hayattan beklentiler

1 /
charlie charlie
gerçekleşmediğinde her biri mutsuzluk nedeni olan, eksileceğine artan, gerçekleştikçe çoğalan yani hayatla arasında müzmin bir ters orantı barındıran bir acayip durum.
hawk hawk
her insan hayatında rahatlık, huzur, sevilmek, sevmek ister. fakat şöyle bir durumda vardır ki rahatlık her insana batar.
eltaeb eltaeb
eğer beklentinize iyi kanalize olabildiyseniz ve biraz da şansınız varsa, beklentinizin gerçekleşmesi için gereken kapılar birgün bir yerde bir şekilde açılır. hiçbir hayal, beklenti gerçekleşemeyecek derecede imkansız değildir. (bkz: bence)
(bkz: külliyen yalan)
closer closer
ben kendime bugün bir kazak almak istiyorum. kesinliğinden emin olduğum tek şey bugün almak istediğimin kazak olması. cebimdeki param belli. pazara gidebilirim, dükkânları gezebilirim. ama ben pazardan almayı daha çok seviyorum. çünkü pazar daha samimi. her neyse işte, benim tercihim. kazak seçimi bana ait ama yanımda görüşüne güvendiğim bir kaç arkadaşım da olsun istiyorum. 'nasıl bir şey bakmıştınız?' diyen tezgâhtara 'öyle bakıyorum' deme belirsizliğindeyim. kafamda tam olarak sarih değil nasıl bir kazak istediğim. genel hatlarıyla çizili ama sonuçta genel hatlar tüm kazaklarda aynı. nasıl istemediğimi de az çok biliyorum ama tam anlamıyla ifade edemiyorum istediğimin nasıl olduğunu, çünkü bilemiyorum da. bulunca anlayacağım. "işte bu" diyeceğim. pazarı gezmeye başlıyoruz. bir süre sonra bir tezgâhta çok hoş bir kazak buluyorum. ne yazık ki sadece bir tane kalmış. herkeste olan bir model de değil. 'abla bu çok güzel bir model, kapış kapış gitti. devamı da gelir mi bilemem. fiyatı da çok uygun.' alsam bir türlü, almasam bir turlu… tam olarak içime sinmedi ama çok güzel. istediğime yakin. hem istediğimde bariz değil ki kafamda. 'ne yapayım?' diye soruyorum arkadaşlarıma 'vallahi sen giyeceksin, beğendiysen al, sen bilirsin'. sanki ben bunları bilmiyorum. hiçbir yardımı olmuyor söylediklerinin. şimdi bunu almayıp pazarın kalanını gezebilirim, eğer tam olarak istediğimi bulamazsam almadığıma pişman olacağım. buraya dönsem bile başkasının alma ihtimali var. ya da bulduğum şey çok güzel ama çok pahalı olursa, benim elimdekiler yetmezse almaya, kazaksız kalacağım. çok ihtiyacım var beni sıcak tutacak bir kazağa. dışarısı çok ama çok soğuk. ama daha güzelini bulma şansım da var. hatta eşdeğer güzellikte ama daha ucuzunu da bulabilirim belki. etrafta da pek çok kişi var. elimden çekiştirip duruyorlar. karar vermem gerekiyor. hava da kararmaya başladı, geç kalıyorum, toplanacak birazdan pazar. pazarın devamını mı gezmeliyim? yoksa idare etmesi için bu kazağı mı almalıyım? aslına bakarsan tam olarak istediğim değilse daha ucuza bir kazak da alabilirim; nasıl olsa tam istediğim gibi bulma ihtimalim çok düşük. gün bitmek üzere, cebimdeki para belli, kafamdakiler belirsiz. (hoş belirli olsa da bulma ihtimalim ne kadar artacak ki?) daha önce pantolon almaya gittiğimde de bana böyle olmuştu. benim hayattan anladığım bu pazar tezgâhının başında çok fazla zaman geçirmemeye kurulu, kararım ne olursa olsun.

siz hiç pazara çıktınız mı bir şeyler almaya?
seashell seashell
sonsuza uzanır. insanın isteklerini doyurmak olanaksızdır. beklentisi gerçekleştikten sonra hep bekleyecek yeni şeyler bulur insanlar ve böylece mutsuzluğun kitabı nasıl yazılır öğrenilir.
1
hı hı evet hı hı evet
şimdi ben 20 yaşındayım, hani küçükken misafirliğe giderdik anne-babayla da orda "evin abla"ları olurdu ya; her yaptıklarına özenerek baktığımız, kendimize örnek aldığımız ablalar, yirmi yaşı çok büyük görüp hep imrenerek baktığımız zamanlarda bugünleri hayal ederdim hep ben, benim de "kocaman" olacağım günleri...

o günler tahmin etiğimden çabuk geldi, bir anda büyüyüverdim oysa ben böyle hayal etmemiş, böyle beklememiştim. bence yavas yavas olmalıydı her şey, sorumluluklar küçük küçük gelmeliydi ilk önce, acı az az degmeliydi bana. büyüklükten, çokluktan nasibini bir tek mutluluk alamalıydı ancak... ama dedim ya öyle olmadı. yollar birden çogaldı, geceler aniden uzadı, hüzünler şimşek gibi yagdı üzerime.

hayattan hiç bir şey beklememeyi ben böyle öğrendim. çünkü ne beklersen, ne istersen tam tersi olurdu hayatta, zamanın ulaşılmaz hızına, yaşamın karşı konulamaz öfkesine ve gücüne biz küçük yaratıkların yapabilecegi hiç bir şey yoktu. bu serüvende yapabileceğimiz en iyi şey sadece ona ayk uydurmaktı. herkes zamanla herşeye alışır, herkes zamanla herşeyi yapardı o yüzden hayat gibi insanlardan da çok şey beklemeliydi kişi, esas olanın kendi oldugunu bilmeliydi.

hayattan beklentiler her daim beklenti olarak kalmaya mahkumdu.
una guitarra una guitarra
düşükse, üzüntüleriniz de coşkularınız da sönük olacaktır. varyasyon düşüktür bir nevi. eğer yüksekse, allah... yüksekse... kendinize sürekli "ben ne istiyorum?" diye soru sorar hale gelirsiniz. her duygunun, her olayın hakkını vere vere yaşarsınız... kendi seçtiğiniz hayatı yaşarsınız. ama bunun da handikapı, herşeyden kendini sorumlu tutmaktır.
a day in the life a day in the life
yaşın ilerlemesine bağlı olarak azalan beklentilerdir. insan denen canlının şu fani dünyada, yaşının artmasına bağlı olarak yediği kazıklar ve yaşadığı hayal kırıklıkları doğru orantılı olarak artar. artık bir savunma mekanizması mıdır bilinmez ama buna bağlı olarak da beklentiler eskisi gibi yükseklerde uçmaz. bir bakıma yaş büyür hayaller küçülür durumu gerçekleşir.
1 /