hiçbir yere ait olmamak

3 /
death death
bir odam vardı. farkında olmadan orda zaman geçirirdim hep. çıktığımda çoktan akşam olmuş, olurdu.küçüklüğümden beri mesela, her yerden gitmek isterdim. yalnız kalmak isterdim,yalnız kalınca ''hayat lazım'' deyip, dönerdim.sanki koca bir lastikten ip, beni hep odama çekerdi. dünyanın bir ucunda bile olsam,salonda bile olsam...her şeye el attım. yapabileceğim her şeye... hiç birine bağlanamadım.yapamadım. yapmaktan öte, yapmaya devam etmek istemedim. dans,resim,müzik aleti çalmak,orta dünyayla ilgilenmek,orta çağ ile ilgilenmek,24 saat film izlemek,okuduğum kitaplarda kendimi ve olmam gereken yeri bulma çabalarım hatta ve hatta kaykay sürmek bile ... hepsi ama hepsi yalnızlığa çıktı. çünkü biliyordum, bu olmayacaktı hayatımın merkezi.yaptığım şeylerden hiç biri olmayacaktı. aramak yıprattı.beni yıprattı.ailemle zaman geçiremediğime üzülürdüm vicdan azabı çekerdim.ama şimdi biliyorum ki, duramıyorum. çünkü zaman kaybediyorum. yapılacak bir sürü şey var. ve ben yapmam gereken şeyi bilmiyorum.vakit hızla geçiyor! ben boşlukta sallanıyorum. bekleyince öylece, ''neden çıkıp yaşadığımı hissetmiyorum? neden burdayım...?'' diyorum. ordayken de bunların hepsinin, herşeyin boş olduğunu anlıyorum.zıplayan toplar olur hani. bir o duvardan bir bu duvara çarpıp durur. öyle hissediyorum bazen kendimi.sonsuzlukta sıkışmış gibi .her şey kendini tekrarlıyormuş gibi.insanlar,yüzler...ama bir anda ben farketmeden değişiyorlar gibi. onlar tutku ile bağlı bir şeylere.sıkı sıkıya... üzüldüklerinde sığınıyorlar.evlerini,kendi evleri olduğunun bilincinde olarak uykuya dalıyorlar. eşyalarını,kendi eşyaları gibi hissedip sahiplenebiliyorlar. ya da annelerine hiç ölmeyecekmiş gibi sarılabiliyorlar. hep çok kıskanmışımdır,bu insanları. ben hiç birşeye ait olamadım.annem bir gün ölecekti,bu evden bir gün taşınacaktım,sevgilim gidecekti,gitarım kırılacak,eşyalarım kaybolacaktı,uzaklar hep uzak kalacaktı. hiç ait olamadım ben. hiç anlatamadım,anlayamadım.

hiç kimseyi özlemediğimi farkedince, anlamaya başladım bunu.insanlar çok uzaktı bana hep.en sevdiklerim bile.uzak duruyordum hep nedenini anlamadan.halbuki çok sıcaktım onalra.ama işte hep içimde bi yerlerde uzaktım. bir şeyler sebepsizce kanımı emiyordu sanki. sanki akciğerlerime,sivri bir şeyler saplıyorlardı. ya da ben deliyordum. sonra alıştım ama git gide... ve şunu öğrendim; ait olamayan insanlar, hiç ait olamazlar.bir evre değildi bu yani.ne ben , ne sen ,ne o, ne bu , ne şu. olamazlar.
kabaramazsınkelfatma kabaramazsınkelfatma
en çok evinde, kendini en ait zannettiğin yerde hissedersin ve farkedersin hiçbir yere ait olmadığını.
depremden sonra kardeşim söylemişti, unutmuyorum. "insanlara bak, ölüyorlar, yaralanıyorlar, evleri yıkılıyor. onlar yine ayağa kalkıp, yeni evler dikiyorlar, düğün yapıyorlar, kavga ediyorlar.
dünya, üzerinden silkelese de, tırnaklarıyla, dişleriyle tutunmaya çalışıyorlar."
yıkıntıların arasında bu sözlerle bakınca, evet demiştim, öyle, kendi kendime, insan en çok hiçbir yere ait olmamakla başedemez.
maia maia
çok ama cidden çok seyahat ettiğinizde yaşanan durum. öyle işte, otel odaları havaalanları falan ancak. her şehri az biraz bilmek, eve dönmek hissini çok sevmek.
castiel castiel
kendi memleketin artık sana dar gelmeye başlar. başka şehirlerde yaşamak için arayışa girersin. şehirlerden birini bulur yerleşir yeni bir hayat kurarsın. daha sonra bu şehir de artık sana dar gelmeye başlar ve orayı da terk edersin. hayatında istediğin hayalini kurduğun tek şehire taşınır ve yeni bir hayat daha kurarsın. artık huzurlusundur, hayalini de gerçekleştirmişsindir. bir süre sonra burdan da rahatsızlık çektiğini farkedersin. sonunda anlarsın ki aslında sen buraya da ait değilsindir. çünkü insan korkularından kaçtığı sürece tam olarak hiçbir yere ait değildir.
myself myself
aynı zamanda bir türlü mutlu olamamaktır. nerde olunursa olunsun rahat hissedememek, hep bir şeylerin eksik olduğunu düşünmek, zamanı, mekanı, insanları ve hatta kendini benimseyememektir. ne yenen yemeğin tadı vardır, ne en sevilen filmi tekrar izlemenin, ne muhabbetin, alkolün, sigaranın, ne de hayatın tadı vardır. hep eksiktir. sanki her şey bayatlamıştır. sanki aitlik duygusuyla memnuniyet hissiyatı da kaybolmuştur. hava hep puslu gibidir, güneş cayır cayır yaksa da. etrafta eğlenen, mutlu insanlar görmek bile sinir bozar. benden başka herkes mutlu düşüncesi sorgulama sürecini acımasızlaştırır. içimde küflenen bir ben var dedirtir acilen yeni bir heyecanla hayata geri dönülmelidir. sahiplenilmelidir yaşanan anlar, tadına varılmalıdır. her ne olursa olsun alınan nefesin değeri bilinmelidir. zamanın geri gelmeyeceği hafızadan çıkarılmamalıdır.
istanbul tek nick istanbul tek nick
doğunun ufak bir şehrinden büyük şehre okumaya gelmektir.memlekette herkes üniversiteli gözüyle bakar, biraz soğuk yaklaşır ve artık onlardan olmadığın hissini uyandırır.daha da kötüsü büyük şehirdir, nisbeten farklı kültürün göbeğine düştüğün bu koca diyar seni yutar, günah bildiklerin maharet, maharet bildiklerin ise utanç vericidir.
batıda doğulu, doğuda ise batılı olmaktır bu.batıya alıştıktan sonra bir de yurtdışına çıkmak vardır ki, orda da tekrar doğulu olmak ile başbaşasınızdır. insanoğlunun dünyanın yuvarlak oldugunu farketmesini beklemek gerekir bu önyargılardan kurtulmak için zira "kime göre doğu kime göre batı?" sorusu insanların yüzlerinde aptal bir ifade bırakmaktan başka bir işe yaramamaktadır.
en güzeli kendini hayatının başrolüne koyup, kendin olmaktır, kültürünü dilini dinini bilip özünü kaybetmemektir, önyargıları ait olmadıgın "hiçbir yer"in hiçliğinde boğmaktır..
papazeriği papazeriği
her an başka bir yere gidecekmiş gibi hissetmek çünkü çocukluk dönemini bazen anneanne ve dedenin yanında, bazen annenin yanında geçirmek. göçebe gibi bir orda bir burda büyümek. bu durumun kötü olduğundan bahsetmiyorum. mutlu bir çocukluk geçirdim ama bu "arada kalma" durumu, büyüdükçe insanın içini acıtan bir sorun haline geliyor.

üniversite nedeniyle başka bir yere gitmek de durumu iyice içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. on parçaya bölünmek geliyor içimden. rahat hareket edememem, bir yerde huzurlu olamamam, tedirginlik duymam hep bundan. kendimi ait hissettiğim bir yer olsa da kafamdaki bu ikilemden kurtulsam, misafir gibi dolaşmasam kendi evimde. kalabalıkta bile yalnız hissetmesem kendimi keşke.
3 /