heba

toprakta adı kalan adam toprakta adı kalan adam
sanki sadece boşa gitmekten daha öte gibi. heba boşa gitmenin yanında yazık olması anlamına da geliyor. mesela ekmek alırsınız eve, ya evde vardır ya da yenmez, boşa gider. ama aynı ekmek poşetten düşüp çamura bulanırsa heba olur gibi...

böylesi derin manası olan bir kelimeye ekmekle örnek verdiysek; ekmeğin katıksız da karın doyurma gücündendir.

heba olan tüm duygulara selam olsun.
nora luca nora luca
sayfalarının arasında yazarının gezindiği izlenimini yarattı bende.

-- spoiler --

bilmem fark ettiniz mi siz de, ziya'nın terhis olduktan sonra trende uykuya daldığı ve rüya gördüğü bir kısım vardı. rüyasında yine trende aynı koltuktadır. tren ormanın içinden geçerken birden durur ve bir makinist belirir. burdan sonrası kitapta şöyle geçiyor:
"şapkasının kenarından görünen saçları bembeyazdı ve kulakları kepçe kadar büyüktü bu makinistin. yüzü de her biri birbirinden derin çizgilerle doluydu. binlerce yıldır yaşıyormuş da onu ancak üniformasının varlığı canlı gösteriyormuş gibiydi o sırada. hadi buyurun, dedi bu makinist ziya'nın karşına gelince; biz bu ücra yerde siz ineceksiniz diye durduk. ziya onun sözlerini yadırgamadı hiç, yerinden kalktı usulca. makinist de ardı sıra yürüyerek kapıya kadar eşlik etti ona ve eğilip yeşile çalan gözleriyle arkasından uzun uzun
baktı." buradaki makinist sanki hasan ali toptaş'ın kendisiymiş izlenimi uyandı bende. çünkü fiziksel olarak sanki kendisini betimlemiş ve ziya'nın bu bilinçdışı yolculuğunda ona rehberlik etmiş.


edit: kendisine bir imza gününde bunu sorma fırsatı buldum. ve dediklerimi onayladı. makinisti özellikle öyle betimlediğini söyledi. psikanalizle ilgilenip ilgilenmediğini sorduğumda ise "açıkçası okuma psikanalitik okuma hiç yapmadım ama freuddan yıllar önce dostoyevski bilinçaltından bahsetmişti zaten" dedi.



-- spoiler --
atomheart mother atomheart mother
sonsuzluğa nokta kadar beni sarsmayan (ama kitabın çirkin olduğunu da göstermeyen), içinde pek beğendiğim cümleler, kelimeler barındıran hasan ali toptaş kitabı.
hakkında yazacak bir şeyler bulup çoğunun spoiler niteliği taşıyacağını fark ettikten sonra, kitabın içeriğinden öte birkaç ufak detayından bahsetmeye çalışacağım:
öncelikle boş beleş yayınevinden -iletişim- bahsedeyim: ulan, kitaptaki açıklamalar öncesinde noktalama babında 1 tane ':' yok, yerine amatörce ';' kullanılmış. sorsan en iyi yayınevi kendileridir. bu da yetmiyormuş gibi baskı berbat. bazı yerlerde baskıdan dolayı oluşan bulanıklığın sebebini kendi gözüme yordum da, değilmiş.
kitap günlük yaşama dair çok kısa bir olayı anlattığı gibi, çok güzel sürprizler de var içinde. hat'tan bildiğimiz üzere yine aforizma niteliğinde olan bir sürü cümle var kitabın içinde.
son olarak: kitabın arka kapağındaki yazıları kitap bitince okuyun bence. öylesi daha güzel olacaktır. hem, kimse büyüyü bozmak istemez ya...
rüyanda görsen inanma rüyanda görsen inanma
"göz gözü görmez insafsızlığın, doğruya benzemeye muvaffak
olan yalanın, utanmazlığın, lincin, kıstırılmışlığın romanı."

(bkz: hasan ali toptaş)



"belki içlerinden hiç gelmediği halde gülümsemek zorunda kalıyorlardı ve kuşkusuz, bu da zulümlerin en beteriydi. bir insanın, kendisine zulmedene gülümsemeye mecbur bırakılmasından daha beter bir zulüm olamazdı yeryüzünde."