hayy bin yakzan

sezarınhakkısezara sezarınhakkısezara
ibn-i tufeylin 12.yy.'da yazdığı bir adada ceylan tarafından büyütülen bir çocuğun akıl yoluyla tanrıyı bulmasını anlatan felsefi temelli hikayedir.hz.musa kıssasına atıf yapılarak zalim kralın ülkesinde doğan hayy bebek annesi tarafından çaresizlikten dolayı suya birakilir.ve dalgalar hayy'i ekvator yakınlarında vahşi hayvanların olmadığı canlı yaşama sahip bir adaya surukler.burada ki bir ceylan hayy'i emzirir buyutur.hayy ceylanı tıpkı annesi gibi gorur.fakat hayy çevresine baktığında diğer canlılardan farklı olduğunu doğadaki anne-yavru benzerliğinden harekwtle ceylan a hiç benzemisigini anlar.hayy yalnizdir.dogadaki canlıların savunma mekanizmalarını görür ve kendini çaresiz hisseder.daha sonra bir akla sahip olduğunu anlayıp üstünlüğü kurar.gun gelir ceylan olur.hayy anlam veremez. onu öldüren nedir,onu yaşatan neydi ki o göçüp gitti? tıpkı habil-kabil hikayesindeki gibi kargalardan görerek ceylanı gomer.bir sure sonra olumu kabullenir ve düşünmeye baslar.cevresini sorgular. başta sevgiden hareketle,daha sonra ihtiyaç duyduğu bir güç olduğunu ve her canlının bir sahibi olduğunu idrak eder ve tanrıya ulaşır. güzel de bir çizgi filmi vardır.
seyym seyym
eğitim, ahlak, din felsefesi, insan ve toplum konularında değerlendirilebilecek ahmet hamdi tanpınar'a göre "müslüman aleminin tek romanı"
hayy bin yakzan 12. yy eserlerinden biri. i̇bn-i tufeyl'in, i̇bn-i sina'nın aynı adlı kısa öyküsünden romanlaştırdığı eser adasal romanın ilk örneği. evet robinson cruise'u tanıyoruz ama hayy'ı tanımıyoruz. çünkü türkiye hayy'ın çevirileriyle 1985 yılında tanışmış. hala pek çok kişi bilmez hayy'ı. ben de çok geç tanıdım, az buçuk tanıtmak istedim.
romanda hayy'ın ortaya çıkışı iki şekilde anlatılır. birincisinde kur'an'a gönderme yapılarak musa'nın öyküsüne benzetilir. hayy zalim bir hükümdarın yeğenidir. tahtı kaybetmek istemeyen hükümdar yeğenini öldürmesin diye annesi onu bir sepete koyup denize bırakır.
i̇kinci hipotez ise çok daha ilginç. hayy toprakta mayalanarak, kendiliğinden oluşur. bulunduğu bölgenin iklimi bu tür bir oluşum için çok uygundur. hayy sıcak ile soğuğun, ıslak ile kurunun birleştiği yerde can bulur. evet, i̇bn-i tufeyl abiyogenezden bahsetmiştir. ancak kitapta hayy'ın oluşma şekli ile ilgili geleneksel olan ilk hikayenin tercih edildiği açıkça görülebilir.
hayy kendisinden başka insanın olmadığı bir adadadır. yeni doğum yapmış ve yavrusunu kaybetmiş bir geyik onu evlat edinir. geyiğe bağlanır. yaşı ilerledikçe sezgisel olarak hayvanları taklit eder. utanma duygusu gelişir, giysi üretir. akıl yürüterek yeteneklerini keşfetmeye başlar. kendine zararı olabilecek hayvanlarla baş etmeyi öğrenir. güvenliğini sağladıktan sonra düşünme aşamasına geçer. düşünerek tanrıya ulaşır. i̇nsan-ı kamil olur. sonrasında adaya gelen başka bir insan olan absal ile tanışır. dil öğrenir. düşünerek edindiği fikierler ile absal'ın anlattıkları örtüşünce bunları diğer insanlara anlatmak ister. ancak işler umduğu gibi gitmez. diğer insanlar onu dinlemek istemez. hayy da absal ile birlikte ıssız adaya geri döner. bu noktada hikayenin palton'un mağara alegorisi ile benzeştiği söylenebilir. yani hakikate ulaşan filozof halk ile anlaşamaz. herkes bildiğini doğru kabul eder.
ahlak feslsefesi açısından kitabı incelersek ahlak taklitle mi, içsel olarak mı gelişir sorusunu sorabiliriz. hayy kimseyi taklit etmeden islam ahlakına uygun bir kişi olmayı başarır. i̇slam'da her doğan çocuğun islam fıtratı üzerine doğduğu fikrine de paraleldir bu yaklaşım. ancak aynı hayy kendini doğanın bir parçası olarak görmesine, ve geyiğin yavrusu olduğunu düşünmesine rağmen diğer hayvanları avlamayı, onların yumurtalarını (ç)almayı yanlış bulmaz. çünkü islama göre hayvanlar avlanabilir, yumurtaları da alınabilir. hayy hiçbir yiyecek ihtiyacı olmadığı halde bunu yapar, bu da kusur olarak görülmez. eleştiri getirecek olursam burada i̇bn-i tufeyl'in islama göre iyi insanı bilip, ona göre hayy'ı şekillendirdiğini söyleyebilirim. hayy'ın cinselliği yoktur mesela. hayvanları avlamayı kendine hak gören hayy, cinsellik konusunda tamamen arınmış haldedir. yani temel güdülerinden i̇slama uygun olanlara sahipken, ahlaksız bulunabileceklerden uzaktadır.
din felsefesi açısından da kitle dini mi, akılcı din mi sorularına cevap verir eser ve der ki islam akılcı bir dindir ama siz o kadar akıllı olmayabilirsiniz. hayy akıl yoluyla yaratıcıya ulaşır, o bir filozoftur. ancak, herkesin hakikati kavrama yeteneği eşit değildir. sonradan adaya gelen absal bir sufidir. tasavvuf temsilcisidir. hep beraber topluma döndüklerinde tanıştıkları solomon ise alimdir ve şeriat temsilcisidir. felsefe, tasavvuf, şeriat üçü de aynı yere ulaşır. ancak herkes her yoldan aynı yere ulaşamaz. felsefe yoluyla ulaşmak daha büyük bir kabiliyet gerektirir. bu durumda vahye gerek yoktur diyemeyiz, ancak vahiy yolunu bulamayan insanlar için daha gereklidir.
i̇nsan ve toplum açısından değerlendirmek istediğimizde ise insanın özü nedir? i̇nsan bir tabula rasa mıdır? i̇yilik veya kötülük ruhumuzda mıdır? bunları öğrenir miyiz? gibi sorulara cevap ararız.
hayy insansız bir ortamda ruhundan gelen iyilikle, iyi insan olmayı başarır. bu yaklaşım psikolojideki humanist yaklaşıma uyar. yani kimse boş bir levha olarak doğmaz, toplum tarafından şekillendirilmez. ben bu noktada william golding'in sineklerin tanrısı adlı eserine daha yakın duruyorum. eveti insan bir hayvandır ve hayatta kalma içgüdüsüyle vahşileşebilir. toplum insanı yontar, kurallara uymasını sağlar. bu kurallar da aslında karşılıklı çıkar ilişkisine dayanır. 12. yy.'dan sonra bu bahsettiğim yaklaşımın daha doğru olduğu defalarca denenerek ispatlanmıştır. bakınız marina abramovic'in rhythm 0 adlı deneyi. yani bu noktada humanist değil de freudyen yaklaşım aslında daha doğru sonuç verecektir.
hayy bin yakzan başta brunch spinoza olmak üzere pek çok filozofa, yazara esin kaynağı olmuş bir eserdir. spinoza'nın "her şeyin bir nedeni vardır, tanrı dışında. o kendisinin nedenidir" ifadesi tam olarak bu romanla ve hayy'ın tanrıya bakışıyla örtüşür.
öte yandan i̇bn-i tufeyl'in de antik çağ yunan filozoflarından fazlasıyla etkilendiği söylenebilir. romanda aristo mantığı, platon'un idealar dünyası, socrates ahlakı ile ilgili pek çok detay vardır.
eserde dil ve düşünce arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen çatışmaya da değinilir. dil mi düşünceyi, düşünce mi dili oluşturur? dil olmadan düşünce olur mu sorusuna evet diyerek cevap verir tufeyl. hayy tek kelime dil bilmeden büyük bir ilim sahibi olur.
robinson cruise ile kıyaslandığında ise hayy'ın daha çok ahlak felsefesi, robinson'un da siyaset felsefesi üzerinden değerlendirilebilineceği söylenebilir. hayy minimum yaşam şartlarını oluşturduktan sonra düşünme aşamasına geçer, fikren kendini gerçekleştirir
robinson ise adada medeniyet oluşturmaya çalışır. kendini hükümdar ilan eder, adaya yerleşir. kolonileşmeye çalışır. bu bağlamda iki eserin anlatmaya çalıştığı çok farklıdır.
kitap her ne kadar günümüzden bakınca bazı konularda eksik olsa da dönemin şartları içinde olağanüstü bir eserdir. eseri tanımak isteyenlere özellikle ibn-i sina şerhi olan bir yayınevini tercih etmelerini tavsiye ederim.
lazy lazy
yky yayınları baskısı mehmed şerafeddin yaltkaya önsözüyle başlar. dönemin felsefi algısı ve hikayenin anlatımı hakkında derin bilgiler içerir... müthiş bir kitaptır.
klen mist klen mist


-tanıtım bülteninden-
bütün zamanların en önemli düşünürlerinden ibn sinanın hayy bin yakzanı birtakım remzlere başvurarak sembolik bir hikaye şeklinde kaleme aldığı bir eser. görünüşler aleminin arkasındaki temel ilkeleri araştıran bu eser, bir "keşifler" kitabı olmakla birlikte, ibn sinanın çağına kadar ki kozmoloji, ruh ve hayat hakkındaki telakkileri anlamak bakımından da ayrı bir öneme sahip. doğu felsefe geleneğinde ilk kez böyle bir felsefi hikaye yazmış olan ibn sina, kendisinden sonraki ibn tufeyl, nasirüddin tusi, şehabettin sühreverdi gibi başat filozoflara da bu eseriyle öncülük etmiştir.
eser, görünüşler dünyası ile hakikat arasında anlama ve anlamlandırma gerilimi yaşayan insana varoluşunu anlamlandırması, kendisini büyük bütüne dahil etmesi için tefekkür imkanları sunuyor. sonsuzluğu kavramaya yönelik bu fikri çaba tekmil bir alem tablosu çiziyor. ibn sina kurduğu bu muhkem yapıdan, tefekkürün bütün incelikelrini maharetel gösterdiği bu alem tablosundan o kadar emindir ki muhatabına söyleyeceğini söyledikten sonra eserini şu cümlelerle bitirir: "istersen arkamdan gel... seni ona götüreyim!..."

eser iki mukaddime, risalenin türkçe tercümesi ve ufak bir sözlükten oluşuyor. hepsi 86 sayfa. ikinci mukaddime içinde salaman ve absal ibn tufeyl çalışmasından çok az farklı olan bir versiyonu mevcut. böyle birkaç çeşit okumuş olmakla esere anlam vermek, eserden anlamlar çıkarmak keyifli bir hal alıyor. yukarıda görünen büyüyen ay yayınları 1.baskı, 3.bask yayınlanmış, meraklısına; aramakla bulunmaz, aranmazsa hiç bulunmaz.