağlı olmadan kurmayı. kendi hayatının, karşındakinden daha az önemli olmadığını.

kaybetmekten korkmamayı öğretir. hiç kimsenin vazgeçilmez olmadığını, onsuz da yaşanabileceğini. yeni insanların hep olacağını, eskileri ne unutmak ne de unutmamak gerektiğini. eski ile barışık, yeniye meraklı olmayı.

yalnız kalmak eskisi kadar zor değildir artık. yalnızlığa alışmayı hatta sevmeyi öğretir. mutlu olmak için kimseye ihtiyacın olmadığını, kendi kendine yetebilmeyi.

göz yaşlarımızın kıymetli olduğunu. boşuna akmaması gerektiğini. akması gerektiğinde ise ona ihtiyaç duymamayı. kendi göz yaşını, kendin silebilmeyi.

her giden daha az acıtır canımızı. doğru insan olmadığını anladığımızda her şey kolaylaşır. yaşanması gerekiyordu, yaşandı. aynı yanlışı tekrar etmemek için dersler çıkartılır, yola devam edilir. hem de eskisinden daha umutlu, daha az acı, daha çok tecrübe ile.

hayatımda yer alan yanlışlarım, iyi ki vardınız. artık daha az hata yapıyorum.
aragorn reyiz aragorn reyiz
doğru kişilere de önyargı ile bakıp onları da kötü gözle görmemize sebep olan kişilerdir, insanlığımızdan bir ısırık alırlar ve bu ısırıklar biz büyüdükçe çoğalır, bunun sonucunda vicdansız ve bencil bir insan ortaya çıkabilir.
hı hı evet hı hı evet
"doğru kişileri şeçme kabiliyetidir" şeklinde tamamlanabilecek tümce.

bugünüme yaptıkları bu eşsiz katkı için tüm yanlış kişileri gıdılarından öpüyorum, tenksss
usako usako
her gidişin bir dönüşü olduğudur. her şey için bu böyledir. her giden geri gelir. eninde sonunda kürkçü dükkanısındır onlar için. onlar kafalarında dönüp dolaşan kırk tilkiyle uğraşa uğraşa tilki olmuşlardır, sen de kürkçü dükkanı. bu abuk subuk davranan arkadaş için de geçerlidir, anne baba için de, sevgili için de. herkes döner, her şey geri gelir. ama artık sen, eski sen olmazsın. eski dostun seni sattı diye içtiğin antidepresanlar büyütmüştür biraz, biraz annenden babandan gelen hak etmediğin tepkiler, biraz da aslında bir hiç olan insanların ezici egoları seni kendine getirir gün be gün.

bir yerden sonra insanlardan sürekli duyduğun "takma kafana ya" cümlesinin ne kadar önemli olduğunu anlarsın. insanlar çoğu zaman hatalarından ders almazlar. onlar aynılarını yaşayana kadar, yaşattırdıklarını görmezler. bu yüzden yavaş yavaş güçlü taklidi yapa yapa güçlü olmayı öğrenirsin. bu hayatta kimseye kalmayacağını anlarsın. her şeyin sende bittiğini görürsün. gösterirler çünkü. sığınacak birini aradığında öz annen bile sana sırtını dönüyorsa, o zaman bazı şeyleri idrak etmeye başlarsın. sağlığını kaybedene kadardır. sağlığını kaybettiğin an "sikerler" dersin ve hayatına devam edersin umursadıklarını bir kenara bırakarak.

car car konuşmayı, hakkını aramayı, insanlar ne kadar konuşsa da doğru bildiğinden emin olduğun an yolundan sapmamayı öğrenirsin. insanlar sana "bu da hiç susmuyor" derken, sen aslında içindekileri kusuyorsundur. anlamazlar. nasıl anlasınlar ki? onlar da bilemez.

hayatta kimseyle her şeyini paylaşmaman gerektiğini öğrenirsin. en sevdiğinle bile. canınla da, kanınla da. eninde sonunda gelir götüne girer çünkü. yeri gelir merhametsiz olursun, yeri gelir umursamaz, kalpsiz. o yüzden bazı şeyler sadece senin içinde kalmalıdır. sadece senin içinde yaşanmalıdır. dışarıya çok renk verirsen, gün gelir suratına çalarlar her şeyi bir bir.

gidenin arkasından el sallamayı öğrenirsin. bir yerden sonra öyle bir hal alır ki; kimi hatasını anlar geri döner, kiminin umrunda olmaz ama artık senin de umrunda değildir zaten. dönmeyene ağlamazsın. dönenler için de asla eskisi gibi olmazsın, olamazsın. çünkü o bir kere gitmiştir. bırakmıştır.

insanların dediklerine önem vermemenin insanı ne kadar özgür kıldığını görürsün. "ben önemsemiyorum ama ya ailem?" demenin, önemsemekle hiçbir farkı yoktur. hayat senin hayatındır. bunu ne kadar erken idrak edersen o kadar çok yaşarsın. insanların tepkileri çoğu zaman seni yanlış yoldan döndürmek yerine, güzel şeylerden alıkoyar.

kimseye muhtaç olmamak gerektiğini anlarsın. baban her aradığında "yine mi paran bitti?" diye eziyorsa, arkadaşın halini hatrını sormak için iki kelime bir mesaj attığında "noldu, yalnız mı kaldın?" diyebiliyorsa bir yerlerde bir yanlışlık vardır. ya onlarda, ya sende. düzeltmesi kimi zaman elinde olur insanın, kimi zaman da yapacak bir şey yoktur. sürer gider, savaşmak anlamsızdır.

kimsenin anlamsız triplerine prim vermemek gerektiğini görürsün. çünkü sen "pınar nooolduuu?" diye el bebek gül bebek pohpohladıkça karşındakini, o gelir tepene sıçar. hiç gerek yok böyle aksiyonlara.

kolay kolay güvenmemek gerektiğini öğrenirsin. her güvendiğinin ayakkabısının izi kıçında "20. yaş hatırası" gibi durduğundan, ufak ufak çekersin kendini.

ha sonunda ne olur, söyleyeyim: ketum bir insan olursun. açamazsın kendini kolay kolay. en açık göründüğün zaman bile içinde sırlardan, anlatılmaması gerekenlerden kocaman bir kutu kilitli durur. tam böğründe.


ayrıca şimdi yazınca fark ettim, biri benim için "çok açık gibi duruyor ama aslında çok kapalı biri" demişti. şimdi anladım galiba ne demek istediğini.
1 /