i am legend

1 /
nighttimebird nighttimebird
yazarı richard matheson olan, vampirlik olgusuyla alakalı pek çok şeye bilimsel açıklamalar getiren kitaptır. oldukça sürükleyici olmakla beraber "the last man on the earth" ve "the omega man" adlı iki filme alınmıştır. yazarının ve paranoya bilimkurgu türünün baş yapıtlarından sayılır.
nighttimebird nighttimebird
johnny depp ve will smith'in dahil olduğu bir kadroyla filme çekileceği söylentileri ortada dolaşmakta olan kitaptır fakat söylentilerin yalan olması mümkündür. kaynak imdb'dir.
maglor maglor
fevkalade gaz bir stromlord parçası. sözler;

hear me! i'm the last one left
of a long gone kind,
i stand alone
but as sun sets and darkness falls with hundreds voices the air comes alive

and every night they're comin' out for me
with hate filled rage they try to force
their way inside
knocking and banging they pound the door
and they thrash the windows' boards... the roof... the walls...

listen! i'm the one your kids will be taught to fear, i'm a scary tale
'cause when sun shines the earth is mine,
that's when by my hand you will die

and every night i fight a war that's lost
aware that even if i'm killed i'll live in your minds
forever and ever i'll haunt your dreams,
my memory'll be enough to chill your spine

one more night shatters my nerves, and shreds my sanity away
starving they scream their hunger as they try to draw me out
one more sunrise breaks the spell, releases me from this hell
to cast me into a new nightmare where nothing i knew has remained

i'm what you'll never be again, one of a kind
i am your fear
... your hate
... your doom
i am legend

hear me! i'm the last one left of a long gone kind, i stand alone
but as sun sets and darkness falls with hundreds voices the air comes alive

and every night they're comin' out for me
with hate filled rage they try to force their way inside
knocking and banging they pound the door
and they thrash the windows' boards: the roof

one more night shatters my nerves, and shreds my sanity away
starving they scream their hunger as they try to draw me out
one more sunrise breaks the spell, releases me from this hell
to cast me into a new nightmare
where nothing i knew has remained
akarui akarui
çok sakin bir film, öyle böyle sakin değil. teknik olarak iyi çekimleri olsun, efektler olsun güzel. başka bişey de pek yok vurucu bir film değil açıkçası. atv falan bunu başyapıt diye 10-15 defa gösterir öyle bi film.
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
iyi ya da kötü olmasından ya da neyi anlattığından çok adamın kocaman bir şehirde tek başına takılabilmesindeki rahatlığı düşünerek izlediğim film. yalnızlık bir süre sonra ne hale getirir nasıl olur bilmiyorum ama büyük bir metropolde tüm içkiler, tüm kitaplar, vs, sizin. özgürlüğe en yaklaştığınız an en yalnız kaldığınız an sanırım. aforizma gibi oldu bu da.
helia helia
hayatta izlediğim en boktan filmlerden bir tanesi. güzel olan tek şey çimlenmiş asfalt yollar ve caddelerde dolaşan kuş sürülerinin ilginç görüntüsüydü.
easy company easy company
filmin başında, will smith mutfakta köpeğıne yemek hazırlarken arka plandaki haberlerde new york jfk hava limanında pistten çıkan bir turkish airlines uçağının haberi geçiyor.
hansvoralberg hansvoralberg
filmin 7 sahnesinde 80'li yıllardan kalan hoplatmalı korku unsuruna yer veren yönetmene bu kadar güzel bir konuya sahip filmde bile bizi gerim gerim gerdiği için selam ediyorum.

bu arada kısacık kestirdiği saçlarında ve sakalında aklarıı belli olmaya başlayan will smith'in yaşlandığını idrak ettiğimiz film olmuştur.
centrocampista centrocampista
--- azcık spoiler içeriyor şu naçizane yorumum---

pursuit of happiness'le başlayan will smith merakımı, hiçbir önyargı olmadan giderdiğim film olmuştur kendileri. 28 days later'dan daha farklı bi yaklaşımla, korkutacaz-sıçırtacaz düşüncesinde olmadan, tatlı tatlı anlatacağını anlatmış filmdir. yine virüs var ama bu kudurtuyor bi bakıma; krippin virüsü kansere tedavi olma yoluyla önce %100 başarı oranıyla 10009 kişiyi kanserden kurtaran, ancak sonrasında 6 milyarın %90'ını anında öldüren bir virüs olarak çıkıyor barış dolu dünyamızın karşısına. emma thompson göz kırpar bize ufak "doktor" rolünde.

robert neville karakterinin 1000. günüyle başlıyoruz, yanında köpeği sam, bilimum "flaşbek"lerle geçmişi çözmeye çalışıyoruz ancak, bu new york nası bu kadar ot tuttu ormanlık oldu, bakılmayınca böyle potansiyeli olan bi memleket midir bunu açıklamamışlar. bi de aslan kaplan geyik nerden geldi ben mi kaçırdım yoksa o da filmin "aman orasını da çözmeyiver, filmin büyüsü o, her boku da bilme" mesajı mıdır, bilemedim.

dvd almak için girdiği dükkanda mankenleri dizip giydirmesi inceden çizmek üzere olduğunun da alameti ya, gerçek kızla çocuğu görünce ne yapacağını şaşırıyor esas oğlanımız. "biriniz de "hello" diyin allahsızlar" kısmı güzel olmuş.

bu virüslü lavukların lideri, bizim will'in alıkoyduğu manita yüzünden mi yaptı tüm bu hırsı, "seviyorum ulan!" diye de höykürseydi güzel olurdu.

bob marley de altta verilmiş ve filme son noktayı koymuş bob abim.

will smith de "ben, robot"tan sonra yine ona yığınla saldıran, bilgisayara yapılmış, yüzleri inceden o robotları da andıran bu virüslü arkadaşlardan sonra "yeter lan bi daha yeşil stüdyolarda harap edemem oyunculuğumu!" mu diyecek göreceğiz.

ama demem o ki tadımlık bi film, hani sonunu da merak ettiriyor da inceden, otur izle birader her filmin başına dünya mesajı çıkarmak için oturma derim ben.

ha unutmadan, karanlığı aydınlat!

---spoilerli yorumumuz burda sona eriyor, esenlikler---
hobbitt hobbitt
büyük umutlarla başına oturduğum filmdir. lakin film çok yavaş ilerliyordu ne yazık ki, biraz fazla uzundu ya da aradaki farkı idrak edemedim. sanki sonuna gelindiğinde ya bitsin artık bu film kaç saatlik film çektik demiş gibi geldi yönetmen. küt diye bitiverdi hiç anlamadım ne olduğunu. ama kitabının güzel olduğunu düşünüyorum zira ilginç bir konusu vardı filmin.
muhabirkedi muhabirkedi
bir zombili film daha izleyerek zombilere karşı iyice bağışıklık kazanmış oldum.

bu filmler yüzünden gerçek hayatta birgün zombi görünce bir gıdım korkum olmayacak. o derece sıradanlaştı benim için.

bu filmde benim zombi diye geçiştirdiğim yaratıklar, yüzüklerin efendisi'ndeki bir yaratık türüne benziyor. şimdi adını bilemeyeceğim. onlar da böyle tüysüz, grimsi, damarlı falan.

buradaki yaratıklar da diğer türevlerinde olduğu gibi işi gücü bağırmak ve ısırmak olan türden.

filmde başından sonuna kadar sadece ve sadece will smith mi olacak diye merakla izledim. eğer öyle olsaydı, ayağa kalkıp alkışlayacaktım,''bravo, tek adamla üstelik de sıkmadan işi iyi kotarmışsınız''diyecektim ama...

muhtemelen kimse öyle düşünmedi, yalnız ben filmi izlerken lost 'u anımsadım. olaylar dümdüz akarken ortaya çıkan flashback'ler lost'unki gibiydi. --- spoiler---zaten diğer kurtulanların adı da anna ve ethan'dı. sanki adeta lost'u anımsamam için öyle koyulmuş. ---spoiler---

bu filmle birlikte hollywood sinemasının artık kalabalıktan bunaldığını tespit etmiş bulunuyorum. ne hasretlermiş şu new york'un boşalmasına, ıssızlaşmasına, şöyle sessiz sakin olmasına.

bu arada filmin altyazısında (utanarak, üzülerek söylüyorum korsan dvd'de) will smith'in ''tanrı yoktur''cümlesinin yanında aynen şu ibare yer alıyordu. ''haşa de ulan'' bir de bunun yanında iki nokta üst üste parantez.
1 /