hilmi yavuz

1 /
deccal deccal
genç şairlerle ilgili varlık dergisinde yaptığı bir yorumunu üstüme alınmamla gençlik heyecanı ve öfkesi içinde varlık dergisine küsmeme sebep olan insan. sene 1996...
yorum genç şair arkadaşların çıraklık ve kalfalık dönemlerini atlayıp doğrudan ustalığa ulaşmak istemesiyle ilgili sert ve anlamsız bir eleştiriydi, hilmi ustaya saygım sonsuz ama bu yorumuna hala katılmam.
ek bilgi: varlıkla barış yaptım
yuziko yuziko
can bahadır yücenin fahri babası sayılır kendisi, kahvesini bile onunla içer . severim kendisini eskilerden kim kaldı ki.
yuziko yuziko
kendisini şöyle anlatır :

ben için son net

benim yüzümdür iste, mağrur, kalın, şizofren;
unutmak ve aynayla, aşklarla azalmada;
ben gideli beridir hilmi yavuz ile ben
bazen burdayız iste, bazen de ürkünç oda
içimize kapanan kapısıyla bu gün de
bir ben'e acılıyor, ah, yıldızlı ve çorak

bir çökelti gibiyim ben kendi belleğimde...

nereden açılırsa orasından akacak
ur mu, ben mi, çıban mi? kötücül, irinli, pis...
bıçak, bisturi, makas beni desin ve yarin
çıkarın ne vardıysa: teslis, teslis ve teslis...

bana çivilidir, isa'yla çarmıh neyse;
aşksa bir iç kanama... gül, gülden içeri'yse...
hilmi yavuz
kart horoz kart horoz
asıl adı "hill miyav uz" olan koreli tekir. adı, güzel türçemizde "tepelerde durmaktan hoşlanan uzlaşmacı tekir" anlamına gelir. öyle kitelevizyona çıkabilmek için arkasından atıp tuttuklarıyla konuşmayı ve uzlaşmayı bile göze alır. hiçbir şey bilmediği konularda en uzun süre konuşabilen ve bu konuşmalardaki bütün cümlelerinin içeriği "benden başka iyi edebiyat yapan yok" olabilen azimli bir yiğittir.
husatin husatin
bayan bir konuşma tarzı var. herşeyi uzata uzata anlatıyor ama yinede görmüş geçirmiş,bilgisine saygı duyduğum insan...
eleanor eleanor
doğunun sorulari


hangi umut, hangi sevda, hangi dağ
ve hangi-

dağ, allahu ekber dağlarıdır
sevda, nazımınki

ve ozan bir garip derviş işte
acısı gevaş’ta, gidi muş’ta
kendini yollarla bezemiş

mendili boydan boya meneviş
bir büyük akşamın külü
sabrı, hasreti doğulu

ve ölüm, bir kır yoksulu
gibi gök ekin arıyor sanki

hangi umut, hangi sevda, hangi dağ
ve hangi-
muglak muglak
bin şiirin yeşil atina
çileli ekim günlerini bir daha oku
acının ve gelinciğin kitaplığında

acı, yok hükmündedir

ölümün anayurdu bendedir
solgun idam fermanıdır rüzigar
bir türkünün derin ağaçlığında

ölüm, yok hükmündedir

kuşlar ahi, gün yörüktür, vakt ırışır
haylice sonbahar olur
gizli abdal diliyledir sevda

sevda, yok hükmündedir
gölgeningücü gölgeningücü
doğuyu ve batıyı sağı ve solu aynı batında taşıyan büyük şair/yazardır.


nazim hikmet

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

biz ki sessiz ve yağız
bir yazın yumağını çözerek
ve olumu bir kepenek gibi örtüp üstümüze
ovayı köpürte köpürte akan küheylan
ve günleri hoyrat bir mahmuz
ya da atlastan bir çarkı felek
gibi döndüre döndüre
bir mahpustan bir mahpusa yollandığımız

biz, ey sürgünlerin nazımı derken
tutkulu, sevecen ve yalnız
gerek acının teleğinden ve gerek
lacivert gergefinde gecelerin
şiiri bir kus gibi örerek
halkımız, gülün sesini savurup
bir türkünun kekiğinden tüterken
der ki, böyle yazılır sevdamız

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

diye bir şiiri vardır..
pipelette pipelette
içbükey sonnnet

yalnızlık kalıtımdır...aynalara bıraktım
kim bakarsa onundur aynaya benden sonra...
ah. sözlerde açtığım yaraları kanattım:
durmadan arayarak tenimi sora sora
ona yıktım kendimi...ben içine kapanık
bir gece güneşiyle yolunu yitiren yolcu!
belki onu bulmaya, belki de bulanık
yolcu için durulan nehirlerle sonuncu
kez büyük gösterirken o kalıtı, öteki
durmadan küçültüyor...ortası bulunamaz!...
pazarları verilen kanlı yalnızlık ek'i
seni hep alıştığın aldanışa bırakmaz...
1 /