hiçbir şeyin eski tadının kalmaması

1 /
ahteridünbaledar ahteridünbaledar
yaşlılık alametidir.
sözlüğün eski tadı kalmadı.
dizilerin eski tadı kalmadı.
işyerlerinin eski tadı kalmadı.
şu koca avm'lerin, yıldız parkına sevgili götürmelerin, cihangir roma parkı merdivenlerinin, vapurda insanlarla kesişmenin, tadı kalmadı. estetik merkezine kayıt yaptirmak için kart uzatan çocukların o yakamiza yapışan ısrarı, o ilk heyecanı bile yok artık...
hopörleri ve mikrofonuyla şarkı söyleyen bir abla vardı, o bile yok.
ruhlarımız çoktan göç etmiş sanki bedenlerimiz acısz ve sevinçsiz birer hayalet gibi yürüyorlar bir yerden bir yere...
yakov petroviç golyadkin yakov petroviç golyadkin
örneğin; bir şarkıyı ilk dinlediğinizde çok seversiniz, sürekli dinlersin, dinledikçe o kadar sıkılırsın ki, playlistte o şarkı gelince değiştirirsin.
çünkü insanoğlunun kurgusu tamamen tüketmeye endeksli ve en önemlisi yenileri tüketmeye.
eski tadın kalmamasının sebebi, o tadı kalmayanları sürekli tekrarlamaktan.

bir de tekrarlanamayanlar var. ömrünün çok ufak bölümlerinde yaşayıp keyif aldıklarını şimdi yaşayamamak. bu eskiden radyoda çok beğendiğin bir şarkıyı dinlemek için radyonun başında beklemek gibi. denk gelirse yaşarsın güzeli, denk gelmezse yaşadığın güzeli özlersin. kaldı ki şu an ileride özleyeceğimiz günleri yaşıyoruz. ha dersen ki eskiden o yaşadığım ufak bölümler daha çoktu, yoğundu. evet eskiden çoktu ama şuan çok klişe tabirle bu kapitalist düzende o yoğunluğu yaşaman çok zor, konsantre edilmiş anları genele yayma becerisini geliştirmekten başka şansımız yok.
loss loss
bu kadar melankolik olmanın çok da luzümü yok. tadını alan alıyor, biraz da insan kendine dönüp bakmalı zira hayat kendi tadını içinde barındırıyor ama işte biz her ne kadar dinlemesek de arabesk yaşamayı seviyoruz.
cocochanel cocochanel
yaşlılıkla bir ilgisi yok. böyle bir şeyin varlığına ben de inanıyorum. her şeyin içi boşaltılmışken nasıl tat almayı bekleyebilirsin ki?
lö şuhane lö şuhane
kişinin kendine yaşatmak istedikleri ile alakalı. seçici olma durumu, kişi-eylem ya da nesne üzerindeki ilgi otağımızı güçlü tutar.

bir şeyi seviyoruz diye tekrara düşersek o şeyden tiksinmeye başlayacğımızın habercisidir.

ha tabi kabul etmekle de alakalı bazi şeyler; her başlangıcın sonu olduğunu kabul edecek erişkinliğe varabilen daha çabuk sıyrılıyor mutsuz hallerden.

sonuç olarak "kendi"mizle alakalı; bir çiceğin daha güzel kokup, bir şarkının bizi daha iyi raks ettirmesi.
7
topalkırkayak topalkırkayak
zamanı yakalayamamaktan da olabilir. eğer, on sene önceki şeyleri istiyorsanız ve şimdikileri sevmiyorsanız, belki de sorun sizdedir. zaman akıyor, bir daha on sene önceki gibi olmayacak, yeni tatlar peşinde koşmak lazım. ikinci bir ihtimalde siz sürdürmeye çalışın yapabildiğiniz kadar. birileri takip ederse o şekilde de mutlu olabilirsiniz sanki. yoksa, zaman geçtikçe sıkıntı büyüyecek. alışkanlıklar yoruyor insanı.

bir de, hiç yazılmamış ben de yazayım. hiç bir şey değil o.

bonus track:
(bkz: hiçbir şeyde gözüm yok)
rose whisper rose whisper
yaşlılıkla değil ülkeyi siken malum parti ile ilgili bi mevzu.

adamlar zengin olma hayalimiz olan milli piyangoyu bile demirören'e sattılar be. eskiden bu ödülün adilliğine inanırdık. önce içine yolsuzluk karıştırdılar. sonra da saraya para lazım diye demirören'e sattılar.

hiçbir şeyin çocukluğumuzdaki gibi kalmasına izin vermiyorlar.

emeği geçenlerin allah belasını versin.
sadecegunlukseyleryazicam sadecegunlukseyleryazicam
gıda mühendisliğinin başarısıdır.

tatlandırıcılar, şeker şurupları ve koruyucular hiçbir şeyde tat bırakmadı.

et ürünlerinde et yok. süt ürünlerinde süt yok. kakao tükenme sürecinde olduğu için çikolata da azala azala bitecek.

bir de tarım ürünleri konusu var ki anlatmakla bitiremem. domates mi yiyoruz plastik mi çiğniyoruz belli değil.

böyle hayata sokuyum.
1 /