hayattan korkmak

yo mr white yo mr white
izmir'de ufak çaplı kumar oynatılan bi mekanda çalışıyorum. bi adam tanıyorum burda çalışan, yaşı 54. zayıf, uzun boylu, yüzünde yılların ona yaşattığı sıkıntıların çizgileriyle müşterilere servis yapan ismet abi. ilk gördüğümde 'yaşı 70'in üzerindedir' diye düşünmüştüm. günler günleri kovaladıkça çalıştığım bu batakhanede ki yüreği en temiz insanın o olduğunu gördüm. gece çalışıyoruz haliyle, sabah 7-8 gibi kapanıyor mekan. bi muhabbet arasında 'bi sabah bana gidip içelim abi' dedim, 'olur' dedi. sabah pozisyonlar farklı oldu, farklı kişilerle ayrı ayrı çıkmak zorunda kaldık mekandan ve bizim piiz muhabbeti yalan oldu. aradan bi kaç gün geçti bizim mekanda daha önce çalışan bi arkadaş oyun oynamaya gelmiş, ismet abiyi görüp bi selam vereyim diye yanına gidince, ismet abi de 'senin bira sözün vardı noldu ona?' diye sormuş. bizimki de karıştırıyorsun heralde abi biz konuşmadık demiş. muhabbet bi şekilde kulağıma geldi gittim ismet abiyle konuştum. geçtiğimiz sabah bendeydik. verdiğimiz sözü tutturmadı ismet abi. elimi cebime attırmadı. herşeyimizi aldı. beni karıştırdığı arkadaşı da davet ederek üstelik. içerken laf lafı açtı, kafalar güzelleşti ve dökülmeye başladı ismet abi. 12 sene önce karısını, 2 çocuğunu ve annesini silmiş atmış hayatından. 12 senedir hiç birini görmediğini söyledi. işin neden bu pozisyona geldiğini de ayrıntılı bi şekilde anlattı. hak verdik, üzüldük ismet abiye. ismet abi şu an bizim çalıştığımız yerde yaptığı iş mekanı üzerine almak. yani bu demek oluyor ki polis gelip mekanı bastığında ismet abi mekan sahibi olarak gözükecek ve işler patladığında ceza evine girecek. günlük 100 lira ve kalacak ev verdikleri için yapıyor bunu. ağzımdan kaçtı 'neden be abi? yaşın kaç olursa olsun? var mı özgürlük gibisi?' diye çıktı siktiğim ağızımdan. elindeki birasından(skol) bi yudum aldı, bıraktı şişeyi, kafayı kaldırıp baktı bana. 'insan dedi hayatta en değer verdiği insanları diri diri toprağa gömüyorsa oğlum, vazgeçmiştir herşeyden.' bunlar yazdıklarım, yazmadıklarımsa daha acı. hayattan korkmak mı? hayattan vazgeçmek mi?
phantas magoria phantas magoria
şimdi korksan da korkmasan da bir şekilde yaşıyorsun
o halde korksan bile korkmuyormus gibi yapmak daha iyi
biz düşsek de acımadı ki diyen çocuklardik, noldu bize?
müthiş sol ayak müthiş sol ayak
korkmaya gerek yok, korkulan şey halihazırda başımıza gelmiş zaten.

bireysel iletişimde insanlar birbirlerini önemserler, ancak topluluk seviyesinde kimse kimsenin umrunda değil ve bu kötü gibi gözükse de, tam aksine, iyi bir şey aslında.

on yıl önce aynı sınıfta olduğumuz kişilerin yaptıklarını hatırlamaya çalışalım. birkaç anı dışında hafızanızda hiçbir şey kalmamış olduğunu fark edeceğinize iddiaya girerim.
aynı şekilde şu çıkarıma ulaşabiliriz: arkadaş, akraba, sevgili gibi doğrudan iletişimde olmadığımız diğer insanların hayatında birer figürandan öte değiliz ve zihinlerinde yer edinmiyoruz. diğer insanlar %99 ihtimalle o endişelendiğimiz şeyleri düşünmemişlerdir, hatta fark etmemişlerdir bile. yani, "komik duruma düşmüş müyümdür?", "acaba benim hakkımda ne düşündüler?" gibi sorular kaygı (vesvese) kaynaklıdır diyebiliriz.

insanların ne düşündüğüne odaklanmak yerine, "bu hayatı iyisiyle-kötüsüyle yaşarken ben ne hissediyorum? hayatıma neler katsam yaşamımı güzelleştirebilirdim? bunların kaç tanesini şimdi, şu anda yapmaya başlayabilirim?" diye düşünmek daha doğru bir seçim olacaktır.

mutluluk, ulaşılabilecek bir hedef değildir; hayattaki seçimlerimizin yan ürünüdür.
kendimizden ne kadar memnunsak, kendi kendimize dair beklentilerimizi ne kadar yaşayabiliyorsak o kadar mutlu oluruz.
bunu net bi şekilde söyleyebilirim.

hayat, başımıza gelenlerdir.
herkese bol şans.