hepimiz aynı gemideyiz

1 /
puxa vida puxa vida
"hepimiz aynı gemideyiz” doğru ama. onlar lüks kamaralarda yolculuk ederlerken, bize geminin en dip, ışıksız köşeleri bırakılmıştır."
nautilus nautilus
ne zaman biri ayvayı yese, hemen bu sözün altına sığınıyor. çıkması olası ekonomik krizlerde bu sözü sık sık duyacağız.
nautilus nautilus
fizikte sistem ve çevre kavramı vardır.
hepimiz, sistem, yani tanımlı bölgede kimler var, belli değil.

en geniş kavramda düşünürsek uzaylılar hepimize dahil mi?

dünya olarak düşünürsek, amerikalılar dahil mi?

ülke olarak düşünürsek suriyeli mülteciler dahil mi?

ayyaşlar olarak düşünürsek, ayyaşları hepimize dahil ediyor musunuz? ya da ayyaşlar sizlerle aynı gemi olmayı kabul ediyor mu?

tanım net değil. netleştirip gelin, sonra bir bakalım.
üç hürellerin dördüncüsü üç hürellerin dördüncüsü
geminin makine dairesine 75 derece sıcakta seri kömür atan işçi (çımacı mı miço mu ne zıkkımsa) konumunda olan sen ben halkımıza yönelik çağrı.

bir konuşsak o gemiden aşağı denize atmayacak mısın sanki lan bacısını siktiğimin, biz bilmiyor muyuz filikalara ilk sizin doluşacağınızı, bizi götü delik costa concordia ile başbaşa bırakacağınızı.
ozanche ozanche
bi siktirin gidin amk diyerek püskürttüğüm önerme. aynı gemideymişiz bak bak laflara bak sanki ben batırdım gemiyi, lan sizinle bırak aynı gemiye binmeyi aynı tuvalete bile işemem ben, acınızdan geberin bi lokma ekmek vereni siksinler amkdmn hamur beyinlileri.
platonun ütopyası platonun ütopyası
o gün derse geç kalmıştı. ilk ders matematikti. hocayı ve arkadaşlarını rahatsız etmemek için kantinde oturmuş, dersin bitmesini beklemişti. bir sonraki ders için sınıfa girdiğinde, tahtada, sonunda soru işareti bulunan iki işlem gördü. kalemini defterini çıkarıp hemen not etti kimsecikler tahtayı silmeden. diğer dersler bitmiş, eve dönmüştü. defterinde çözülecek iki tane soru vardı. defterini açtı, ama sorular bayağı zor görünüyordu. sınıfta durumu da fena sayılmazdı hani.uğraştı durdu soruları çözmek için. hoca bazen böyle ev ödevi verir ve yapılıp yapılmadığını da kontrol etmezdi. ancak yapanlar mutlaka bunun karşılığını en azından bir iltifatla alırlardı. bazen nota da etki ederdi tabii bu durum... ertesi gün uzun uğraşlardan sonra çözdüğü soruları koydu hocanın masasının üzerine. biraz da zor olmuştu hani. hocanın yüzünde değişiklikler oluyordu işlemi kontrol ederken. 'nasıl buldun bu sonucu?' dedi hoca heyecanla. bu soru 150 yıldır çözülemiyordu. ben dün tahtaya matematiğin problemlerini anlatırken yazmıştım bu soruları. kendim çözmeyi denemediğim gibi, bizim gibi normal(!) insanların da denemeyeceğini düşünüyordum. enteresan dedi. şaşırarak cevap verdi hocaya: 'dün derse geç kalmıştım. tahtada soruyu görünce diğer ödevler gibi zannettim. ve biraz da zorlanarak akşam evde yaptım'. hoca sınıfa döndü: işte arkadaşlar, 150 yıllık soru dediğimiz, aslında 150 yıllık önyargımızmış. eğer biz de önyargılarımızdan yargılarımızdan yargılarımızdan kurtulabilsek, 2000 yıllık soru ve sorunları da çözeriz herhalde.

hayır maalesef aynı gemide değiliz. kimin başına ne geldiği de açıkcası kimsenin umurunda değil. herkesin en baştan beri taşıdığı fikirleri var. gemisini kurtaran kaptan misali tek düşündüğümüz kendimiz. oysa ön yargıları bir kenara bırakıp toplum için bir şeyler yapmaya çalışsak hep birlikte kazanırız.

gerçi kimin umurunda?
1 /